Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: "Öcalan’ı merkeze alan bir süreç AKP için çok riskli"

20.05.2026 medyascope.tv

20 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin pazartesi günü Türkgün gazetesinde onun imzasıyla çıkan yazısı https://www.turkgun.com/gundem/mhp-lideri-bahceliden-turkgune-ozel-aciklamalar-terorsuz-turkiyenin-yeni-yol-haritasi/375214 üzerine konuşmaya devam ediyoruz. Pazartesi’den beri epeyce kişiyle konuştuk, daha da konuşacağız. Bugün sırada Prof. Burak Bilgehan Özpek var. Burak merhaba.
Burak Bilgehan Özpek: Merhaba Ruşen ağabey.

Ruşen Çakır: Bahçeli’nin Meclis’teki grup konuşmasının ardından yaptığımız çok konuklu yayına https://medyascope.tv/2026/05/06/rusen-cakir-uzman-konuklarla-degerlendirdi-tum-yonleriyle-bahcelinin-ocalana-statu-onerisi/ sen de katılmıştın. Aynı tema söz konusu, ama bu sefer ‘’Öcalan'a statü’’ meselesinin eksene alındığı, ama sadece onun değil, üç ayrı mekanizmanın daha tarif edildiği bir Bahçeli metniyle karşı karşıyayız. Metin A4 sayfasıyla 16 sayfa. Bir metin olarak baktığın zaman ne düşünüyorsun? Sen böyle metinlere bir siyaset bilimci olarak aşinasındır, ben bunun çok önem arz ettiğini düşünüyorum.
Burak Bilgehan Özpek: Bunun bir röportaj olmadığını düşünüyorum. Bu bir rapor ve rapor hâlinde yayınlandığı zaman etkisinin kısıtlı olacağı düşünüldüğü için, bu şekilde servis edildi bana sorarsanız. Bunun Milliyetçi Hareket Partisi tarafından hazırlanıp hazırlanmadığı konusunda da benim şüphelerim var. Parti bürokrasisi içerisinden mi geldi yoksa dışarıdan başka STK'lar ya da başka aktörler mi bu sürece dahil oldu ve bu raporu hazırladı, ondan emin değilim. Muhtemelen çok uzun süre de öğrenemeyeceğiz. Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi'nin komisyona sunduğu raporla bu rapor arasında çok büyük farklılık var, önce onu söyleyeyim. Raporu yazan kişilerin kalemi de farklı.
İkincisi, bunu nasıl ifade etsem bilmiyorum ama rapor bence kendi içerisinde entelektüel bir hokkabazlık barındırıyor. Çünkü birçok referans var, literatüre yapılan atıflar var. Fakat bunların çoğunun altı boş ve tarihi gerçeklikleri de biraz saptırarak, başta murat edilen amacı desteklemek için yorumlanmış diye düşünüyorum. Mesela Weber'e atıfla söylenen karizmatik otorite modeli ya da İspanya'daki ETA ile ilgili süreç gibi bilgilerin çoğu çok hatalı. Madrid, ETA'yı hiç muhatap almadı mesela. Eğer bir çözüm sürecinden bahsediyorsak, terör örgütü, Madrid hükümeti tarafından hiç muhatap alınmadı. Ama ETA süreci, Bask sorunu bir örnek, bir model olarak gösteriliyor. Ya da Weber'in bu karizmatik otorite modeli, bir modern devlet için geçerlidir, modern devletin kanunlarını, kurumlarını, bürokrasisini baypas eden, seçmenleriyle, halkla doğrudan duygusal ilişki kuran karizmatik bir lidere işaret etmek için geliştirilmiştir. Bunun alternatifleri vardır tabii ki; geleneksel otorite modeli ya da bürokratik, akılcı, rasyonel otorite modelleri gibi. Karizmatik otorite modeli bunlardan bir tanesidir. Bunu Öcalan'ı tarif etmek için kullanması da akademik olarak söylemek gerekirse bence biraz sorunlu.
Bunun dışında, bu çözüm sürecinin ruhunu belirleyen bir işportacılık da var. Bu işportacılık, çözüm sürecinin hedefine ulaşması durumunda Türkiye'nin büyüyeceği ve bölgesel güç olacağı yönündeki bir anlatı. Siz İstanbullusunuz, vapurla seyahat ediyorsunuzdur Ruşen ağabey. Vapurdaki işportacılar da bir tarak aldığınız zaman hayatınızın çok güzelleşeceğini ve bütün sorunlarınızın çözüleceğini söylüyor.

Ruşen Çakır: Evet, bir Burhan vardı, rahmetli oldu galiba, çok meşhurdu.
Burak Bilgehan Özpek: Bu meselenin çözülmesini isteyebilirsiniz, ama çözüldüğü zaman Türkiye'nin birdenbire bölgesel güç olacağı, Türkiye'nin bütün sorunlarını çözeceği gibi bir anlatı bana işportacılık gibi geliyor. Olmayabilir de. Mesela diyelim ki bu mesele çözüldü ve Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarda kaldı, başkanlık sistemi devam etti, ekonomik program bu şekilde devam etti. Türkiye, şu hukuk yapısıyla, şu rejim şekliyle, çözüm süreci olsun ya da olmasın, gerçekten bir bölgesel güç olabilecek mi? Bir de işin bu işportacılık tarafı var. Bunların hepsi bence rapora hâkim olan unsurlar. Onun dışında, benim anlam veremediğim bazı şeyler var, isterseniz konuşuruz.

Ruşen Çakır: Onları sonra konuşuruz. Başta bahsettiğin Öcalan'a atfedilen olayın, en azından siyaset bilimine göre biraz farklı bağlamlarda taşındığını söylüyorsun, ama metnin esası onun üzerine oturmuş durumda. Devlet Bahçeli o ‘’kurucu önder’’ lafını baştan beri ısrarla vurguluyor ve burada da onu açıyor. Neden bunu dediğine dair şöyle bir tarif var: Eğer güçlü bir lider olmasa, o güçlü liderin iradesi olmasa, bu örgüt, kabaca, kapanın elinde kalabilecek bir örgüt ve biz burada güçlü bir lideri daha da güçlendirerek, bu örgütün Türkiye'nin yanında yer almasını sağlayabiliriz, sağlıyoruz. Hatta “Bütün taahhütlerini yerine getirdi. Bunu kanıtladı, biz bunun boş bir saptama olmadığını gördük’’ diyor. Oradan devam edelim istersen. Tam olarak cümle şu: "Abdullah Öcalan'ın örgüt üzerindeki etkisi ve iradesi test edilmiş ve görülmüştür".
Burak Bilgehan Özpek: Şimdi çözüm süreci başladığı zaman Öcalan ve Bahçeli'ye atfedilen iki rol vardı. Bugün Öcalan'ın bir açıklamasını okudum; "Devlet Bey çağrıyı yaptığı zaman, ben bu işin içerisinde ciddi bir devlet aklı ve iradesi var diye düşünmüştüm" demiş. Sürecin başında, yani 18 ay önce, Devlet Bahçeli'nin yaptığı çıkışlar birçok insana bunu düşündürttü. On sekiz ay öncesine gidelim, Devlet Bahçeli'nin grup konuşmasından sonra insanlar muhtemelen “Evet, devlet bir karar verdi, irade gösteriyor ve bu sorunu çözecek” diye düşündü. Bunu da işte bu devletin aklıyla özdeşleştirilen, böyle lanse edilen, Devlet Bahçeli'nin dilinden topluma aktarmayı seçti. Dolayısıyla burada devletin tavrı konusunda hiçbir soru işareti yok. Bu birincisi.
İkincisi, Öcalan için de uygun görülen bir rol vardı. Öcalan figürü sadece Türkiye PKK'sını değil, aynı zamanda Suriye'yi, Kandil'i, İran'ı kontrol edebilecek bir iradeye ve etkiye sahip. On sekiz ayın sonunda şu noktadayız: Bir, Devlet Bahçeli bir devlet aklını temsil etmiyor. Devlette uyumlu bir irade yok ve iktidar bloku içerisinde ciddi görüş ayrılıkları var. İki, Abdullah Öcalan böyle sanıldığı kadar etkili bir lider değil. Çünkü Suriye'deki özerklik meselesi Öcalan'ın çağrılarıyla çözülmedi, Şam'ın askeri müdahalesiyle çözüldü. Kandil tam olarak silah bırakmadı ve silah bırakmak için ilave şartlar öne sürüyor. Ve en az bunlar kadar önemli; İran savaşı münasebetiyle PJAK'ın bölgede stratejik olarak önemli bir rol oynama ihtimali belirdi ve bu örgütün de silahlandığını, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump'tan öğreniyoruz.
On sekiz ay önce kadiri mutlak bir Devlet Bahçeli ve kadiri mutlak Abdullah Öcalan anlatısı varken, 18 ayın sonunda geldiğimiz nokta, bu iki aktörün de aslında iddia ettikleri kadar ya da toplum tarafından algılandıkları kadar etkili figürler olmadığı. Bunun üzerine ‘’Abdullah Öcalan yeteri kadar etkili bir figür, Öcalan üzerinden hem Türkiye PKK'sını hem bölgedeki PKK'lı grupları biz koordine edebiliriz’’ düşüncesi yerini, ‘’Abdullah Öcalan yeteri kadar etkili bir figür değil, ona statü bahşederek, onu etkili hâle getirmeliyiz’’ düşüncesine bırakmış durumda. Bu önemli bir değişim. On sekiz ayın sonunda geldiğimiz nokta, ‘’Öcalan'ı etkili hâle getirmeliyiz’’ oluyor. Hâlbuki 18 ay önce Öcalan zaten etkili bir figür olduğu için biz bu sürece başlamıştık. Burada önemli bir kayma var.
Devlet Bey'in söylediklerinin anlam ifade edebilmesi için iktidarın bunları tasdik edip uygulamaya geçirmesi gerekiyor. Biz 18 ay boyunca, Bahçeli'nin metinde söylediği gibi bir ilerlemeden de bahsedemeyiz. Baktığınızda, sembolik, törensel bir silah bırakma merasimi oldu, fakat bunun dışında hiçbir adım atılmadı. Türkiye'de Kürt sorununa dair somut bir adım atılmadı. Adımlar geri çekilmedi ya da Bahçeli'nin çağrısı üzerine Demirtaş'ın serbest bırakılması gerçekleşmedi. Örgüt de tam anlamıyla silah bırakmadı. O yüzden, bir buçuk sene boyunca bizim konuştuğumuz hiçbir ilerlemenin olmadığı, aktörlerin de zamana yenik düştüğü, yani hem Bahçeli'nin hem Öcalan'ın zamana yenik düştüğü bir durum izliyoruz.

Ruşen Çakır: Tam o adım meselesinde, biliyorsun Kürt hareketi sürekli olarak “Biz kararı aldık, sembolik olarak silah da bıraktık, şimdi devletin adım atması gerekiyor” perspektifiyle konuşuyor. Devletin, en azından AKP kanadında da örgütün yeterince ikna edici olmadığı konusunda, silah bırakmasının gerçekleşmediği konusunda birtakım eleştiriler var ve böyle bir yerde tıkanmış durumdayız. Bahçeli imzalı metin üçüncü sayfasında "Barış iki taraflıdır ve bölücü terör örgütü PKK'nın taahhütlerini yerine getirmesi yanında devlet olarak atılması gereken adımların ikmal edilmesiyle süreç tamamlanabilecektir" diyor. Bu bana, Bahçeli'nin, Erdoğan ve Kürt hareketi arasındaki saflaşmada Kürt hareketine daha yakın durduğunu gösteriyor. Nitekim sen de hatırlattın, ‘’Ahmet’ler görevlerine, Selahattin evine’’ diye açıklama yapmıştı. Hep, sürekli olarak bir şekilde devleti bir şey yapmaya çağıran bir Devlet Bahçeli var ve burada da “Örgüt taahhütlerini yerine getiriyor, biz bir şey yapmıyoruz” diyor aslında, öyle değil mi?
Burak Bilgehan Özpek: Ruşen ağabey, Türkiye'de benim anlamadığım bazı şeyler oluyor. Mesela Mecliste bir Komisyon kuruldu ve bu komisyona her parti raporlarını teslim etti, değil mi? Ve bu raporlar doğrultusunda bir ortak komisyon raporu oluşturuldu. Yani bu çözüm sürecinin yol haritasının belirlenmesi için bir inisiyatif alındı ve partiler, istedikleri yol haritasını önermekte özgür bırakıldılar. Bu, gözümüzün önünde yaşandı. Şimdi ya siyasetçiler, siyasi partiler bu metinleri okumuyorlar, neyin altına imza attıklarından haberleri yok ya da böyle sınırsız derecede bütün bu oluşan mekanizmaların dışına çıkma özgürlüğüne sahip olduklarını düşünüyorlar. Bir mekanizma kurduysanız, bir masa etrafında oturduysanız, o metinlere, o süreçlere bağlı kalacaksınız ya da oturmayacaksınız. Biz daha önce de sizinle burada komisyon raporunu tartıştık. Partilerin komisyona tavsiye ettikleri raporları da tartıştık. Şimdi Devlet Bahçeli'nin, bugün yayınladığı röportajı bundan 3 ay önce, 5 ay önce komisyona sunması gerekiyordu. Komisyondan çıkan rapor, öncelikli olarak PKK'nın silah bırakması, Türk güvenlik güçlerinin de bunun teyidini hükümete vermesi üzerine kurulu. PKK silah bırakacak, güvenlik güçleri bunu teyit edecek ki, iktidar daha sonra yasal düzenlemeleri yapsın. Ben mi yanlış okudum, ben mi yanlış anlıyorum bilmiyorum ama, daha birkaç ay önce DEM Parti de MHP de AKP de hepsi komisyondaydı, değil mi? Şimdi komisyondan çıkan rapor, yol haritası bu ve bu yol haritası, güvenlik güçlerinin PKK'yı gözetlediği, onların silahsızlanma durumunu tespit ettiği bir süreci öngörüyor. Bizim yine medyada çıkan haberlerden öğrendiğimiz kadarıyla böyle bir silahsızlanma olmadı. Zaten Kandil de bunu ikrar ediyor; yani biz yasal adım atılıncaya kadar silahsızlanmayacağız gibi şeyler.
Ama komisyon raporu o değil ki. Komisyonda hepiniz bunu kabul ettiniz; PKK silahsızlanacak ve ardından bazı adımlar atılacak. MHP'nin Komisyona sunduğu rapor da bunu öngörüyor. Sürekli olarak belli mekanizmalar kurup, orada yol haritaları çıkartıp ve bu yol haritaları inkıtaa uğradığı zaman yeni yol haritaları önerirseniz, hiçbir mesafe alamazsınız. Bu bambaşka bir iş hâline gelir. Yani meselenin kendisi artık çözüm süreci olmaktan çıkar. Demek ki sizin Kürt meselesinin dışında başka bir siyasi meseleniz var, başka bir huzursuzluğunuz var ve sürekli olarak bu yeni yol haritaları, yeni problemler, yeni talepler üzerinden bu meselelerinizi çözmeye çalışıyorsunuz gibi bir durum ortaya çıkar. Bugün Milliyetçi Hareket Partisi, Bahçeli'nin sunduğu yol haritasını Komisyona sunsaydı, buna saygı duyabilirdik. PKK tam silahsızlanmasa bile, silahsızlanmasını tamamlamasa bile yasal değişiklikler, yasal düzenlemeler yapılmalıdır, Öcalan'a statü verilmelidir gibi konuları Komisyonda konuşsaydı bu anlaşılabilirdi ve komisyon raporu da belki ona göre farklı çıkardı. Ama hem bu mekanizmanın içerisine giriyorsunuz hem bunu büyük bir proje olarak sunuyorsunuz hem ortaya konan komisyon raporunu bir yol haritası olarak belirliyorsunuz, altına imzanızı atıyorsunuz, sonra bu yol haritası sizin arzu ettiğiniz şekilde ilerlemeyince, yeni bir yol haritası çıkartıyorsunuz. Şimdi nasıl ilerlenecek burada? Bahçeli kendisini uzunca bir süre boyunca Türkiye'nin milli güvenliğinin çerçevesini çizen bir aktör olarak düşündüğü için, yaklaşık bir buçuk senedir benzer bir eğilimin de karşılık bulacağını düşünüyor. Fakat olmuyor ve orada yüzleşilmesi gereken şey; belki de MHP'nin son 10 senede oynadığı rolü oynamıyor olabileceği ihtimali. Bununla yüzleşmek gerekiyor belki de.

Ruşen Çakır: Yol haritası meselesi derken senin söylediğin, baktığın açı tabii ki çok önemli. Meclis Komisyon raporu hazırlandı, ama esas yol haritası hâlâ devletle, devletin temsilcileriyle Öcalan'ın yaptığı görüşmelerde çiziliyor. Komisyon, bir anlamda dostlar alışverişte görsün gibi oldu. Benim en son öğrendiğim kadarıyla, Öcalan, silah bırakma konusunda birtakım kaygıları gidermek ve bu krizin aşılması için yeni bir yol haritası hazırlamış. Onun, önümüzdeki günlerde devreye girebileceği söyleniyor.
Burada şöyle bir sorun da var: Bahçeli de yazısında, "Bir iletişim eksikliği var, yeni aşama için bir yol haritası lazım" diyor. Hepsini bir kenara bırakıyoruz. ‘’Örgüt üzerindeki yaptırımların hayata geçmesini mümkün kılacak mekanizma oluşturmak gerekiyor’’ diyor. En önemli husus tabii ki Öcalan'a atfettiği ‘’koordinatörlük.’’ Ama onun dışında üç ayrı mekanizmadan daha bahsediyor biliyorsun. Mecliste komisyon, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında bakanlıklardan, MİT'ten oluşan bir komisyon, bir de en üstünde, her şeyi kontrol eden devletin üst düzey bir yapılanmasından bahsediyor. Bunlar sence fonksiyonel şeyler mi?
Burak Bilgehan Özpek: Değil. Bu üç mekanizmanın da anahtar aktörü Adalet ve Kalkınma Partisi. Bugün Milli Güvenlik Kurulu, Erdoğan'ın iradesinin üzerinde konumlanan bir yapı değil. Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Türkiye Cumhuriyeti Milli Güvenlik Kurulu’na başkanlık yapıyor. Üç farklı Erdoğan'dan bahsedemeyeceksek, tek bir kişiden bahsediyorsak eğer; hem Meclisteki Komisyonun kaderini belirleyecek olan kişi hem Türkiye Cumhuriyeti bürokrasisinin, güvenlik birimlerinin alacağı tutumu belirleyecek olan hem de Milli Güvenlik Kurulunun, yani bütün bu komisyonları koordine eden üst kurulun tutumunu, tavrını belirleyecek kişi Erdoğan. Meseleyi çok karmaşıklaştırmanın, bürokratikleştirmenin bir anlamı yok. Mesela biz üniversitede bölüm kurulu toplantıları yaparız, içinden çıkamadığımız bir konu olunca “Bir komisyon kuralım, bunu komisyona havale edelim” deriz. O komisyon kurulur, tartışır. Ama bütün bu komisyonların işleyip işlememesinin tek bir ortak noktası ve adresi var, o da Erdoğan. Bunu görmemiz lazım. O yüzden Bahçeli şu anda Erdoğan'la bir diyalog kurmaya çalışıyor, ondan bir tavır, bir tutum almasını bekliyor. Çünkü kendisi şu anda çok ciddi anlamda ofsaytta. Çok açıkta, çok riskli, çok maliyetli bir politika yapıyor. Erdoğan'ın Öcalan merkezli sürece sırtını dönmesi hâlinde, hakikaten Devlet Bahçeli hem hukuki hem siyasi olarak çok büyük bir sıkıntı yaşayabilir. Çünkü çözüm sürecinin devam etmesi için eğer kanuni değişim isteniyorsa, mevcut kanunlara göre, aslında olmaması gereken bir süreçten bahsediyoruz ve bu, 18 aydır devam ediyor.

Ruşen Çakır: Peki, o zaman Bahçeli'nin bu metni "Erdoğan okusun ve hayata geçirsin" diye yazdığını varsayabiliriz, değil mi?
Burak Bilgehan Özpek: Öyle. Bence muhatabı Erdoğan. Ama o kanattan da bu silahsızlanma şartı bence çok kolay vazgeçilebilecek bir şart değil. Çünkü parti kurumsal olarak masaya oturmuş ve bir rapor çıkartmış, bunun altına imza atmış. Güvenlik bürokrasisi de o konuda partiyle çok yakın bir tavır gösteriyor bence. İktidar partisi, devletten bağımsız bir parti değil aslında; kartel parti gibi, yani devletle çok bütünleşmiş bir parti. Burada o silahsızlanma şartının gerçekten ciddi anlamda savunulacağını ve oradan geri gidilmeyeceğini düşünüyorum. Çünkü silahsızlanma olmadan atılacak yasal adımlar, Adalet ve Kalkınma Partisi için de çok büyük bir risk oluşturuyor. Yani olası bir terör saldırısı, olası bir provokasyon, komşu ülkelerde olası bir gelişme, atılacak yasal adımları büyük bir zafiyete dönüştürebilir. Bunu hem bürokrat perspektifinden söylüyorum hem de siyasetçi perspektifinden söylüyorum. O yüzden, şu anda Adalet ve Kalkınma Partisi öyle çok fazla maliyet üstlenmek istemiyor. Buna karşın, bütün maliyetlerin de enteresan bir şekilde Devlet Bahçeli tarafından üstlenildiği bir durum yaşıyoruz. Çok riskli. Yani bir siyasetçi olarak gerçekten “cesur” bir davranış, her siyasetçi bunu yapmaz. Dikkat ederseniz 18 ay oldu bu süre uzadıkça, Erdoğan bu tavrını devam ettirdikçe, Bahçeli'nin de siyasi geleceğine, Cumhur İttifakı içerisinde MHP'nin rolüne dair soru işaretleri artacaktır.

Ruşen Çakır: Silah bırakma meselesinde şöyle bir husus var: Geçenlerde Murat Karayılan kendi medyasına bir demeç verdi. Orada "Bizim düşmanımız çok. Biz bir garanti almadan silahı bırakıp burada ne yapacağız, bizi avlarlar" demeye getiriyor. Öcalan da aynı şekilde, kendisi de "Silahları bıraksınlar, ondan sonra yasal düzenleme olur" sözünün kabul edilemeyeceğini söylüyor. İş böyle bir yerde iş kilitlenmiş durumda ve sen de ‘’AK Parti silah bırakma konusu somutlaşmadan, kamuoyu bunu görmeden bu işe adım atmaz’’ diyorsun.
Bahçeli metinde, örtülü ya da açık, bu sürecin halkla ilişkileri ile ilgili olarak mesela, kara propaganda uyarıları yapıyor ki son günlerde ben de gözlüyorum; dezenformasyonlar çok ciddi bir şekilde adım adım artmış durumda. Ama devlette bu olayı sahiplenen herhangi bir kurum olduğunu görüyor musun? MİT sahipleniyor da MİT zaten gizli bir teşkilat, adı üstünde. Onun dışında, mesela İletişim Başkanlığı sürecin propagandasını yapıyor mu? Yapmıyor. İktidar medyası yapıyor mu? Yapmıyor.
Burak Bilgehan Özpek: Yapmasın da zaten. Ben medyanın bu tip süreçlerde halkı seferber etmek ve halka ne düşüneceğini dikte etmek için kullanılmasına karşıyım.

Ruşen Çakır: Ama en azından ne olup bittiğini bilgilendirmesi gerekmez mi?
Burak Bilgehan Özpek: Orada kastedilen, murat edilen, Erdoğan'ın kendisine bağlı medyasıyla beraber bu konunun halkla ilişkiler çalışmasını yapması. Toplumsal destek çok düşük çünkü. Araştırmalar geliyor. Biz de MetroPOLL'de bu ay yine sorduk. Öcalan hakikaten toplumun duymak istemediği bir figür. Öcalan meselesi, Adalet ve Kalkınma Partisi için siyaseten çok riskli. Öcalan üzerinden ilerleyecek, Öcalan'ı merkeze alan bir süreç, siyasi maliyetler doğurabilir. Toplumun çok büyük kısmı, yüzde 90'a varan bir kısmı, Öcalan üzerinden ilerleyen bir sürece karşı. Bunu topluma bir şekilde AKP'nin medyayı organize ederek pazarlaması gerektiği düşünülüyor. Şöyle bir düşünce var: ‘’Medya özgür değil, medya zaten hükümetin elinde. Eğer bu medya senin elindeyse, artık gerekeni yap ve bu medya üzerinden propagandaya başla. Yandaş gazetecilerinle, gazetelerin editoryal kurullarıyla konuş, bir kampanya başlatın; Öcalan'ı sevimli gösterin, süreci sevimli gösterin, toplumun desteğini sağlayın.’’ Çünkü başladığımız yerdeyiz, toplumun herhangi bir kırılması, çözülmesi olmadı burada. Toplum Öcalan üzerinden ilerleyen bir sürece karşı. Bunu görüyorlar. Bunu gördükleri için de medyayı da hükümetin bir kolu olarak kabul ettikleri için -ki gerçeklik de bu aslında- Erdoğan'a bu imkânını kullanması çağrısı yapıyorlar. Bunu sadece Bahçeli de yapmıyor, ben birçok Kürt entelektüelden de gördüm bunu. Toplumsal rıza üretmesi gerektiğini söylüyorlar. Bu aslında 25 senedir, hatta Adalet ve Kalkınma Partisi'nin medyaya müdahale etme, medyayı kendi çeperinde organize etme sürecinin de aslında meşruluk zemini. ‘’Medya rıza üretme mekanizmasıdır, bu rızayı demokrasi karşıtları üreteceğine, demokrasi yanlıları üretsin’’ gibi bir mantık var. Fahrettin Altun akademik metinlerinde çok yazar bunu; Machiavelli, Foucault karışımı bir şey. Şimdi aynı çağrı yapılıyor. Hükümetten bu imkânlarını kullanması isteniyor açık ve net şekilde. Ama o bile bir gösterge Ruşen abi, geçen gün sizinle de konuştuk, hükümet bu topa girmiyor.

Ruşen Çakır: Evet. Yavaş yavaş toparlayalım. ama bitirmeden seninle konuşmak istediğim bir husus daha var. İstersen sen bir toparla, sonra diğer hususa geçelim. Sonuçta, geçen bıraktığımız yerden bu yana, bu metnin çok da bir şeyi değiştirmeyeceğini düşünüyorsun, yanılıyor muyum?
Burak Bilgehan Özpek: Evet. Hatta bir şeyin değişmediğinin ikrarı gibi olmuş. Ben metnin içeriğinden ziyade, metnin bizzat kendisinin yeni bir yol haritası önerisinin yeteri kadar düşündürücü olduğu kanaatindeyim. On sekiz ay geçti, komisyonlar toplandı, birçok temas oldu, birçok beyanat sarf edildi. Ama 18 ayın sonunda sanki hiç bunlar olmamış gibi yeni bir yol haritası sunuluyor. Yeni bir yol haritası sunuluyorsa zaten bu 18 ay boşa geçmiş demektir. Somut olarak da zaten karşılıklı atılması gereken adımların da atılmadığı görülüyor. Bundan sonra bu metnin içeriğinden ziyade, Bahçeli'nin neden böyle bir metin yayınlama ihtiyacı duyduğu üzerine konuşmamız gerekir bence.

Ruşen Çakır: Çok teşekkür ediyorum bu bahiste, ama seni bırakmayacağım. Geçenlerde sosyal medyada, ‘’Daktilo 1984’’ hakkında bir paylaşım yaptın. Mali açıdan zor durumda olduğunuzu, yıl sonunda kapatma ihtimali ve riskinin olduğunu söyledin. Özetle ne yaşadığınızı anlatır mısın? İzleyicilerimiz de bilsin isterim.
Burak Bilgehan Özpek: Teşekkürler Ruşen ağabey. Siz bu internet medyasının, özellikle siyasi ve entelektüel internet medyasının Türkiye'deki öncü ismisiniz. ‘’Daktilo 1984’’ sizden sonra kuruldu, biraz da sizden ilham alarak kuruldu. Ama tabii biz sizden farklı olarak daha liberal bir noktadayız. 2019 senesinden beri bir YouTube ve podcast kanalımız var, bir web sitemiz var. Biz de tıpkı Medyascope gibi bir kamusal alan yaratmaya çalışıyoruz. Fakat profesyonel gazeteci olmadığımız için bizim imkânlarımız, zamanımız da daha kısıtlı. Hepimizin başka işleri var. Ama elimizden geldiğince her gün bir içerik üretmeye çalıştık. Farklı akademisyenlerin, entelektüellerin sesini duyurmaya çalıştık. Ve bu süreç içerisinde işte bütün çalışanlarımızın maaşlarını, sigortalarını eksiksiz ödedik ve yayınlanan her içeriğe de telif ödedik. Bu çok zor bir süreçti. Çünkü bunu kendi imkânlarımızla karşılamak zorunda kaldık. Şu anda bir medya fonu almıyoruz ve çok uzun zamandır bu şekilde devam ediyoruz. Kendi gayretlerimizle, yarı ‘Daktilo'yu sırtlayan insanların, yarı amatör yarı profesyonel tavırlarıyla devam ediyor. Fakat artık bu artan maliyetlerle beraber, hakikaten bir sistemi devam ettirmek çok zor bir hâle geldi; siz de yaşıyorsunuzdur bunu. Çok nitelikli insanlara çok komik maaşlar vermek zorunda kalıyorsunuz. Doktora sahibi birisine asgari ücretten hallice bir maaş verip size çalışmasını bekliyorsunuz, bu sistem böyle devam etmiyor. Ya da işte yazılara telif ödemeye çalışıyorsunuz, ama o telifle bir kitap bile neredeyse alınamıyor. Tabii sistemi sürükleyen insanlar da bir yandan yaşlanıyor, yoruluyor; böyle ifade edeyim.
Biz “Burası izleyiciler ve okuyucular tarafından finanse edilsin. Patreon ve YouTube gibi abonelik sistemleri üzerinden ilerleyelim’’ dedik. Bu da yeterli olmuyor gerçekten. Çok fazla destekçinin, abonenin olması gerekiyor. Bir yol olarak sponsor ve reklam arayışı var, ama orada da iş dünyasının bir ürkekliği var malum. Muhalif mecralarla çok fazla samimi olmak istemiyorlar, öyle gözükmek istemiyorlar. Bir de bizim yayınlar tabii çok heyecanlı ve duygusal yayınlar olmadığı için, çok kitlesel yayınlar değil. Çok daha az insanın izlediği, ama daha nitelikli bir kitlenin izlediği yayınlar. Medyascope da böyle. İnsanların öfkesini ve duygularını temsil etmek yerine, insanların rasyonel mekanizmalarını tetiklemeyi amaçlayan programlar bunlar. O yüzden daha kısıtlı sayıda izleniyor. Firmalar için çok mantıklı olmayabilir aslında baktığınız zaman. Sadece ürkeklikle de suçlamayalım.
Dolayısıyla iktisadi bir sıkıntı yaşıyoruz ve eğer bunu aşamazsak, Patreon ve YouTube'da çok büyük kitlesel bir katılım olmazsa ya da yüksek seviyede abonelik seçenekleri işaretlenmezse, 2026'nın sonuna kadar direnebiliyoruz, ama ondan sonra yayınlarımıza son vereceğiz. Çok mutlu değiliz bundan dolayı, ama hayatın da gerçekleri var, bunlarla çatışamayız.

Ruşen Çakır: Umarım izleyicileriniz, takipçileriniz destek verir. Biz bu işi 11 yıldır yapıyoruz, ne kadar zor olduğunu çok iyi biliyoruz. Bir de yeni yapay zekâ ve Google algoritmalarının değişmesiyle beraber işler daha zorlaşacak. Allah yardımcınız olsun, ne diyeyim yani? Yapacak bir şey yok ama yine de buradan izleyicilerimize, bu yayını izleyenlere duyuralım; bu özgün seslere sahip çıkmak yurttaşlık görevi olması lazım. Aksi takdirde, o çok şikâyet ettikleri tek sesliliğe mahkûm oluyor insanlar. Evet Burak, çok teşekkürler yayına katıldığın için.
Burak Bilgehan Özpek: Ben teşekkür ederim Ruşen ağabey, sağ ol.

Ruşen Çakır: Devlet Bahçeli'nin pazartesi günü yayınlanan metnini konuşmaya bugün Prof. Burak Bilgehan Özpek'le devam ettik. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
20.05.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: "Öcalan’ı merkeze alan bir süreç AKP için çok riskli"
18.05.2026 Gürkan Çakıroğlu: “Sürecin artıları MHP’ye, eksileri AK Parti’ye yazar”
18.05.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: Bahçeli’nin yazısı ne anlama geliyor?
17.05.2026 İmralı ile Kandil arasında sorun çıkmasını umanların yaşadığı derin hayal kırıklığı
15.05.2026 Evet, hedefte Özgür Özel var
14.05.2026 Mevcut yargı sistemi en ufak bir iyimserliğe bile izin vermiyor
12.05.2026 Acayip bir dava: Casus dediler "Jön Türk" çıktı
11.05.2026 Uyduruk bir “casus davası”nın peşinde
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
09.05.2026 Burcu Köksal'ın AKP'ye katılacak olmasının düşündürdükleri
20.05.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: "Öcalan’ı merkeze alan bir süreç AKP için çok riskli"
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı