Erdoğan sahiden İstanbul seçimlerinin yenilenmesini istiyor mu?

04.05.2019 medyascope.tv

4 Mayıs 2019’da medyascope.tv için yaptığım değerlendirmeyi yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Yurtdışında bir otel odasından bu yayını yapıyorum. Konum: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün MÜSİAD’da yaptığı konuşma. Konuşmada çok şeye değindi; ama en önemli husus tabii ki İstanbul seçimlerinin yenilenmesi konusundaki ısrarıydı. Buradan ilk bakışta bakıldığı zaman Erdoğan’ın bu seçimin tekrarını çok istediği, bu konuda çok kararlı olduğu ve kamuoyuna bu tür konuşmalarla pazartesi günü toplanacak olan Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üzerinde bir baskı oluşturmak istediği… ilk akla gelen husus bu tabii ki. Ancak ben bunları biraz sorgulamak istiyorum, ilk akla gelenlerin ne derece sahici olduğunu, gerçek olduğunu sorgulamak istiyorum:
Öncelikle Erdoğan gibi devletin her kademesini –tabii ki yargıyı da– çok sıkı bir şekilde kontrol altına alan bir siyasetçinin, YSK’nın kararına bir baskı ya da YSK’nın kendi istediği gibi bir karar alması için elinden geleni yapacağı muhakkaktır ve bunun da kamuoyu üzerinden, medya üzerinden yaptığı açıklamalarla olması bana göre en son akla gelecek husustur. Daha önce Anayasa Mahkemesi’nin kapatma davasında Adalet ve Kalkınma Partisi’ne –ki o zamanlar AKP’nin ve Erdoğan’ın gücü devlet içerisinde sınırlıydı– tek tek Anayasa Mahkemesi (AYM) üyelerine –özellikle Cemil Çiçek tarafından, o tarihte– çok yoğun bir kulis faaliyetiyle AYM’den istedikleri gibi bir sonucun çıkmasını sağlayabilmişlerdi. Dolayısıyla YSK gibi zaten şu âna kadar aldığı birçok kararda âdil olmadığı görüşü öne çıkan bir kurumun Erdoğan tarafından kolaylıkla yönlendirebiliyor olması lâzım. En son örnek biliyorsunuz KHK’lı belediye başkanlarının seçilmelerinin iptal edip ikinci sırada gelen adayları –ki hepsi Adalet ve Kalkınma Partisi’ndendi, yani gidenler HDP’den gelenler AKP’dendi– bu hukukdışı kararı YSK çok rahat bir şekilde almıştı. En son İstanbul’la ilgili başvurularda KHK’lıların oy kullanma hakkı olmadığı yolunda YSK’nın içerisinden iki oyun çıktığını da biliyoruz. Dolayısıyla Erdoğan’ın medyaya yaptığı bu açıklamayı, YSK kararını etkilemek için yaptığı bana çok fazla inandırıcı gelmiyor; öncelikli meselenin bu olduğunu sanmıyorum. İkinci olarak da Erdoğan’ın gerçekten seçimin tekrarlanmasını istediği konusunda da çok ciddi şüphelerim var, bunu da daha önce –daha ilk andan itibaren– değişik vesilelerle dile getirmiştim.
Şöyle ki; bunun birçok nedeni var, basitten gidelim: Öncelikle şu âna kadar seçimin iptal edilmesi için ortaya sürdükleri gerekçelerin hiçbirisinin hiçbir inandırıcılığı yok. Zaten yapılan açıklamaların çoğu, iktidar partisi sözcülerinin yaptığı açıklamaların çoğu, “Bir şeyler olmuş olmalı” diyorlar; ama ne olduğunu göstermiyorlar, gösteremiyorlar. Birtakım başvurularda bulunuyorlar, ama bunların hemen hemen hepsi siyasî iktidarın ve yargının sorumluluk alanında, yani birtakım idarecilerin ya da yargıçların yaptığı yanlışlar ya da eksikler belki olabilir, bunun muhalefette hiçbir alâkası yok. Kaldı ki bunlar doğru olsa bile Türkiye’nin dört bir tarafından benzer yanlışlıklar yapılmış olabilir; o anlamda İstanbul’la ilgili söyledikleri şeylerin –ilk günden itibaren– söylemeye çalıştıkları şeylerin hiçbirisini kanıtlayabilmiş değiller, böyle bir olayla karşı karşıyayız. Hatırlanacaktır; Cumhurbaşkanı Erdoğan ilk günden ellerinde videolar olduğunu söyledi, ortada herhangi bir video görmedik — ne olduğunu bile anlayabilmiş değiliz. Ellerinde belgeler olduğunu söylediler; belgeler de ortaya çıkmadı.
Sonuç olarak bu seçimi Erdoğan, iktidar partisi ve iktidar partisinin destekçisi olan MHP, yani Devlet Bahçeli, şaibe olduğu için değil; sonuç hoşlarına gitmediği için yenilemek istiyorlar. İçeride ve dışarıda kamuoyunu ikna edebilmiş değiller. Eğer bu seçim yenilenirse şöyle bir sonuç ortaya çıkacak:; Türkiye’de sandıkla gelen sandıkla gidemiyor. İktidar, her türlü gücünü kullanarak, yargı üzerinde baskı uygulayarak beğenmediği seçim sonuçlarını iptal ettirebiliyor. Dolayısıyla böyle bir sorun çok ciddi bir şekilde Türkiye’nin önünde duruyor. “Bu çok umurunda değil” denebilir; şu âna kadar Türkiye’de demokrasi, hukuk devleti, insan hakları konusunda aleni olarak çok büyük ihlâller yaşandı. Dolayısıyla bu da yaşanabilir; ama yine de bunu bir opsiyon olarak koyalım. Türkiye’nin demokrasinin iyice güvenilmez bir hale gelmesi, Türkiye’de zaten yönetme krizi çeken siyasî iktidarın krizini kesinlikle daha derinleştirecektir; özellikle Batı dünyasıyla olan ilişkilerinde çok ciddi sorunlara yol açacaktır. Diyelim ki bu Erdoğan’ın o kadar umurunda olmayabilir; buna bağlı olarak ikinci bir sorun var: Ekonomi. Ekonomi konusunda, biliyorsunuz 31 Mart seçimleri Türkiye’de ekonomik kriz altında oldu. Siyasî iktidar krizin seçmeni çok fazla etkilememesi için elinden geleni yaptı, bazı şeyleri erteledi, tanzim satışlar gibi uygulamalarla bu olayı azaltmaya çalıştı; ama tam anlamıyla başarılı olabildiği söylenemez. Eğer 31 Mart seçimlerinin İstanbul’da yenilenmesi söz konusu olursa, bu, zaten var olan ekonomik krizi çok ciddi bir şekilde daha da derinleştirecektir ve siyasî iktidarın elinde bunun önüne geçebilmek için doğru dürüst bir argüman ya da enstrüman olduğu kesinlikle söylenemez. Dolayısıyla Haziran ayında –diyelim ki yenileme kararı aldı– yenilenecek olan seçime kadar ekonomi gerçekten çok daha beter bir duruma gelecek ve bu kesinlikle seçmen tercihlerini de ciddi bir şekilde etkileyecektir. Hadi bunu da bir kenara koyduk diyelim, geriye çok daha önemli bir husus kalıyor: Bu seçimi Erdoğan’ın yeniletmesi halinde kazanabilmesinin imkânı bence yok. Bunu söylediğim zaman, çok daha önce,“Diyelim ki YSK seçimleri iptal etti” diye bir yayın yaptım, o yayın üzerine çok eleştiri geldi. Birincisi, bu ihtimalin dile getirilmesinin bile yanlış olduğunu söyleyenler oldu. Haklılar mı? Tartışılır, haklı olabilirler; ama bir diğer husus da şu: Eğer seçimi tekrarlatırsa Erdoğan’ın “kazanma şansı olamaz” iddiama karşı, birçok kişi Haziran ve Kasım 2015 seçimleri arasındaki o yaşanan süreci gösterdi. Ama bence onun bir daha tekrarlanabilme imkânı kesinlikle yok. Öte yandan bir diğer husus; “Hile yapılabilir, şu olabilir, ona göre düzenekler yapılır, elinde her türlü insan var, elinden geleni yapacaktır” deniyor. Aslında şunu görmek lâzım: Zaten 31 Mart’ta elinden geleni yapmış olan bir iktidar var ve ona rağmen kazanamamış bir iktidar var. Bundan sonra daha fazla elinden ne gelir ve bunu nasıl yapar? Açıkçası çok bilemiyorum; ama bence bu döndürülemez bir sonuç. Bunun döndürülemez bir sonuç olmasının nedeni: 31 Mart bir kere Erdoğan’ın yenilebilir, yani yenilmeye aslında mahkûm –belli bir aşamadan sonra– bir siyasetçi olduğunu gösterdi. Artık vazo çatladı, bundan sonra o vazonun tamirinin mümkün olacağını sanmıyorum. 31 Mart’ın öncesinde ve 31 Mart gecesinden itibaren özellikle İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun ve CHP’nin izlediği çizgi, üslûp, söylem, duruş, her türüyle çok başarılı ve dolayısıyla Ekrem İmamoğlu’na oy vermiş seçmenin ona bir daha oy vermemesi için hiçbir neden yok; tam tersine, oy vermemiş olan seçmenden ona yönelik olarak daha fazla oy bence kesinlikle gelecektir. Özellikle de bir önceki 31 Mart seçiminde şu ya da bu nedenle oy kullanmamış olan muhalif seçmenin, seçimin tekrarlanması halinde ciddi bir şekilde Ekrem İmamoğlu’na oy vereceği kanısındayım. Ona da ek olarak –daha önce de söylemiştim tekrar söyleyeceğim– daha önce Binali Yıldırım’a oy vermiş olanların da içinden belli bir kesimin, ya sandığa gitmeyecek ya da Ekrem İmamoğlu’na oy vereceklerini, 31 Mart’ta Saadet Partisi’ne oy vermişlerin önemli bir kısmının Ekrem İmamoğlu’na yöneleceğini düşünüyorum. Yani bu seçimi Erdoğan’ın kazanması bence ne yaparsa yapsın mümkün değil ve bunu kendisinin bilmiyor olabileceğini sanmıyorum. Dolayısıyla Erdoğan’ın seçimi tekrarlatma ısrarının, aslında bu görüntünün bir tür “zevahiri kurtarma” çalışması olduğu kanısındayım. Kazanması imkânı olmayan bir seçimi yeniletmek yerine, bu seçimi şaibeli göstermek ve topu YSK’ya atmak ve buradan kendisine bir mağduriyet çıkartmak. Bence esas olarak hedeflenen bu. Yani şu denecek: “İşte, bu seçim şaibeliydi, muhalefet hile yaptı” –nasıl yaptığını açıklayamıyor, açıklama ihtiyacı da pek hissetmiyor, açıklanabilecek bir şey yok– diye 31 Mart’taki yenilginin ağırlığını hafifletmeye çalışıyor.
Tek başına Ankara’yı kaybetmiş olsaydı bile çok büyük bir yenilgiydi bu. Onun yanına Antalya’yı kaybetti, ortağı MHP Adana’yı Mersin’i kaybetti, İstanbul kaybedildi. Dolayısıyla çok ağır bir yenilgi söz konusu; ama ilk günden itibaren İstanbul seçimleri hakkında yaratılmak istenen bu şaibe, iptal tartışmaları, YSK’nın kararını vermekte bu kadar gecikmesi vs… Bu seçim sonuçlarının gerçek anlamda Türkiye’de taraflarca yaşanmasını engelledi. Yani kaybedenin kaybettiğini, kazanın kazandığını yaşama imkânını bu yolla büyük ölçüde gaspettiler.
Benim düşüncem şudur: Büyük ihtimalle Erdoğan, kaybedeceğini bildiği bir seçimi tekrarlatma yoluna gitmeyecek; ama sonuna kadar böyle yapıyor gözükerek bu seçimi ve Ekrem İmamoğlu’nun belediye başkanlığını bir şekilde şaibeli kılarak kendi yenilgisini ve tabanındaki moral bozuntusunu bir ölçüde azaltmak isteyecek. Tabii bu benim görüşüm, şu da söylenebilir pekâlâ: Erdoğan bunu böyle görmüyor olabilir, Erdoğan ne yapıp ne edip tekrarlattıktan sonra seçimi kazanacağına inanıyor olabilir. Eğer böyle bir inancı varsa çok büyük bir hata yapıyordur. Erdoğan son dönemde üst üste çok hata yapan bir siyasetçi. Özellikle krize girdiği andan itibaren tam olarak zincirleme bir şekilde hatalar yapıyor ve kendi iktidarının sonunu bence hızlandırıyor. Bu hatalardan biri tekrardan olabilir, ben yanılıyor olabilirim, Erdoğan gerçekten bu seçimi yeniletmek istiyor olabilir. O zaman da bence başka bir olay yaşanacak; hatanın bedeli çok daha ağır olacak. Yani seçimi yeniletmek istiyormuş gibi gözüküp ama yenilenmemiş bir haliyle İstanbul’u Ekrem İmamoğlu’na bırakmış bir Erdoğan’ın kaybı belli ölçülerde kontrol edilebilir kayıp olabilir. Ama seçim ısrarıyla, ortada hiçbir gerekçe yokken uyduruk gerekçelerle seçimi tekrarlatıp, hele bir de üstüne yeni bir seçim mağlubiyetiyle fark biraz daha açılırsa, o zaman gerçekten birçok şeyin hızlı bir şekilde sonuna gelmiş oluruz. Erdoğan riski göze alır mı? Ben alacağını sanmıyorum, alırsa da o zaman başka bir şey olur, ben yanılmış olurum, ama büyük bir ihtimalle Erdoğan’ın iktidarının çözülmesinin çok daha hızlı bir şekilde yaşanmasına tanık oluruz. Diyelim ki seçimi tekrarlattı ve benim düşündüğüm gibi seçimden ikinci kez yenik çıktı –kazansa bile aslında yenik sayılacaktır, o ayrı– ama ben kazanma ihtimali olduğunu sanmıyorum. Böyle ikinci kez tekrarlanmış bir seçimin ardından yaşanacak yeni bir yenilginin ardından, herhalde o Ali Babacan’ın hazırlığını yaptığı –çok yoğun faaliyet içerisinde olduğu söyleniyor; Ahmet Davutoğlu ortaya çıktı ama onun tam olarak bir parti kuruluşu niyetinde olup olmadığı hâlâ çok belli değil– ama Abdullah Gül destekli Ali Babacan’ın yeni bir parti hazırlığı içerisinde olduğu yolunda çok güçlü iddialar var. Diyelim ki böyle bir şey yaşandığı zaman, işte o zaman AKP’nin dışlanmış isimleri Erdoğan’ın tam anlamıyla felç olduğu bir anda ortaya çıkıp geri kalan şeylerin önemli bir kısmını da toplamak isteyebilirler.
Sonuç olarak Erdoğan’ın bu son çıkışlarının ilk anda sanıldığı gibi YSK üzerinde baskı yapmaktan ziyade son olarak partisini ve iktidarını mağdur kılmanın temellerini atmak olarak yorumluyorum. Bakalım çok fazla bir vaktimiz kalmadı. Herhalde YSK çok fazla uzatmayacaktır. Bakalım ne çıkacak, eğer söylediklerim isabetsiz çıkarsa yine sizlerin karşısında bu yanlışlarımı, neyi nasıl yanlış yaptığımı beraber değerlendirmeye çalışırız.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
10.05.2019 Bekir Ağırdır ile söyleşi: 23 Haziran’a kadar neler değişebilir, neler değişmez?
09.05.2019 Saadet Partisi 23 Haziran’da ne yapar?
08.05.2019 HDP 23 Haziran’da ne yapacak?
08.05.2019 Transatlantik: YSK kararı ve Batı, Öcalan’ın açıklaması & Akdeniz’de sondaj gerilimi
07.05.2019 Be cool: Nerede kalmıştık?
04.05.2019 Erdoğan sahiden İstanbul seçimlerinin yenilenmesini istiyor mu?
01.05.2019 Bahçeli, Davutoğlu’ndan neden rahatsız?
30.04.2019 Diyelim ki YSK İstanbul seçimlerini iptal etti…
29.04.2019 Bekir Ağırdır ile söyleşi: “Yepyeni Türkiye” mümkün mü?
26.04.2019 Ve inisiyatif muhalefette
10.05.2019 Bekir Ağırdır ile söyleşi: 23 Haziran’a kadar neler değişebilir, neler değişmez?
23.06.2018 Turkey's Troubles Continue as Elections Loom
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı