Halep’teki çatışmalar Türkiye’yi neden çok yakından ilgilendiriyor?

09.01.2026 medyascope.tv

9 Ocak 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Suriye'nin Halep şehrinde günlerdir çatışmalar sürüyor. İki mahalle, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı iki mahalle Suriye ordusu tarafından ya da Suriye ordusuna bağlı birlikler tarafından kuşatılmış durumda ve bu mahallelerde de SDG'nin, Suriye Demokratik Güçleri’nin uzantısı olan silahlı gruplar, İç Emniyet Birimleri diye adlandırıyorlar galiba, onlar da direniyor. Karşılıklı açıklamalar var, rakamlar var. Sivillere yönelik sivil kayıplar iddiaları var. Her iki taraf da diğer tarafı sivilleri gözetmemekle suçluyor. Kürtler sivillere saldırıldığını söylüyor. Suriye Ordusu yetkilileri de SDG'nin sivilleri kalkan olarak kullandığını söylüyor ve ateşkes tartışmaları iddiaları ortada dolaşıyor ama çatışma bir şekilde sürüyor. Nereye doğru evrileceği konusunda tabii şüpheler var. Ben açıkçası çok süreceğini düşünmüyorum. Bir şekilde bir anlaşma olacaktır. Çünkü iki tarafın da kaybettiği bir olay söz konusu olur burada. Aslında bu yayını da çok yapmak istemiyordum. Çünkü bu konu bana birileri tarafından fazla büyütülecekmiş duygusu vermişti ve nitekim öyle oldu. Türkiye'de özellikle çözüm sürecinin başarısız olmasını isteyen kesimler bu olayı bir fırsat olarak görüp hemen seslerini yükseltmeye başladılar. Çok memnun oldular öncelikle bu çatışmalara ve Suriye Ordusu’nun Halep'te başlattığı bu saldırılara çok memnun oldular.
Bu olayın birçok nedeni var, bu memnuniyetin. Öncelikle çok açık söylemek gerekirse bir ayrımcılık, etnik ayrımcılık meselesi var yani Kürtlere yönelik. Kürtlerin Suriye'de, Irak'ta, İran'da, Türkiye'de birtakım kazanımlar elde etmesinden çok memnun olmayan insanlar var. Ve tabii ki Halep biraz farklı bir yer. Çok stratejik öneme haiz bir yer ve orada Kürtlerin kendi başlarına iki mahalle de olsa bir güç oluşturması birilerine rahatsızlık veriyor. Yani Arap şehri Halep muamelesi yapılmak isteniyor. Ama burada şunu özellikle söylemeden edemeyeceğim; Suriye ordusuna bağlı özel kuvvetler denen birimlerin içerisinde çoğunluğun Özbek ya da Uygur savaşçılar ya da cihatçılar olduğu söyleniyor. Böyle de bir durum var. Yani Halep'i Araplaştırmak için Özbek ve Uygurların kullanıldığı iddiaları, onların burada esas rolü oynadığı iddiaları var. Her neyse.
Hakan Fidan'ın açıklamaları var. Hakan Fidan çok net bir şekilde SDG karşıtı ve Şam yönetimi yanlısı bir tutum takınıyor. Aslında Ankara'nın tutumu bu. Zaten Milli Savunma Bakanlığı da ‘‘Eğer Şam isterse yardım ederiz’’ diye de bir açıklama yapmıştı. Bunu da biliyoruz. Bir iddiaya göre Türk yapımı birtakım SİHA'lar Halep'in üzerinde uçuyormuş. Bu da şaşırtıcı değil. Çünkü Türkiye burada bir ayar vermek istiyor SDG'ye ve Halep bu anlamda seçilmiş bir yer. Hakan Fidan'ın açıklamalarında en çarpıcı olan husus SDG'nin İsrail kontrolünde olduğu tespiti. Diyor ki, ‘‘Ada...’’ — ada derken Öcalan'ı kastediyor — ‘‘Adayı dinlemiyorlar.’’ Kandil bu konuda net açıklama yapmadı. SDG zaten İsrail'le eş güdüm içerisinde. Ama burada çok ilginç bir olay var. Paris'te Türkiye'nin bilgisi ve teşviki dahilinde Şam yönetimi İsrail ile çok önemli anlaşmalar imzaladı. Özellikle ülkenin güneyi ile ilgili olarak. Ve o anlaşmaların hemen ardından Halep olayları yaşanmaya başladı. Yani Şam yönetiminin İsrail ile anlaşması Türkiye'nin oluru ve teşvikiyle olurken diğer yanda SDG'nin birtakım Ankara çizgisine uymayan davranışları hemen İsrail'le özdeşleştirilip kriminalize edilmek, şeytanileştirilmek isteniyor.
Şunu özellikle söylemek istiyorum. Bu yaratılmaya çalışılan "Öcalan'ı dinlemiyorlar" sözünün doğru olduğu kanısında değilim. Zira 30 Aralık'ta Öcalan bir yeni yıl mesajı yayınladı ve orada söylediği, Suriye ile ilgili söylediği hiç de Ankara'nın istediği şeyler değildi. Yani Öcalan "Ankara ne diyorsa onu yapın" anlamına gelecek herhangi bir şeyi şu ana kadar benim bildiğim kadarıyla söylemedi. Dolayısıyla olayı ‘‘Öcalan'a rağmen İsrail ile iş birliği yapan SDG’’ olarak sunmak bana doğru gelmiyor. Öcalan Suriye konusunda çok temkinli hareket ediyor. Çünkü elindeki en büyük kozun Suriye olduğunu biliyor. Bir diğer husus da şu: Eğer siz ‘‘Öcalan'ı Suriye'de SDG dinlemiyor’’ gibi bir hava yaratırsanız, imaj yaratırsanız o zaman birçok şeyi de riske atmış olursunuz. Neyi riske atmış olursunuz? SDG dinlemiyor, PKK da dinlemez, şu da dinlemez... Halbuki burada Öcalan'ın varlığı Türkiye'deki çözüm süreci için çok elzem. Bunu ben söylemiyorum; adını vererek Bahçeli söylüyor, adını vermeyerek Erdoğan söylüyor. Dolayısıyla Öcalan'ın kredisini düşürmek, SDG'yi zor durumda bırakmak için kullanılan bir taktik olabilir ama çok da gerçekçi değil.
Peki bazılarının beklediği gibi Halep'teki çatışmalar Türkiye'deki süreci rafa mı kaldıracak? Hiç ama hiç sanmıyorum. Orada tarafların uzun bir süredir söylediği "gemiler yakıldı, artık geri dönüş yok" önermeleri, tespitleri hâlâ geçerli. Zaten Halep'i bu anlamda okumak lazım. Son dönemde biliyorsunuz Devlet Bahçeli de Suriye konusunda sesini iyice yükseltti. MHP'liler de yükseltti. Erdoğan zaten öyle. Hakan Fidan da zaten öyle. Geri dönüşü olmayan bir yerde taraflar birbirlerine az şey vermek istiyorlar. Bunun bir tür bence sınaması yapılıyor. Yani şöyle bir beklenti içinde olanlar varsa, ki var biliyorum, ‘‘Halep'teki olay büyür, Suriye'ye sıçrar, Türkiye dahil olur ve SDG etkisizleştirilir’’ gibi bir senaryo yapan varsa onlara Allah akıl versin demek gerekir. Çünkü böyle bir durumda Türkiye'yi bir arada tutmak mümkün olmaz. Bunu özellikle vurgulamak lazım.
Yani Suriye'de Kürtlere yönelik birtakım çok ciddi bastırmalar Türkiye'de muhakkak yankı bulur. Kobani olayını hatırlayın, o önemli bir göstergeydi. Türkiye'nin artık bu çözüm sürecinden dönme gibi bir seçeneği bence yok. Döner mi? Tabii ki, yani seçenek yok diyorum ama dönebilir ama o zaman hiç ama hiç iyi olmaz. Dolayısıyla bugün Halep'te yaşananlardan memnun olanlar, zil takıp oynayanlar var. Uzun uzun böyle derin analizler kasanlar var. Onlara Allah akıl fikir versin diyeyim. Umarım bu olay bir an önce en az zayiatla, taraflardan, bütün taraflardan en az zayiatla atlatılır ve Suriye'de sadece Kürtlerin değil Dürzilerin de Alevilerin de herkesin razı olacağı bir mutabakat şekillenir. Kürtleri yok sayarak, Kürtleri eş-Şara yönetimine tabi kılarak bir çözüm olması mümkün değil. Bunu kabul etmek gerekiyor.
Neyse, gelelim bugünün ithafına. Kim inanırdı ki Kadir İnanır'a ithafta bulunacak, diyeceksiniz. Kadir İnanır tabii ki hayatımıza damga vuran bir oyuncu. 49 doğumluymuş. Ben onun birçok filmini seyrettim, çocukluğumdan beri seyrediyorum. 68 yılında fotoroman yarışması kazanmış, onu da hayal meyal hatırlıyorum. Çünkü o yıllarda fotoroman da okurduk, çok yaygındı. Daha sonra sinema, ilk büyük filmi başrolü ‘‘Kara Gözlüm’’ 1970'te Atıf Yılmaz'la ve orada Türkan Şoray'la oynuyor ve zaten Kadir İnanır deyince akla hep Türkan Şoray gelir. Birçok filmde birlikte oynadılar. Yanılmıyorsam bu ‘‘Selvi Boylum Al Yazmalım’’ yine bir Atıf Yılmaz filmi. Çok filmde birlikte oynadılar. Kadir İnanır çok, nasıl söyleyeyim, piyasa filmlerinde de oynadı, dizilerde de oynadı ama Türkiye'nin önde gelen yönetmenleri Atıf Yılmaz, Ömer Kavur, Şerif Gören gibi isimlerin çok etkili filmlerinde de Kadir İnanır'ı gördük. Bir jön olarak Türkiye'de bir döneme, 70'li yıllara damgasını basan birisi. Şahsen ben Kadir İnanır'ı, çok fiziki olarak benzemese bile, rahmetli ağabeyime benzetirdim. Yani o halimizde onu izlerken aileden birisi gibi izledim hep. Bir de zaten sonuçta Karadenizli o da, Fatsa doğumlu ama aslen Sürmeneli, Trabzon Sürmeneli, bir nevi aynı coğrafyanın insanıyız. Ve Kadir İnanır'ın bir de duruşu var. Bu duruşu çok belli etmez gibiydi, genellikle tabii magazin haberlerde yer alır ama daha sonra yıllar sonra Akil İnsanlar heyetinde, Akdeniz grubundaydı yanılmıyorsam, yer aldı ve ben hiç şaşırmadım açıkçası.
Onun bir fotoğrafı var Sırrı Süreyya ve Selahattin Demirtaş'la. Yani bu fotoğraf hiç sahte bir fotoğraf değil, çok sahici bir fotoğraf. Hepsi Türkiye'de ayrı ayrı damga vurmuş isimler. Sırrı'yı da bu vesileyle bir kere daha rahmetle analım. Ve yeni süreç başlamadan önce Kadir İnanır, Cansu Çamlıbel'e T24'te bir röportaj vermişti, uzun bir röportaj ve başlık şöyle çıkmıştı: "Yeniden çözüm süreci olursa en önde giderim." Ve tam da ondan beklenen şeydi. Kadir İnanır rahatsızlıklar geçirdi, felç olmasından korkuldu ama şu anda iyi durumda olduğunu biliyoruz ve yanında Jülide Kural var, hep yanında. Zaten haberleri de ondan almıştık. Kadir İnanır baktım açıkçası, düşündüm bulamadım sonra kontrol ettim; hiç evlenmemiş. Türkiye'de bu tür sinemada özellikle starlarda falan pek olan bir durum değil ama bir baktığımız zaman da erkek jön olarak hep bilinen bir isim. Kendisine sağlıklı ömürler diliyorum ve inşallah kendim için de dilediğim şeyi Kadir İnanır için de diliyorum. Bu çözüm süreci, tekrar Halep olayına dönecek olursak, inşallah başarıya ulaşır ve ölmeden Türkiye'nin bu sorundan kurtulma, kurtulmak biraz zor olabilir, tamamen bitmesi zor olabilir ama kurtulma yolunda çok büyük bir adım atmış olduğunu, barışın tesis edilmiş olduğunu görürüz. Kadir İnanır da görür, Jülide Hanım da görür, ben de görürüm. Herkes, hepimiz görürüz. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
11.01.2026 Halep’te yaşananlar Türkiye’deki çözüm süreci hakkında bize neler öğretti?
10.01.2026 Suriye’de kim terörist, kim değil?
09.01.2026 Halep’teki çatışmalar Türkiye’yi neden çok yakından ilgilendiriyor?
08.01.2026 Muhalif bir milletvekili niçin AKP’ye transfer olur?
07.01.2026 “İç cepheyi tahkim” edelim de kiminle, nasıl yapacağız?
06.01.2026 Maduro’ya üzülmeli miyiz?
05.01.2026 Venezuela'dan sonra sıra nerede? | Ahmet İnsel değerlendiriyor
05.01.2026 Boğaziçi direnmeye devam ediyor hâlâ!
04.01.2026 Venezuela dersleri: “İç cepheyi tahkim”in ciddiyeti ve aciliyeti
04.01.2026 Erdoğan’ın uçağına hangi gazeteciler binebilir?
11.01.2026 Halep’te yaşananlar Türkiye’deki çözüm süreci hakkında bize neler öğretti?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı