Ali Babacan’ın partisinin ayrıntıları

08.07.2019 medyascope.tv
Lire en Français | Read in English

8 Temmuz 2019’da medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Şükran Şençekiçer hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Bugün ikinci yayınla karşınızdayım. Ali Babacan nihayet AKP’den istifa etti. Bunu ilk olarak burada stüdyoda Kemal Öztürk, kendisiyle yaptığım söyleşide dile getirmişti. Ali Babacan’ın Erdoğan ile görüştüğünü, AKP’den istifa edeceğini açıkladığını söylemişti. Ve nitekim bugün Ali Babacan’ın bir yazılı açıklama ile istifa ettiğini gördük. Şimdi parti konusunda artık son düzenlemeler yapılıyor. Ve bu yayında biraz neler yaptılar, neler yapıyorlar, neler yapmak istiyorlar onu anlatmak istiyorum. Babacan’ın kurmay heyetinden bazı isimlerle görüştüm. İsimlerini vermek istemiyorlar. Ancak tanıdığım isimler. Ve birinci derecede Ali Babacan adına konuşmaya yetkili olduklarını biliyorum.
Bir kere öncelikle partinin çok gecikmeyeceğini söylüyorlar. İki hususu vurguluyorlar. Birincisi, Türkiye’nin sorunları üzerine, 2019 Türkiye’sinin sorunları üzerine çözüm önerilerini içerecek bir politikalar seti, yani bir program gibi ama bir çözüm önerileri seti hazırlıyorlar: Bir parti programı –eskiden böyle derdik–; onlar politikalar seti diyorlar daha yeni bir tâbirle. Bir yandan bu hazırlanıyormuş. İkincisi de bu politikaları hayata geçirebilecek bir kadronun oluşturulması. Kadro derken de insan kaynağı diye vurguluyorlar. Bu da yeni işletmecilik dilinin partiye bir şekilde taşınacağını gösteriyor. Bu ikisinin belli bir süredir sürdüğünü, artık olgunlaşma noktasına geldiğini, ikisi birden olgunlaştığı zaman partiyi çok geciktirmeden kuracaklarını söylüyorlar.
Kimler var? İsim telaffuz etmek istemiyorlar. Şimdi bazı isimler var. Ali Babacan’ı biliyoruz zaten. AKP’de değişik dönemlerde görevler üstlenmiş isimler var. Bakanlık yapmış, grup başkanvekilliği yapmış, milletvekili olmuş çok sayıda ismin olduğunu biliyoruz. Ama özel olarak bu isimleri çok dile getirmek istemediklerini, çünkü bunun sanki ikinci bir Adalet ve Kalkınma Partisi kuruluyormuş havası yaratabileceğini söylüyorlar ve çok sayıda yeni isim var diyorlar. AKP’de, kendi deyimleriyle AK Parti’de siyaset yapmamış, toplumun farklı kesimlerinden, farklı ideolojilerden kişilerin bu partinin kuruluşunda yer alacağını söylüyorlar. İsim sorduğumuz zaman da bu isimleri vermek istemediklerini, çünkü isimler açıklanırsa bunların başına bir şeyler gelebileceğini, devletin, iktidarın engellemek isteyebileceğini söylüyorlar. Ama iddialılar. Öyle iddialı ki, birisine “Nasıl gidiyor temaslar, yeni isimleri katma konusunda?” diye sordum. Şu cevabı verdi bana: “Şu âna kadar temas edilip de hayır diyen kimse olmadı.” Bu çok iddialı bir cevap. Böyle ise gerçekten ilginç olacağa benziyor.
Bir de söylenen, “yurtiçi ve yurtdışından” diye bir vurgu var. Belli ki yurtdışında yaşayan, yine kendi tâbirleri ile iş insanı ve akademisyenlerin de bu partide olacağını söylüyorlar. Yurtdışından kimler nasıl gelecek? Orada herhalde siyasete daha önce girmemiş birtakım insanlar, Babacan’ın başbakan yardımcılığı döneminde, ekonomi ile ilgili üst düzey sorumluluklar üstlendiği dönemde birlikte çalıştığı ya da tanıştığı birtakım teknokrata yakın isimler belki olabilir. Özellikle ekonomi, işletme alanlarında çalışan isimler olabilir. Ama onun da ötesinde daha kapsamlı olma iddiasındalar. Ve özel olarak da, sürekli olarak da “farklı ideolojilerden, farklı kesimlerden” diye vurguluyorlar. Kürtlere özel bir ilgi gösterildiğini, partinin kuruluş sürecinde Kürtlere geniş bir yer açmak istediklerini duyduğumu söylediğimde kimse reddetmedi. Bu konuda olumlu konuşuyorlar. Ama yine isim vermek istemiyorlar. Özellikle bugün Ali Babacan’ın yazılı açıklamasının son paragrafında yer alan insan hakları vurgusunun özellikle Kürtlere gitme konusunda bir işlevi olacağı iddiasındalar. Abdullah Gül’ü sorduğumda, hiç tereddütsüz, “Ağabeylik yapacak” dediler, “destek olacak, yol gösterici olacak.” Ama anlaşılan Abdullah Gül aktif olarak parti içerisinde yer almayacak. Ben ona sponsor diyordum. Onlar “ağabeylik” diyorlar. Bazıları belki mentorluk diyebilir. Her halükârda bu aslında bir şekilde Abdullah Gül’ün partisi olacak, o anlaşılıyor. Abdullah Gül’ün Recep Tayyip Erdoğan’la hesaplaşmasının partisi olacak, o anlaşılıyor.
Tabii burada ikinci AKP olmaktan özellikle uzak durduklarını söyledim. Bir de ikinci ANAP vurgusu var. İkinci ANAP vurgusu, özellikle her kesimi kucaklama iddiası nedeniyle çok dile getirildi. Ben de dile getirdim. Ancak bundan da rahatsızlık duyuyorlar. Çünkü o tarihte, ANAP’ın kuruluş tarihindeki Türkiye ile bugünkü Türkiye’nin çok farklı olduğunu; yine aynı şekilde AK Parti’nin kuruluş dönemindeki Türkiye ile şimdiki Türkiye’nin çok farklı olduğunu; 2019’un koşullarına uygun, sorunlarına cevap verecek bir parti iddiasındalar. O zaman anlaşılıyor ki ANAP ve AK Parti deneyimlerinden de istifade eden yeni bir parti yapmak isteyecekler. Nasıl yapacaklar? Kendilerini nasıl farklılaştıracaklar? Açıkçası bir merak konusu. Şu âna kadar özellikle partide adı geçen isimlerin hemen hemen hepsinin AK Parti geçmişi olduğu da düşünülürse, ikinci AK Parti ya da ANAP olma beklentisi çok yüksek. Hâlâ örneğin bu parti konuşulduğu zaman, Davutoğlu’nun partisi için de aynı şey geçerli. Muhalefet cenahında bunu bir danışıklı dövüş olarak görme eğilimi var. AK Parti’nin yapıp ettiklerinden bunların da sorumlu olduğu vurgusu var. Dolayısıyla yeni bir parti olma iddiası için gerçekten çok sayıda yeni yüze ihtiyaç olacak. Yeni söylemlere ihtiyaç olacak. Bunu ne derece başarabilecekler? Bu merak konusu. Ben özellikle çok merak ettiğimi söyleyebilirim. Çünkü AKP’nin kuruluş döneminde, hatırlıyorum, yeni isimler olacak demişlerdi; yeni yüzler, Refah Partisi geleneği dışından da isimler olacak denmişti. Ama gittiğimizde çok da fazla yoktu. Var olanlar da çok dikkat çekici isimler değillerdi. Ama bu sefer belki Ali Babacan kendisinin özellikle yurtdışındaki itibarını kullanarak birilerini bu partiye ikna etmiş olabilir. Onu göreceğiz.
Davutoğlu hususunu sordum. Belli ki Davutoğlu ile beraber hareket etmiyorlar, edeceğe de benzemiyorlar. Ama bunu bir Davutoğlu eleştirisi olarak yapana rastlamadım. Genellikle şu söyleniyor: “Hocaya saygımız var. Ama siyaset yapma tarzlarımız çok farklı. Bunların örtüşmesi mümkün gözükmüyor” diyorlar. Davutoğlu anladığım kadarıyla bunlara göre biraz daha fazla İslamcı kaçıyor, daha retorik kaçıyor. Burada daha başka, yeni bir dil oluşturmaya çalışacaklar gibi gözüküyor. O anlamda da yine Özal dönemine bir gönderme yapabiliriz.
Dünyadaki sağ popülizm, yeni akımlar, aşırı sağ gibi hususları çok ciddiye aldıklarını ve Türkiye’nin bu akımların etkisinden kurtarılması için birtakım politikalar geliştireceklerini ve Avrupa Birliği’ne üyelik meselesine de sonuna kadar sahip çıkacaklarını söylüyorlar. Bu anlamda anti-popülist bir dil tutturmak nasıl mümkün olabilir? Belki Batı’daki popülizme karşı; ama Türkiye’de yine de birtakım popülist söylemlere başvurabilirler. Biraz karışık bir husus.
Birtakım isimleri sordum, isimleri çok konuşmak istemiyorlar. Ama anladığım kadarıyla Mehmet Şimşek herhalde bu harekete yakın duruyor. Girer mi girmez mi bilmiyorum. Şu anda özel sektörde olduğunu biliyorum. Öte yandan bildiğim bir şey var ki Şimşek iktidar tarafından da tekrar kazanılmak isteniyor; ama Şimşek’in de buna pek yanaşmadığı yolunda çok güçlü rivayetler var. Dolayısıyla Mehmet Şimşek’in de –ve onun gibi ekonomide önemli görevler üstlenmiş bazı isimlerin de– Ali Babacan ile birlikte hareket edecek olması ihtimali hayli yüksek.
Peki bütün bunlardan nasıl bir parti şekilleniyor? Açıkçası daha önce Refah Partisi’nden kopuşu gazeteci olarak izlemiş birisiyim. O, yıllara yayılmış bir kopuştu. Bunun da aslında belli bir süredir var olduğunu biliyoruz. Ama o tarihte Refah Partisi’ndeki kopuşta, kopan insanlar parti içerisinde hâlâ çok aktif roller oynuyorlardı. Ve partinin içerisindeki başarılarıyla partiyi dönüştürmek istediler. Dönüştürmelerine izin verilmeyince ayrıldılar. Ancak şu anda söz konusu olan isimler –Ali Babacan, Abdullah Gül ve onlarla beraber hareket ettiğini tahmin ettiğimiz, kimisini bildiğimiz isimler– uzun bir süredir Erdoğan tarafından dışlanmış, marjinalleştirilmiş insanlar. Ve parti içerisinde pek varlıkları yoktu. Dışarıda kalmışlardı. Onun için işleri çok daha zor olacağa benziyor. Ama şöyle bir avantajları olduğu muhakkak: Özellikle ülkede bir ekonomik kriz varken Ali Babacan’ın ekonomideki geçmiş performansı nedeniyle bu partinin belli bir şansı olacak.
Bir diğer husus, Erdoğan’ın uluslararası alanda, özellikle Batı’daki itibarının çok kötü olması, güvenilirliğinin çok kötü olması nedeniyle Batı, Batı’nın değişik odakları, Türkiye’de alternatifler arıyor. CHP’ye Ekrem İmamoğlu olayından sonra ilgiler biraz artmış olabilir. Ama özellikle AKP’ye muhalefet alternatifinin AKP içerisinden çıkabileceği tezi hâlâ Batı’da çok güçlü. Ve bu anlamda Ali Babacan gibi tanıyıp bildikleri ve güvendikleri bir isme herhalde destek verirler bir şekilde, –doğrudan olur mu, hemen olur mu, çok yoğun olur mu bilmiyorum– ama Ali Babacan’ı Tayyip Erdoğan’a tercih edecekleri muhakkak. Batı’nın birçok odağı, merkezi için bu söz konusu. Bildiğim kadarıyla Ali Babacan şu günlerde yurtdışına gidecek. Muhtemelen orada da birtakım temasları olacaktır. Ve yeni partisini anlatıp yeni partisine destek isteyecektir. Ve bu desteği bulmakta çok zorlanacağını sanmıyorum. En fazla şöyle bir hesap olabilir: Başarısız olma ihtimali nedeniyle ona verilen desteği, vermeyi düşündükleri desteği açık etmek istemeyebilir birileri. Ancak şu anda Batı nezdinde, gerek Batı’nın finans çevreleri, ekonomi çevreleri, siyasî çevreleri ve medyası açısından baktığımız zaman Erdoğan’ın çok dezavantajlı, Ali Babacan’ın da hayli avantajlı olduğunu görüyoruz. Ancak bu tek başına yetmiyor. Ülkenin içerisinde, birincisi Adalet ve Kalkınma Partisi’nden belli bir şeyi kopartabilmeleri lâzım. Ama daha önemlisi AKP’li olmayan, hatta AKP’den hazzetmeyen, Erdoğan’a karşı olan çevrelerden de birilerini yanlarına çekebilmeleri lâzım.
Son olarak milletvekilleri meselesine değinmek istiyorum. Mâlûm, Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti milletvekilleri ile sürekli toplanıyor ve onları bölünme konusunda uyarmaya çalışıyor ve partide tutmaya çalışıyor. Bunu sordum, şöyle bir yanıt aldım birisinden: “Ali Babacan’ı tarzı değildir böyle şeyler yapmak”. Yani şunu söylüyor: “Bizim Meclis grubundan milletvekili devşirme gibi bir stratejimiz yok.” “Ama” diye devam etti birisi, “bize gelenler oluyor. Biz kimseye gitmiyoruz ama gelenleri de reddetmiyoruz. Dolayısıyla bizim,” diyorlar, “AK Parti’nin Meclis grubundan insan çekmek gibi bir derdimiz yok. Ama AK Parti Meclis grubundan bize katılmak isteyenler çok.” Böyle bir politik bir cevap var.
Son bir husus da şu: Ali Babacan bugün açıklama ile partiden istifa etti. Peki diğer isimler de böyle yapacaklar mı? Bunu sorduğumda birisi şu cevabı verdi: “Evet, istifa edeceğiz. Ama bunu böyle, Ali Bey’in yaptığı gibi açıklayarak yapmayacağız. İnsanları çok fazla incitmek istemiyoruz. Yargıtay’ın internet sitesinden zaten her isteyen parti üyeliğini iptal edebiliyor. Biz de böyle yapacağız” dediler.
Evet, bugün start verildi. Ali Babacan istifa etti. Partisini birkaç ay içerisinde tahmin ediyorum, çok gecikeceğini sanmıyorum, Eylül’de falan görebiliriz, en fazla Ekim’e kalır diye tahmin ediyorum. Bu parti çıkacak. Bu arada Davutoğlu da herhalde bu hamlenin ardından kendi girişimi için yeni birtakım çıkışlar yapacaktır. Tekrar söyleyeyim: Gerek Ali Babacan’a gerek Ahmet Davutoğlu’na Medyascope için davetlerimizi ilettik. Bakalım kabul edecekler mi? Bakalım hangisi ile yapabileceğiz ya da hangisiyle ilk yayınımızı yapacağız diyelim.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
19.07.2019 Cemaatlere yasal statü verilirse ne olur?
18.07.2019 “Düşmanımın düşmanı düşmanımdır”: Fethullahçılığın gölgesindeki Gezi Davası
17.07.2019 Tanıdığım Fethullah Gülen
17.07.2019 Transatlantik: Doğu Akdeniz’de neler oluyor? S400/F-35 krizi & Üçüncü yılında 15 Temmuz
16.07.2019 Fethullahçılığın Türkiye’de bir geleceği var mı?
15.07.2019 15 Temmuz’un üç yıllık bilançosu
15.07.2019 15 Temmuz’un üçüncü yılında Türkiye: Dönemin AK Parti İstanbul İl Başkanı Selim Temurci ile söyleşi
12.07.2019 KADEM’in kaderi: İslami camiada kadın sorunu tartışması kızışıyor
11.07.2019 Türkiye’de din-siyaset ilişkilerinde yepyeni bir dönem
10.07.2019 Hangi dava? Hangi ümmet?
19.07.2019 Cemaatlere yasal statü verilirse ne olur?
11.07.2019 Religion et Politique en Turquie: je t’aime, moi non plus
09.07.2019 Changing and fluctuating political balances in “Brand New Turkey”
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı