Be cool: Nerede kalmıştık?

07.05.2019 medyascope.tv

7 Mayıs 2019’da medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Şükran Şençekiçer hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Washington’dan 10 saatlik bir yolculuktan yeni geldim ve doğrudan stüdyoda bu yayını yapıyorum. Dün yine Washington’dan Skype üzerinden bağlanıp seçimin yenilenmesi kararını değerlendirmiştim — YSK’nın diye geçiyor ama aslında iktidarın kararı bu; YSK’nın burada hukukî bir karar almadığını hepimiz biliyoruz. Ülke içinde ve dışında herkes, ilgili herkes bu olayın farkında. Neyse, seçimin yenilenmesi kararını değerlendirmiştim; ama yine ayağımın tozuyla yol boyunca düşündüklerim –Washington’daki tartışmalarda da çok sayıda Türkiye’yi takip eden kişi ile, içlerinden büyük bir kısmı Türk, bayağı bir yoğun bir tartışma geçti–, sıcağı sıcağına karar üzerine bir şeyler söylemek istiyorum.
Başlığı yine “Be Cool” olarak seçtim. Bu başlık seçim sonrası yaptığım yayınlarda en çok hoşuma giden başlık olmuştu. Yani sakin olmak, serinkanlı ve sükûnet içerisinde olmak. Ve nerede kalmıştık? İktidar yenilmeye doyamadı, bir seçim daha istiyor. Ve dolayısıyla aynı formülün bu seçimde de bir şekilde hayata geçmesi gerekiyor bence. Geçerse, iktidarın, esas olarak da Erdoğan’ın ve tabii ki Devlet Bahçeli’nin de 23 Haziran’da yeni bir, daha sert bir yenilgiyi alması bana göre kaçınılmaz. Şimdi kaçınılmaz diyorum, yaptığım yorumlardan dolayı, yaptığım değerlendirmelerden dolayı, özellikle de seçimin iptali konusunda yaptığım değerlendirmelerden dolayı çok kişinin beni bir güzel harcadığını da biliyorum. Olabilir, haklı olabilirler. Ama şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Seçimin iptal edilmesinin çok da gerçekçi olmayacağını, yargıçların vicdanına ve adalet duygusuna güvenerek falan söylemiş değilim. Yani en azından Türkiye’de artık hukuk diye bir şey kalmadığını bilecek kadar aklım eriyor diye söylemem lâzım.
Benim değerlendirmem esas olarak Tayyip Erdoğan’ın seçimi ikinci kere yeniletmeyi istemesinin irrasyonel olduğuydu. Kendisi için çok büyük bir hata olacağıydı. Ve özellikle de şunun altını çizmiştim: “Erdoğan son dönemde üst üste çok büyük hatalar yapıyor. Bunu da pekâlâ yapabilir. Ama yapmayacağını tahmin ediyorum” dedim. Yanıldım. Yanılmış olmaktan dolayı hiç de pişman değilim. Yani şöyle söyleyeyim: Açıkçası bu seçimin tekrarlanacak olması Türkiye’de bir devrin kapanmasını hızlandıracak ve benim tabirimle “Yepyeni Türkiye”nin hayata geçmesini çabuklaştıracak bir şey oldu. Bu anlamıyla bakıldığı zaman tabii ki insanlar kazanılmış bir belediyenin ellerinden, İstanbul gibi bir belediyenin gasp edilmiş olmasını, bu şekilde sözüm ona yargı üzerinden –ama yargı ile hiçbir alâkası yok, bu anlamda Meral Akşener’in “sivil darbe” sözü hiç de yakışıksız değil bence– alınmasından dolayı rahatsız oldukları muhakkak. Çok büyük bir haksızlık, adaletsizlik olduğu muhakkak. Bir gasp olayı olduğu muhakkak. Ama şurası da bence muhakkak ki burada, 31 Mart’ta seçimler bize, ülkenin kazananlarının ve kaybedenlerinin kim olduğunu gösterdi. Dolayısıyla, biraz işi dramatize ederek diyeyim, İmamoğlu’nun seçilmesi için, seçilmesine sevinenler belki de bağırlarına taş basarak ikinci kez onu seçme şansına çok yüksek bir şekilde sahipler.
Tabii ki “Seçim kesin ertelenir” diyenler –ki kötümser, her zaman, başından itibaren olaya hep kötümserlik açısından bakan, Tayyip Erdoğan’ın ne yapıp edip kaybetmeyeceğini ileri sürenler açısından–, 23 Haziran’da da Tayyip Erdoğan’ın, daha doğrusu Binali Yıldırım’ın ama esas olarak Tayyip Erdoğan’ın kazanacağına garanti yoluyla bakıyorlar. Birtakım hileler olacağını, birtakım düzenlemeler olacağını, birtakım provokasyonlar olabileceğini vs. söylüyorlar. Ama şunu da söylemek lâzım: Artık Tayyip Erdoğan Türkiye’de oyun kurucu rolünü tam anlamıyla kaybetmiş durumda. YSK gibi, artık “adı var kendi yok” bir kurum üzerinden seçimi yeniletme imkânına ve gücüne hâlâ sahip olabilir. Ama Türkiye seçmeninin ikinci kez sandığa gittiğinde İstanbul tercihini İmamoğlu yerine Binali Yıldırım’a çevirmesini sağlayabilecek hiçbir şey yok elinde.
Şöyle yok: Baskı politikaları, provokasyonlar, hileler hurdalar vs., bütün bunların hepsi olabilir. Ama seçim esas olarak bir irade meselesidir. İnsanların siyasî tercihi meselesidir. İnsanların ileriye doğru bakarak, büyük bir çoğunluğunun –hepsi değilse bile– yaptığı bir şeydir. Tayyip Erdoğan’ın ve Bahçeli’nin Türkiye’de halka, seçmene ileriye yönelik sundukları hiçbir şey yok. Uzun zamandır böyle bir olayla karşılaşmıyoruz. Bir vizyon yok. Ama İmamoğlu’nun ve diğer muhalif adayların, belediye başkan adaylarının en azından, yerel anlamda insanlara söyledikleri bir şey vardı — ki bunu hayata geçirdiler. Sonuç olarak evet, ben Tayyip Erdoğan’ın hâlâ rasyonel olabileceği kanısıyla bir değerlendirme yaptım. Değilmiş. Ama bu bana en fazla bir eksi yazar. Ama Tayyip Erdoğan’a çok kocaman, katmerli bir yenilgi yazıyor. Şu andan itibaren o yenilgi zaten geçerli. 31 Mart’ta yaşanan yenilgiyi, seçimleri iptal ettirerek zaten katmerleştirdi. Eğer bir daha kaybederse, çok daha ağır bir yenilgi olacak.
Diyelim ki Binali Yıldırım kazandı. Ama bu da bir yenilgi olarak kayıtlara geçecek. Ve İmamoğlu’nun şu haliyle, zaten dün geceki yaptığı konuşmadan itibaren yıldızının tekrar parladığını ve bu yıldız parlatmayı da büyük ölçüde Erdoğan’ın yaptığını düşünüyorum. Eğer ikinci seçimde şu ya da bu şekilde başkanlık elinden alınırsa, Ekrem İmamoğlu, zamanında Tayyip Erdoğan’ın şiir yüzünden hapse girmesinden elde ettiği mağduriyet ve kredinin çok daha ötesinde bir kredi ile önümüzde, siyaset sahnesinde etkili olabilir. O da Türkiye’de yıllardır yaşanan, Erdoğan’ın karşısına kimsenin çıkamaması olgusunun sonlandırılması olur. Erdoğan sonuç olarak alternatifini kendi elleriyle itinalı bir şekilde yaratmakla meşgul. Bu da onun siyasî anlamda gerçekten kariyerinin en kötü dönemini yaşadığını bize gösteriyor.
Tayyip Erdoğan’ın siyasî hayatının en kötü dönemi olması, Türkiye için ne olur? Bir kere bu 23 Haziran’da olacak bir şey değil tabii. Ama 23 Haziran’da çıkacak sonuç etrafında yeni Türkiye’nin nasıl bir tempoyla hayata geçeceğini göreceğiz, gözlemleme imkânına sahip olacağız. Eğer Ekrem İmamoğlu kazanırsa bir başka bir hava oluşacak, atmosfer oluşacak ikinci kez kazanırsa. Eğer bir şekilde kazanması engellenirse, içeride ve dışarıda kimse bunun normal yollarla olduğuna inanmayacak ve esas şaibe bu ikinci seçimde bulunacak. Ve bunun bir gasp edilmiş belediye olduğu kabulü ile hareket edilecek. Ve birisi “topal ördek” olacaksa –Erdoğan’ın İmamoğlu için yanlış bir şekilde kullandığı – esas “topal ördek” Binali Yıldırım olacak. Yani Yeni Türkiye’nin, Yeni Türkiye’ye direnen yerel yönetimlerde ender isimlerden birisi olarak karşımıza çıkacak.
Şunu özellikle söylemek istiyorum: Biz gazeteciler İddaa tahmincileri ya da at yarışı tahmincileri falan değiliz. Biz değerlendirmeler yapıyoruz. Bunlar isabetli çıkıyor ya da çıkmıyor. Bunlarda puanlama yapmanın vs.’nin çok fazla anlamı yok. Önemli olan burada yürütülen akıldır. Ve bunu yaparken özgür olup olmadığımızdır. Türkiye’de demokrasiden yana, çoğulculuktan, hukuk devletinden, temel hak ve hürriyetlerden yana olup olmadığımızdır. Buna bakarak, bu gazetecilikte, değerlendirmelerde hatalar da olur, doğrular da olur; ama önemli olan, gazetecinin kendine çizdiği, benimsediği üslûp ve izleyicileriyle, okuyucularıyla ve haber kaynakları ile kurduğu ilişkidir. Biz Medyascope’ta üç buçuk yılı aşkın bir süredir doğrudan bir şekilde, samimi bir şekilde, sivil bir şekilde, demokrasiyi savunan bir şekilde bir yayıncılık yapmaya çalışıyoruz. Çok başarılı olduğumuz anlar oldu, yeterince başarılı olmadığımız anlar oldu. Ama 24 Haziran ve 31 Mart seçimlerinde gerçekten çok fark yarattık burada arkadaşlarımızla beraber. Ve şimdi 23 Haziran’da da Allah’ın işi, 24 Haziran’ın 1 yıl 1 gün eksiğinde tekrarlanıyor, yine bu farkı burada göreceksiniz. Arkadaşlarım ben burada yokken zaten dünden itibaren gerçekten çok iyi işler çıkarttılar. Ve bundan sonra da İstanbul seçimleri, yenilenen İstanbul seçimlerini olabildiğince çok boyutlu bir şekilde aktarmaya çalışacağız.
Burada dediğim gibi, tahmin yarıştırma gibi bir iddiamız yok. Ama izleyicilere gerçekten yararlanabilecekleri, değerlendirebilecekleri bilgileri ve yorumları aktarmaya çalışıyoruz. Kimileri isabetli olur, kimileri isabetsiz olur, o ayrı bir husus. Yani şunu söylemeye çalışıyorum: Muharrem İnce hakkında ya da Ekrem İmamoğlu hakkında söylediklerimin büyük ölçüde doğrulanmış olmasının bana bir memnuniyet verdiğini yadsıyacak değilim. Ama esas önemli olan burada bizim işimizi özgür bir şekilde yapabilmemizdir. Son seçimin iptal edilmesi meselesinde benim beklentim, tahminim açıkçası, tekrar söylüyorum, Erdoğan’ın böyle bir hatayı, artık bu kadarını da yapmayacağıydı. Bu kadarını da yaptı. Erdoğan beni bir kez daha şaşırttı. Ama Erdoğan’ın beni şaşırtıyor olması Türkiye için çok kötü bir şey değil. Ben en fazla söyledikleri çıkmayan birisi olurum.
Ama şunu özellikle söyleyeyim: Bu karar Türkiye için çok hayırlı oldu. İlk andan itibaren öfkeyle, hayal kırıklığıyla yaşanan birtakım şeyler var. Boykot tartışmaları falan var. Ama bunun hızla aşılacağını ve bu anlamda Ekrem İmamoğlu’nun ve CHP İstanbul teşkilatının özellikle devreye hızlı bir şekilde gireceğini tahmin ediyorum. İYİ Parti zaten pozisyonunu baştan itibaren aldı. Saadet Partisi’nin tavrının da Ekrem İmamoğlu’na doğru olacağı kanısındayım. Kendi adaylarını yine çıkartacaklardır, ama Saadet seçmeninden bir oy kayması olacaksa Binali Yıldırım’dan çok Ekrem İmamoğlu’na yönelik olacağı kanısındayım. Ama esas önemlisi, iki husus var. 24 Haziran’ın verdiği hayal kırıklığı nedeniyle 31 Mart’ta sandığa gitmemiş olan muhalefet seçmeninin büyük bir pişmanlık hissettiğini, yaşadığını görüyorum. Ve onların 23 Haziran’da sandığa gideceğini ve 31 Mart’ta Binali Yıldırım’a oy vermiş olan seçmenin bir kısmının –sayısının ne kadar olacağını söylemek tabii ki mümkün değil– sandığa gitmeyeceğini, hatta Ekrem İmamoğlu için oy vereceğini düşünüyorum.
Çünkü hepimiz bu ülkede yaşananlardan, bir yığın şeyden şikâyetçi olabiliriz; ama belki de çok küçük yaştan itibaren solcu olduğum için, bazıları bunu saflık diye tanımlayabilirler, ama hakikaten bu halka, bu topluma güvenmek lâzım. Vicdan yargıçlarda olmayabilir; ama toplumda, vatandaşlarda vicdanın hâlâ büyük ölçüde egemen olduğunu düşünüyorum. Hakkaniyet duygusunun, adalet duygusunun egemen olduğunu düşünüyorum. Zaten 31 Mart’ta bunu gösterdiler. 23 Haziran’da da bunu göstereceklerine eminim. Bunda yanılacağımı da hiç sanmıyorum.
Tekrar söyleyeyim: Bu seçim, hayırlara vesile olacak bir seçim. Türkiye’de yeni Türkiye’yi, daha doğrusu yepyeni Türkiye’yi hızlandıracak bir karar oldu Erdoğan’ın kararı. YSK’nın değil, Erdoğan’ın kararı. Bu anlamda iyi oldu. Tabii ki Ekrem İmamoğlu’nun belediye başkanlığına el konulmasaydı falan iyi olacaktı; ama bu daha iyi oldu. Bunu bir teselli gibi olarak söylemiyorum. Bir değerlendirme olarak söylüyorum. Ve bunu çok geçmeden, bir buçuk ay sonra hep birlikte göreceğiz. Esas şunu düşünmek lâzım: 23 Haziran gecesinden itibaren iktidar koalisyonu ne yapacak? Neyi nasıl yapabilecek? Ne söyleyebilecek? Bakın, Binali Yıldırım kazansa da kaybetse de hiç önemli değil. Bu seçim iptal edildiği andan itibaren iktidar tarafından ikinci kez kaybedilmiş bir seçim benim gözümde. Buna böyle bir aritmetik hesap yapanlar vs. olacaktır. Sonuçta belediyeyi Binali Yıldırım yönetecek vs.. 25 yıldır zaten bu gelenek yönetiyor. Belki allem edip kallem edip her türlü hile hurda ile üç dört yıl daha yönetecek olabilirler. Ama esas olarak yönetecek olmaları, Türkiye’de yepyeni bir dönemin açılacak olduğu, açılmakta olduğu, hatta açıldığı gerçeğini iptal etmeye yetmeyecek. Çünkü ne Erdoğan’ın ne Bahçeli’nin artık kendi tabanları dahil olmak üzere Türkiye’de topluma söyleyebilecekleri, ileriye yönelik söyleyebilecekleri hiçbir şey kalmadı.
Son olarak şunu söyleyeyim, Washington’da en çok bunun altını çizdim tartışmalarda — hep sordular, dünkü Medyascope’a bağlandığımda da söylemiştim, bunu tekrar tekrar vurgulamak istiyorum: Türkiye Erdoğan’dan ibaret değil. Türkiye çok dinamik bir toplum, çok çoğul bir toplum. Etnik anlamda, dinsel anlamda, mezhebî anlamda, hayat tarzı anlamında çok dinamik bir toplum. Böyle bir toplum sadece Erdoğan’la açıklanabilecek bir şey değil. Zaten yaptığımız değerlendirmelerde, herkesin yaptığı değerlendirmelerde, iyimserin de kötümserin de yaptığı değerlendirmelerde bir tarafa Erdoğan konuluyor, diğer tarafa diğerleri konuluyor. Ama şunu söyleyebilirim: Erdoğan artık Türkiye toplumunun beklentilerini, kaygılarını anlama ve ona göre hareket etme kabiliyetini çoktan yitirdi. Bunu yitirmesinin en önemli nedeni de kendi bekasını toplumun önüne koymuş olmasıdır. Bu saatten sonra artık onun için bir dönüş, toparlanma imkânı olmadığını YSK’ya empoze edilen kararla gördük.
Evet, sakin olmakta, cool olmakta bir kez daha yarar var. Kaldığı yerden Türkiye, yepyeni Türkiye yoluna devam ediyor. Bu kararı dayatanların pişman olacağını 23 Haziran gecesi göreceğimize eminim. Tekrar söylüyorum: Kazansalar da kaybetseler de çoktan kaybettiler ve kayıpları katmerli bir kayıp olarak kayıtlara geçti. Bu kaydı, bu realiteyi görmek istemeyen Erdoğan yanlıları, yani “reisçiler” olabilir. Ama işin en acayip tarafı bu konuda en çok ısrar edenlerin başında Erdoğan’ın tescilli rakipleri, hatta düşmanları geliyor. Bu da Türkiye’nin bir garip paradoksu. Erdoğan’ın en çok işine Erdoğan’ın bu tür karşıtları yarıyor. Onları dediği kabaca şöyle özetlenebilir: “Erdoğan ne yapıyor ne ediyor, istediğini yaptırıyor bu ülkeye, Allah kahretsin” şeklinde cümleler kuruluyor. Böyle bir cümle yok. Erdoğan her istediğini Türkiye yaptırabilecek birisi değil. Türkiye Erdoğan’dan da, her türlü siyasetçiden de daha büyük bir ülke. Ve Erdoğan artık Türkiye’nin bu büyüklüğünü taşıyamadığını, yanına Bahçeli’yi de alsa yine de taşıyamadığını gösterdi. Bu son karar da bunu gösterdi. Evet, kaldığımız yerden, cool, sakin olmakta yarar var. Türkiye yepyeni bir döneme çoktan girdi. Ne olursa olsun bu gidişatın çevrilmesi çok mümkün gözükmüyor.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
19.07.2019 Cemaatlere yasal statü verilirse ne olur?
18.07.2019 “Düşmanımın düşmanı düşmanımdır”: Fethullahçılığın gölgesindeki Gezi Davası
17.07.2019 Tanıdığım Fethullah Gülen
17.07.2019 Transatlantik: Doğu Akdeniz’de neler oluyor? S400/F-35 krizi & Üçüncü yılında 15 Temmuz
16.07.2019 Fethullahçılığın Türkiye’de bir geleceği var mı?
15.07.2019 15 Temmuz’un üç yıllık bilançosu
15.07.2019 15 Temmuz’un üçüncü yılında Türkiye: Dönemin AK Parti İstanbul İl Başkanı Selim Temurci ile söyleşi
12.07.2019 KADEM’in kaderi: İslami camiada kadın sorunu tartışması kızışıyor
11.07.2019 Türkiye’de din-siyaset ilişkilerinde yepyeni bir dönem
10.07.2019 Hangi dava? Hangi ümmet?
19.07.2019 Cemaatlere yasal statü verilirse ne olur?
11.07.2019 Religion et Politique en Turquie: je t’aime, moi non plus
09.07.2019 Changing and fluctuating political balances in “Brand New Turkey”
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı