Babacan’ın partisi DEVA hakkında ilk izlenimler

09.03.2020 medyascope.tv

9 Mart 2020’de medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Deniz Dursun hazırladı.

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. Ali Babacan’ın genel başkanı olduğu parti nihayet bugün kuruldu. Dilekçesi verildi İçişleri Bakanlığı’na ve saat 15.00’te –yani biraz sonra– bunun ‘alındı’ belgesini alacaklar. Partinin adı Demokrasi ve Atılım Partisi oldu. Kısaltmasını DEVA olarak yapmışlar, bir kelime oyunu. Aslında normalde Türkçe kurallarına göre kısaltması böyle olamıyor, ama burada bir incelik yapmışlar. Hem DEVA olarak partilerini pazarlayacaklar –amblemleri de zaten öyle–, hem de demokrasi ve atılımı birlikte telaffuz etmiş oluyorlar. Şimdi, uzun zamandır beklenen bir parti söz konusu. Arşive baktım, ben 8 Temmuz’da “Ali Babacan’ın partisinin ayrıntıları” diye bir yayın yapmışım — ki daha önce de o konuda yayınlar yapmıştım, ama 8 Temmuz’daki bu yayın çok izlenmişti, bayağı bir tepki almıştı, yorum gelmişti ve temmuz ayında epey bir ilgi vardı Babacan’ın ve Davutoğlu’nun kuracağı partilere; ama en çok ilginin Babacan’ın partisine yönelik olduğunu gözlüyorduk.
Davutoğlu, partisi Gelecek Partisi’ni 2019 bitmeden kurdu; Ali Babacan da “Acaba vaz mı geçti?” denilen partiyi bugün kurdu. İlginç olan, partinin bugün kurulacağını son âna kadar bilemedik. Tesadüfen bir şekilde dün akşam saatlerinde öğrendik. Yani parti kurucuları medyaya bugün partiyi kuracaklarına dair bir açıklama yapmadılar. Tesadüfen ya da içlerinde kurucuları tanıyanlardan vs. gelen bilgiyle öğrendik; ama hazırlığı öyle yapmışlar ki sabah erken saatte FOX TV’ye çıktı Ali Babacan, partinin kurulacağı günün sabahında. Onlar bugünü hazırlamışlar, ama biz hâlâ bunun daha gecikecek olduğunu tahmin ediyorduk. Oldu, sonuçta kurdular.
Çarşamba günü de Ankara’da tıpkı Gelecek Partisi gibi, Davutoğlu’nun partisi gibi, Bilkent Oteli’nde lansman toplantısı yapacaklar. Yani kurucularla beraber medyanın karşısına geçecekler çarşamba günü. Ben de bir aksilik olmazsa orada olup tıpkı Gelecek Partisi’nde olduğu gibi orada doğrudan, yerinde izlemek, gözlemek ve partililerle konuşmak, sohbet etmek düşüncesindeyim ve herhalde Ankara’dan da bir yayın yaparız, yorumlarız. Şimdi, baktığımız zaman listede 90 kişi kurucu var ve bunu 27 kadın ve 16 genç olarak duyurmuş DEVA Partisi’ni kuranlar. Yirmi yedi kadın, on altı genç. Kadınların içerisinde genç olanların oranı hayli yüksek ve hızlıca taradığımız zaman, başörtülü olmayanların başörtülülerden fazla olduklarını gördüm; ama bu bir yerden sonra artık Türkiye’de başörtüsü çok da temel bir mesele olmaktan çıktığı için çok da önemli olmayabilir ve burada tabii ki en büyük iddia neydi? AKP’nin devamı gibi bir görüntü vermemek. Bu konuda birtakım gençler, sıfır kilometre denebilecek isimler var partide; ama benim saydığım –ki daha fazla olabilir– en aşağı on üç on dört, AKP’de milletvekilliği yapmış, hatta bakanlık yapmış kişi var; bir iki de bakan var; Nihat Ergün, Sadullah Ergin gibi ya da Aliye Kavaf gibi — ve tabii ki Ali Babacan’ın kendisi. On beşe yakın, eski milletvekili, AKP’den gelmiş isim var. ANAP kökenli bir isim gördüm, belki daha fazladır: Halid Özsoy. Onun dışında aslında renkli, birbirinden farklı kesimlerden insanlar var.
Burada tabii çok çarpıcı bir olay, peş peşe alfabetik sırayla yapılan Kurucular Kurulu listesinde, doksan kişilik kurucular içerisinde belki de en ilginç isim olan Ramiz Ongun, Ülkü Ocakları kökenli, eğitimciler grubunun başkanı, daha sonra da MHP’de birkaç kez genel başkanlığa aday olmuş bir isim. 1947 doğumlu, yani 70’ini aşmış birisi. Hemen altında Rojhat Ölmez isminde genç, Hakkârili bir stajyer avukat peş peşe geliyor. Bir tarafta Türk milliyetçiliğinin, milli ülkücü hareketin sembol isimlerinden Ramiz Ongun, bir tarafta da zaten Kürtçe bir adı olan Hakkârili genç bir avukat. Aralarında elli bir yaş fark var ya da elli yaş fark var; böyle ilginç bir parti.
Burada sabah Sözcü gazetesindeki bir haberden dolayı sosyal medyada bayağı bir hareketlilik oldu, spekülasyonlar oldu. Abdullah Gül ekibinin tasfiye edildiği, alınmadığı şeklinde. Birtakım isimler verildi, Beşir Atalay, Haşim Kılıç başta olmak üzere ve ilk andan itibaren bu olayın içerisinde Abdullah Gül’ün etkisinin sınırlandığı, sınırlanmak istendiği söylendi. Araştırdım, ismi geçenlerin bazılarıyla doğrudan konuştum, onlar –ki Abdullah Gül’e yakın olduğu bilinen, bunu da saklamayan isimler– zaten kendilerinin kurucu olmayacaklarını, bir sorun olmadığını, partiye destek verdiklerini ve vermeye devam edeceklerini söylediler. Her bir kişinin ayrı ayrı öyküsü olduğunu, herkesin kurucu olmak durumunda olmadığını…, Beşir Atalay’ın örneğin, kendisine ulaşamadım ama onun adına birisi Beşir Atalay’ın baştan beri zaten kurucu olmayı düşünmediğini söylediler.
Bunlar ne derece doğru, zaman içerisinde ortaya çıkacak; ama şöyle bir husus olduğunu Abdullah Gül’e yakın bir isim özellikle vurguladı. Bu olayın, bu partinin Abdullah Gül’ün denetiminde bir parti olduğu imajı vermemeye her iki taraf da –her iki taraftan kastım tabii ki Gül ve Ali Babacan– özel önem verdi, dikkat etti, dediler; böyle bir boyut da var; ama başından itibaren olduğu gibi herhalde bu parti, DEVA, Abdullah Gül’le birlikte anılmaya devam edecek. Partinin içerisinde ilginç tanıdıklarımdan –tabii genç isimleri, daha önce siyasete girmemiş isimleri tanıma imkânımız yok, CV’leri ortaya çıktıkça adlarını biraz bilgi edineceğiz, ama biraz bilen insanlardan– öğrendiğim kadarıyla bu genç isimlerin ya da yeni siyasete atılan isimlerin, üniversite çevrelerinden, ekonomi çevrelerinden, parlak isimler olduğunu söylüyorlar.
Ne derece doğrudur bilemiyorum, ama siyasetçilere baktığımız zaman ilginç isimler var. Bir kere başından itibaren Beşir Atalay’la birlikte bu partinin kuruluş çalışmasını yürüten üç AKP kökenli milletvekili var: Nihat Ergün, Sadullah Ergin ve Mehmet Emin Ekmen. Anladığım kadarıyla bunlar önümüzdeki dönemde bu partinin bel kemiğini oluşturacak isimler. Dolayısıyla bir anlamda AKP’nin devamı olma özelliği bunlar üzerinden yürüyecek — ki ayrıca çok sayıda eski milletvekili de var söylediğim gibi: Edip Uğur var mesela, Aliye Kavaf var, Kerem Altun var, Ali İhsan Merdanoğlu var, çok sayıda eski milletvekili var, bir de AKP’den milletvekili olup daha sonra kopup Saadet Partisi’nden aday olan eski Mazlumder Başkanı Ahmet Faruk Ünsal var. Ahmet Faruk çok eskiden beri tanıdığım birisidir. Bu partide olmasına çok şaşırdığımı söyleyemem; ama bilmiyordum, görünce de şaşırmadım. Kendisiyle bir telefonda sohbet etme imkânım oldu. Yerini yadırgamış değil, nasıl söyleyeyim, kendi yerini bulduğunu düşünüyor anladığım kadarıyla. Tabii AKP denince, bu partinin kurucuları içerisinde en parlak, şu an itibariyle en parlak isim Mustafa Yeneroğlu. Yakın bir tarihte ayrıldı ve kendisiyle bir yayın yapmıştık, çok büyük bir ilgi görmüştü. Almanya Milli Görüş Teşkilatı’ndan hukukçu, insan hakları savunucusu kimliğiyle ortaya çıkan birisi. İstifası ve istifasından sonra yaptığı özeleştiriler çok dikkat çekmişti. Herhalde şu anda partinin en çok dikkat çeken isimlerinden birisidir. Birtakım başka isimler var, benim saptadığım.
Saptamadıklarım, yani benim tanımadıklarım da olabilir. Mesela Petrol-İş Başkanlığı’ndan Ali Ufuk Yaşar, bir sendikacı. İzzettin Doğan’ın lideri olduğu Alevi vakfı Cem Vakfı’nın yönetim kurulu üyesi Cem Avşar diye genç bir isim var. Eski Hazine Müsteşarı İbrahim Çanakçı var, Dicle Üniversitesi’nden profesör hukukçu Fazıl Hüsnü Erdem var –ki Fazıl Hüsnü Hoca bölgede de bilinen, Kürt sorunu konusunda duyarlılığıyla da bilinen bir isim–, yine hukukçu kimliğiyle bildiğimiz, yine Kürt sorunu konusunda çalışmalarıyla bilinen Gülçin Avşar var. Gülay Göktürk de var tabii, yıllar önce gazeteciliğe başladığımda –yıllar önce derken gerçekten yıllar önce, 1985 yılından beri, 35 yıl oluyor– ilk çalıştığım zaman şeflerimdendi Gülay Göktürk. Bir süre yazmayı bırakmış ve kendini geri çekmişti. Hatta bir yayın yapmayı dilemiştik, istememişti. Şimdi birden partinin kurucuları arasında gördüm, açıkçası şaşırdım. Ona yakın bir çizgide olan Etyen Mahçupyan da Gelecek Partisi’nin kurucularından oldu. Gülay Göktürk’ü bugün bu partinin kurucuları arasında görüyoruz. Bir diğer çarpıcı isim de tabii ki Metin Gürcan. Şu son günlerde sosyal medyadaki düello tartışmalarıyla çıkmıştı, eski asker ve strateji uzmanı, çok ilginç bir kişilik. Metin Gürcan da bu partide kurucu olarak karşımıza çıkıyor. Gerçekten o da ilginç, onun böyle bir siyasî parti içinde –çok tanıdık birisi değil, ama izlediğim birisi– yer alıyor olması gerçekten ilgi çekici, çok beklemiyordum açıkçası onun böyle bir parti siyaseti içerisine gireceğini.
Şimdi bütün olarak baktığımda tabii başka isimler de var benim dikkatimi çekmeyen, önemli olan. Ramiz Ongun’u tekrar vurgulamak lâzım. Bu partinin kuruluş sürecinde olduğunu duymuştum, ama kurucu olacağını beklemiyordum; çünkü bu partiye çok sayıda destek veren, akıl fikir veren isim var, bunların hepsinin kurucu olmayacağını Ali Babacan özellikle vurguluyordu, ama Ramiz Ongun gibi 70’ini aşmış bir ismin, ülkücü hareketin böyle sembol isimlerinden birisinin bu partinin kurucuları arasında olması başlı başına altı çizilmesi gereken bir husus, onu vurgulamak lâzım. Konuştuğum parti yöneticileri ya da önde gelen isimler diyelim, henüz yönetim kurulları oluşmadığını ama aşama aşama bir parti olacağını söylüyorlar. Çarşamba günü bir aşaması olacak, partinin programı ve tüzüğü de herhalde orada dağıtılacak biz basın mensuplarına. Önce parti yönetimi belirlenecek, teşkilatlar kurulacak, adım adım gelişecek bir şey; ama şunu tekrar vurgulamak lâzım: Temmuz ayında gördüğü ilgiyle bugün gördüğü ilgi arasında çok büyük bir fark var. Partinin –DEVA diyelim, Babacan’ın partisi, henüz alışamadık– Babacan’ın partisinin aleyhine bir durum bu.
Babacan bu sabah da FOX TV’de konuştu, ama açıkçası onun konuşmasında çok göze çarpan, öne çıkartılan, biz gazetecilerin deyimiyle manşet olan çok fazla bir şey gözüme çarpmadı. Belli ki bu parti aceleye getirmeyecek, ağır ağır gidecek. Çok sorun yaşamak istemiyor. Yine biliyorum ki, tanıdıklarım da var, şu ya da bu nedenle çekindikleri için, başlarına bir şey gelir düşüncesiyle içinde yer almak isteyip de kurucu olmak ya da ilk günden içinde yer almak isteyip yer almayan isimler de olduğunu duyuyorum; çünkü kolay değil, Erdoğan yönetiminde Erdoğan’ın bağrından kopup bir parti kurmak. En son Ahmet Davutoğlu’nun kendi memleketi olan Konya’daki il binası açılışında Konya’da belediyenin çöp kamyonlarını dayayıp yolları kapattığını gördük. Bunlar tabii ki zamanında Davutoğlu yönetimdeyken de başkalarına yapılıyordu, onu da özellikle vurgulamak lâzım. Kendi içerisinden çıkan partilere Erdoğan iktidarının çok da kolaylık göstermeyeceğini tabii ki biliyoruz, önemli olan ne derece zorluk çıkartacağı, bu partilerin bu zorluklara karşı ne derece hazırlıklı oldukları ve bunlarla nasıl mücadele edebilecekleri; ama şu haliyle baktığımız zaman Gelecek Partisi de böyleydi, DEVA Partisi de öyle. O da şu: Bu iki parti de, Babacan da Davutoğlu da AKP’den çok büyük parçalar koparacakmış gibi durmuyorlar — ne kadroları, ne söyledikleri, ne üslûpları itibariyle. Zaten açıktan bir kavgaya da girişmiyorlar, doğrudan Erdoğan’ı karşılarına almıyorlar. Erdoğan onları karşısına aldıkça belki cevap vermeye çalışıyorlar, ama böyle bir meydan okuyuş içerisinde değiller. Muhtemelen Erdoğan’ın ve AKP iktidarının yaşadığı bu krizin iyice gelişmesini ve ondan sonra kendilerine bir alanın açılmasını bekliyorlar ve onu beklerken de hazırlıklı olmak istiyorlar.
Yani bunlar –ne Gelecek Partisi ne de DEVA Partisi– bugünün, ânın Türkiye’sinin partisi değiller, öyle gözüküyor. Yakın da değil hatta, orta vadeye yönelik birer parti olarak görmek lâzım; ama tabii ki Türkiye bir seçim atmosferine girdiği andan itibaren –ne zaman gireceği konusunda tartışmalar muhtelif ama normal şartlarda yapılacağı zamanda da– işte o zaman bu partilerin gerçek güçlerini ve kimliklerini görme imkânımız olacak. Şu haliyle daha mütevazı partiler olduğunu söylemek lâzım. Onlara atfedilen –ya da burada artık çoğul konuşmayalım, çünkü Gelecek Partisi hakkında yeterince yorum yaptık– DEVA Partisi’ne atfedilen, Babacan’a atfedilen beklentilerin gerisinde olduğu muhakkak. Birçok sorunu var.
Bir kere önlerinde otoriter bir rejim var, kendilerinin de katkıda bulunduğu, ciddi bir şekilde katkıda bulunduğu bir otoriter rejim var; bu otoriter rejimin önlerine çıkarttığı ve çıkartacağı engeller var. Bir diğer husus; bu otoriter rejimin bir şekilde parçası olmalarından dolayı sırtlarında yükler var ve tabii onun da devamında, bu geçmişle yüzleşme konusunda yeterince cesur olmamaları, –örneğin Mustafa Yeneroğlu’nun yaptığı gibi– bir çıkışa, bir hesaplaşmaya çok fazla girmek istememeleri var. Ürkütmek istemiyorlar, sakin sakin gitmek istiyorlar. Sakinlik bir yerde tabii ki önemli; ama burada, DEVA Partisi’nin AKP’den mutlak anlamda bir kopuş olduğunu görmemiz için elimizde yeterince bir malzeme an itibariyle yok. Önümüzdeki günlerde olacak mı, onu hep birlikte izleyeceğiz. Evet, çarşamba günü Ankara’da Bilkent Oteli’nde parti kurucuları program ve tüzükle beraber medyanın karşısına çıkacaklar.

Medya diyorum, tabii yine Gelecek Partisi’nde olduğu gibi, iktidarın denetimindeki medyanın büyük bir çoğunluğu yok sayacak. Geçen sefer, Gelecek Partisi kurulduğu zaman, kuruluşunu haber bile yapmamışlardı önde gelen gazeteler vs., televizyonlar zaten vermemişti. Bakalım bu sefer ne olacak? Çok da farklı olacağını açıkçası sanmıyorum; ama biz orada olacağız ve olabildiğince yakından ve objektif bir şekilde DEVA Partisi’nin ne olduğunu, ne olabileceğini, nereye evrilebileceğini irdelemeye, tartışmaya devam edeceğiz.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
04.04.2020 CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile söyleşi: Türkiye’nin koronavirüsle mücadelesi
04.04.2020 Salgın döneminde birey ve toplum: Prof. Dr. Kemal Sayar ile söyleşi
03.04.2020 Haftaya Bakış (8): Belediyelerin ve devletin farklı yardım kampanyalarının anlamı
02.04.2020 Tüm yönleriyle koronavirüsle mücadele: Prof. Cihangir İslam ile söyleşi
31.03.2020 İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile söyleşi: İstanbul’daki koronavirüs mücadelesinde son durum
31.03.2020 Her işin başı sağlık ve de şeffaflık
29.03.2020 “Evde kal”dan “Evde tut Türkiye”ye
28.03.2020 Beştepe Millet Camii’ndeki VIP Cuma namazının sembolik anlamı
27.03.2020 Haftaya Bakış (7): Türkiye’nin koronavirüsle mücadele stratejisi var mı?
27.03.2020 Bekir Ağırdır ile söyleşi: Türkiye’nin koronavirüsle mücadelesinden çıkarılacak dersler
04.04.2020 CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile söyleşi: Türkiye’nin koronavirüsle mücadelesi
31.03.2020 La lutte contre le coronavirus en Turquie : La santé et la transparence avant tout
10.03.2020 What do they want from Osman Kavala?
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı