Dünkü savunmamın özeti: Bu ayıp benim değil!

21.08.2026 medyascope.tv

21 Ağustos 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında biliyorsunuz tutuksuz sanık olarak yargılanıyorum ve dün nihayet savunma sırası bana da geldi. Savunma için kürsüye çıktığımda gece saat 21.35'ti. 21.35'te çıktım. Benden önce çok sayıda kişi savunmalarını yaptı. Ben çıktım, benden sonra da birkaç kişi daha vardı. Artık gecenin bir vaktinde bitmiş olması lazım. Savunma izlenimlerimi anlatmak ve biraz da savunmadan bahsetmek istiyorum. Ama önce çok garip bir rastlantıyı vurgulamak isterim. Önceki gün DEM Parti İmralı heyetinin iki üyesiyle Pervin Buldan ve avukat Faik Özgür, soyadını şimdi hatırlayamadım, onların yanında Öcalan'ın sekreteryasından Veysi Aktaş vardı. 32 yıl hapis yattıktan sonra son yıllarını Öcalan'la birlikte İmralı'da geçirdi ve çıktı yakın bir zamanda. O üçü bir grup gazeteciye süreçle ilgili bir bilgilendirme toplantısı yapmışlardı. Ben de oradaydım ve Veysi Aktaş'a daha önce bir karşılaşmamızda yayın teklif etmiştim. İstememişti, tekrar bir yayın teklifinde bulundum önceki gün.
Sonra dün mahkemenin tutuksuz yargılananlar bölümünde, ki ben de oradayım, en arkamızda gardiyanların özel olarak koruduğu bir etkin pişmanlıkçı var: Aziz İhsan Aktaş. Aziz İhsan Aktaş da Veysi Aktaş'ın galiba amca oğlu yani kuzenler. Bu kadar tesadüf... Ve hatta kendisini tanımıyordum. Kendimi tanıttım ve Aziz İhsan Aktaş'a dedim ki, “Dün Veysi Aktaş'ı gördüm, bugün sizi gördüm. Bu ne tesadüf” dedim, o da gülümsedi. “Bizim Veysi değil mi?” dedi. Öyle kaldı. Çok alakasız gibi görülebilir ama bence çok garip bir denk gelmeydi. Neyse. Beklerken çok sayıda tutuksuz sanığın savunmasına tanık olduk. Bunlardan, etkin pişmanlıktan yararlananların savunmaları uzun sürüyor. Çünkü sanıklar kendilerine yönelik suçlamayı yönelten bu sanıklara tutuklu sanıklar ve tutuklu sanıkların avukatları sorular soruyorlar. Böyle bir çapraz sorgu oluyor. Bir tanesi – ki Bodrum'dan SEGBİS'le bağlanmıştı bir tutuksuz sanık, iş insanı, müteahhit anladığım kadarıyla – onun savunması 3 saati aştı. Bayağı bir zamanımızı çaldı. Fakat onun dışındaki sanıklarda yani etkin pişmanlıkçı olmayanlarınki nispeten kısa sürüyor. Kısa konuşuyorlar. Sonra avukatları bir savunma yapıyor.
Burada, çok çarpıcıydı, Ekrem İmamoğlu'nun Özel Kalem Müdüresi Kadriye Kasapoğlu çok çarpıcı, çok etkileyici bir savunma yaptı. Uzun bir süre tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılmıştı ve savunması gerçekten, özellikle oğlundan bahsettiği bölüm çok etkileyiciydi. Ardından engelliler kotasında çalışan bir kişi ve peş peşe üç tane şoför. Birisi Kadriye Hanım'ın makam şoförüymüş. Birisi Murat Ongun'un makam şoförü. Ötekisini kaçırdım. Ve bu şoförleri dinlerken – ki şoförlerin hepsi en az 10 ay tutuklu kalmışlar – insanın içi cız ediyor. Yani ne yapmış olabilir bir şoför? Bir suç örgütüne dahil olmak vesaire. Hatta bir tanesi çok kısa konuştu ve sözlerinin sonunda gözleri doldu ve insan hakikaten bunları izlerken çok acayip oluyor. Bir de tabii kendi durumunuz geliyor akla. Tamamen bir iftirayla yargılanıyoruz 4 gazeteci. Bunlardan birisi de benim. Bir gizli tanık var. Gizli tanık demiş ki; Murat Ongun ve — hep adını unutuyorum — Emrah Bağdatlı benim de dahil olduğum gazetecilere düzenli para veriyormuş. 12 isim önce vardı, sonra 6'ya indi gözaltı. Sonra 4 kişi sadece davaya katıldık. Ben de savunmamda şunu söyledim, dedim ki: ‘‘40 yıldır gazetecilik yapıyorum. Daha doğrusu bu sene 41. yılım ama soruşturmaya dahil edildiğim an yani geçen sene tam 40. yılımdı. Çok karışık konularda gazetecilik yaptım; Kürt meselesi, İslamcılık, Ülkücü Hareket vesaire ve hiç yargılanmadım. Hiç. Hatta geçen ay Kandil'deydim. Duran Kalkan'la konuştum. İfademe bile başvurulmadı. Ama burada adının ‘meşe’ mi ‘ilke’ mi olduğu bile belli olmayan bir gizli sanık iftirasıyla ben suçlanıyorum.’’
Neymiş? Para alıp haber yapıyormuşuz, özetle bu. Ama işin ilginç tarafı şu; 19 Mart öncesi verilen bir gizli tanık ifadesi var. Benim hani Ekrem İmamoğlu'nun ‘‘lehine’’ yayın yaptığım diye iki tane örnek koymuş savcılık. Bunların hepsi 19 Mart sonrasındaki yayınlar. Ben de onlara dedim ki mahkemede, ‘‘19 Mart öncesi dönemde benim Ekrem İmamoğlu hakkında yaptığım yayınlar ya da yazdığım yazıların büyük bir kısmı eleştireldir. Keşke biraz araştırsaydınız.’’ dedim. Ve bir diğer husus tabii ki, en önemlisi ki bunu 18 Mayıs'ta Akşam gazetesinin haberinin ardından yapmıştım. İzlemişsinizdir, biliyorsunuzdur ama tekrar söyleyeyim: HTS kayıtları varmış. Ben bu kişilerle özellikle akşam saatleri buluşuyormuşum HTS kayıtlarına göre. Akşam gazetesi bunu haberleştirdiği zaman kendilerine göre, ki tekrar buradan söyleyeyim, mahkemede de söyledim, Mustafa Kartoğlu genel yayın yönetmeni, asla affetmeyeceğim bu dünyada da, öbür dünyada da. Tekrar söylüyorum.
Ne oldu? Akşam Kayserispor maçına gittim ve birden jeton düştü. Murat Ongun da Galatasaray maçlarını benim gibi kombineyle seyrediyor. Bir kere söylemişti. Sonra cep telefonundan baktım. Emrah Bağdatlı denen şahıs Twitter'da tek bir yeri takip ediyor. O da Galatasaray Spor Kulübü. Ve maçtan sonra, izleyenler vardır, canlı yayın yaptım gecenin bir vakti. 7 dakikalık bir yayın; ‘‘İftiralara Cevabım’’ diye ve dedim ki, ‘‘Bu benim akşam buluşmalarım maçmış. Onlar da demek ki maça gitmişler.’’ Nitekim daha sonra mahkeme dosyalarında HTS kayıtları çıktı. Avukat arkadaşlarla beraber üzerinde çalıştık. Bunların önemli bir kısmı gerçekten bizim RAMS Park Arena, artık adı sürekli değişiyor her neyse, oralarda sinyal vermişiz. Manchester maçı, artık aklınıza gelebilecek maçlar; Fenerbahçe maçı, Beşiktaş maçı vesaire. Bu kadar ayıp bir şey. Yani HTS kayıtları var diye sizi suçluyorlar. Bak bakalım kayıt neymiş. Maçta buluşuyoruz nasıl oluyorsa...
Ve ben onlara bir olay anlattım. 44 yıl önce İstanbul'da sıkı yönetimde yargılanırken tutukluyum. Devrimci Sol davasından yargılanıyorum. Bir gün Metris'ten Selimiye'ye götürdüler beni. Bir odaya soktular. Odada mahkeme heyeti var ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nden bir bilirkişi uzman var. Olay şu. Bizim o yargılanmamızdan 2 yıl önce İstanbul Çemberlitaş'ta bir korsan gösteri yapılıyor Devrimci Sol tarafından ve Hürriyet gazetesi muhabiri tesadüfen işe giderken bunu görüyor ve fotoğraflarını çekiyor. O tarihte hiç unutmuyorum tam sayfa eli silahlı bir kadın fotoğrafı vardı ve orada mitingdeki insanlar... Bir itirafçıdan itiraf almış o zamanki askeri savcı Recep Sözen ve benim de adımı o mitinge koymuş, korsan mitinge. Ortada da silah olunca silahlı eylem oluyor tabii. Ve beni de o eyleme katmak istemiş. Ama mahkeme heyeti ne yapıyor? Uzmanı getiriyor. Gazeteden diyaları alıyor. O zaman ‘‘diya’’ diyorduk. Fotoğrafları duvara vurdurup Selimiye'nin bir odasında adam bana, adam diyorum işte öğretim üyesi, ‘‘sağ ayağını ileri al, sol ayağını şöyle yap’’ diyerek o fotoğraftaki sırtı genellikle gözüken kişilerden herhangi birisine benzeyip benzemediğimi değerlendirdi. Sonuç ne oldu bilmiyorum. Evet ya da hayır ama ben o mitinge gerçekten katılmamıştım.
Ama 12 Eylül döneminde — eğer yaşıyorsa Allah uzun ömür versin, öldüyse Allah rahmet eylesin — Yargıç Ağır Ceza Reisi Seyfettin Bey'in yaptığını 44 yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti adaleti yapmıyor. Tenezzül bile etmiyor. Ne diyor? ‘‘Gizli tanık senin adını verdi. Zaten HTS kayıtları var.’’ Hadi bakalım. Ve ben tanımadığım bir kişiyi tanımadığımı kanıtlamak zorunda kalıyorum. HTS kayıtlarına tek tek bakıp o gün o saatte ne yaptığımı hatırlamaya, hatırlamanın ötesinde kanıtlamaya... Ama ne oldu? Sonuçta avukat arkadaşlarla beraber hepsinin fotoğraflarını, maçta çekildiğim fotoğraflar ya da o saatte hangi yayını yapmışım o gün Medyascope'ta vesaire, bunların hepsini birer kitapçık yapıp mahkeme heyetine ve savcıya verdi avukatlarım. Bakalım ne olacak. Şunu söyleyeyim. Bitirdiğimde yerime gidiyordum. Yargıç dedi ki, ‘‘Herhalde beraatinizi istiyorsunuz’’ dedi. Çünkü söylüyorsunuz en sonda, işte ‘‘Suçsuzum, beraatimi istiyorum.’’ Ben de ‘‘Tabii ki istiyorum. Tabii ki istiyorum çünkü suçsuzum.’’ dedim. ‘‘Ama...’’ dedim, ‘‘Ben hapis yatmış birisiyim. Ceza verirseniz de verin. Canınıza minnet. Ama benim burada ceza almam söz konusu olmaması lazım.’’ dedim. Bakalım ne olacak. Karara çok var. Herhalde beraat ederim ama tekrar söylüyorum; beraat etmesem de kendimle barışık bir şekilde şerefimle yatılacaksa da hapsimi yatarım. Bunun sorumlusu ben değilim. Bir utanç yaşanıyorsa bu utancın sorumlusu da ben değilim. Neyse...
Bugünün ithafı bir büyük isme, Malcolm X'e. Malcolm X Amerika Birleşik Devletleri'nin siyah isimlerinin en öne çıkanlarından biri. Martin Luther King Jr.'ı biliyoruz ki ondan daha önce bahsetmiştik. Malcolm'u benim keşfetmem onun filminin çıktığı 1992'de oldu. Daha önce duymuşluğum vardı ama filmi çıkmıştı ve ben de tam o sırada New York'taydım. Columbia Üniversitesi'ndeydim ve filmin ardından Malcolm'la ilgili çok şey okudum. Genç yaşta suç dünyasına giriyor. Hapishanede okumaya başlıyor ve sonra İslam'ı keşfediyor. Ama o İslam, ABD'de Nation of Islam (İslam Ümmeti) diye bilinen bir grup var, bu grup biraz bizim bildiğimiz İslamiyet gibi bir İslamiyet değil. Tabii ki İslamiyet'in birtakım özü var ama çok daha farklı birtakım yorumları olan bir şey ve radikal bir hareket aslında İslam Ümmeti ve Malcolm X de burada giderek sivrilen bir isim oluyor. Ama bir yerden sonra hareketin lideri galiba Elijah Muhammed olması lazım, onunla sorun yaşayıp ayrılıyor ve bir süre sonra hacca gidiyor, belli bir tarihten sonra.
Hacca gitmesi de çok ilginç. Önce Müslüman olduğunu kanıtlamasını istiyorlar. Çok oralarda bilinen birisi değil. Ama bir şekilde hacca gidiyor ve kaç yılında, 1964 yılında gitmiş ve orada Sünni İslam'ı görüp o şeyini değiştiriyor. Gittiği yıl yani 40 yaşındayken bambaşka bir Müslüman oluyor diyelim ama döndükten sonra Amerika'ya — bu arada Avrupa'da falan da dolaşıyor — yepyeni bir hareket başlatıyor. Evet, bu da o film ve Denzel Washington tabii ki. Muazzam bir film. Çok uzundu diye hatırlıyorum. Çok etkileyiciydi. Malcolm X'i suikastle öldürüyorlar. Kim öldürüyor? Ayrıldığı İslam Ümmeti'yle alakalı birtakım isimler. Bir toplantı sırasında, konferans gibi bir toplantı sırasında üç kişi saldırıyor. Nerede? New York'ta saldırıyor. Ve 21 Şubat 1965. Evet, 21 Şubat 1965'te Malcolm X'i öldürüyorlar. Öldürenlerden bir tanesi oradaki dinleyiciler tarafından linç ediliyor. Diğer ikisi yakalanıyor vesaire.
Ve Malcolm X o tarihte, o tarihten bu yana, öldürülmesinden önceden itibaren gerçekten sembol, idol bir isim oldu. Onun fotoğrafları bir tür Che Guevara'nın bir başka versiyonu gibi oldu. Özellikle şu fotoğrafı çok meşhurdur ve dünyanın dört bir tarafında konuşulan, edilen, saygıyla anılan bir isim oldu. Fakat şunu söylemesem içimde kalacak. Türkiye'de sosyal medyada birtakım din iddialı trollerin profillerinde Malcolm X var. Yıllardır tanık oluyorum. Ve bu kişilerin yapıp ettikleri, söyledikleri karşısında acayip şekilde canım sıkılıyor. ‘‘Benim tanıdığım, sevdiğim Malcolm X ile bu müptezeller arasında dağlar gibi fark var’’ demeyi de hiç unutmuyorum, ihmal etmiyorum. Onu da söylemiş olayım. Malcolm X'i saygıyla ve takdirle anıyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
23.08.2026 Furkan Vakfı olayı: Dindarın dindara yaptığı
22.08.2026 Artık kimse dağa çıkmasın!
21.08.2026 Dünkü savunmamın özeti: Bu ayıp benim değil!
20.08.2026 Alparslan Kuytul'un yalnızlığı
19.08.2026 Abdullah Öcalan: “Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer”
19.08.2026 Silivri mi, İmralı mı?
18.08.2026 Cemaatler şeffaf olabilir mi?
16.08.2026 Cübbeli Ahmet Hoca'ya da sıra gelir mi? |
15.08.2026 Yoksa Süleymancılara kayyum mu atanacak?
15.08.2026 Tarık Çelenk ile söyleşi: “Kimlik Kapanında Ülkem”
23.08.2026 Furkan Vakfı olayı: Dindarın dindara yaptığı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı