Hangi Erdoğan sahici? Dün Suudi Veliaht Prens’e savaş açan mı? Bugün onu 40 yıllık dost gibi kucaklayan mı?

01.05.2022 medyascope.tv

Erdoğan’ın Suudi Arabistan’da Veliaht Prens Muhammed bin Salman ile kucaklaştığını gösteren o tarihi fotoğraftan ilk olarak BAE’de yaşayan meslektaşım ve arkadaşım Yusuf el Şerif sayesinde haberdar oldum. Aslında bu fotoğrafın çekileceğini de haftalar önce yaptığımız canlı yayında (23 Mart) yine Yusuf söylemişti. https://medyascope.tv/2022/03/23/rusen-cakir-ve-yusuf-el-serif-tartisiyor-yeniden-sekillenen-ortadogu-ve-turkiye/
Şöyle demişti Yusuf: "Suudi Arabistan’a gitmek isteyenin oradaki Veliaht-Prens Muhammed bin Salman’la görüşmesi lâzım. Yani o olasılık değildir, yani herhangi bir yetkilinin Riyad’da sâdece Kral’la görüşüp gideceğini zannetmiyorum. Hele şu andaki durumda. Bu yüzden evet, böyle bir ziyâret bekleniyor. Sayın Recep Erdoğan Suudi Arabistan’a gitmek istiyor, böyle bir ziyâret bekleniyor. Fakat arada bir pürüz var, o da şöyle: Bu Kaşıkçı olayında, biliyorsunuz Suudi Arabistan mahkemesi yapıldı bitti ve konu kapandı. Fakat Türkiye’de hâlâ mahkeme dosyayı kapatmış değil. Bu Suudi Arabistan’ı rahatsız ediyor. Bu yüzden bence tek pürüz bu. Yani İstanbul mahkemesi ne zaman “Artık tamam, biz Suudi Arabistan mahkemesinin kararını kabul ediyoruz, bu işi biz kapattık” dedikten sonra, belki bu ziyâret daha kolay olabilir. Bilmiyorum, belki şartlar şimdi Ukrayna-Rusya savaşı yüzünden yakınlaşmayı daha fazla önem arz ettirir. Ama anladığım kadarıyla bu ziyâreti erteleten faktör budur. Adalet Bakanlığı’ndan bir adım bekleniyor. Gidilince elbette Veliaht-Prens Muhammed bin Salman’la görüşülmesi lâzım ve el sıkışması lâzım — bu bir şarttır. Eğer yeni bir sayfa açılacaksa ve ilişkiler artık daha geniş, daha olumlu olacaksa bu yapılması gerekiyor.”
Tam da dediği gibi oldu: Önce mahkeme davayı sonlandırmak için bakanlığa başvurdu, Bakan Bekir Bozdağ hemen “biz de mahkeme gibi düşünüyoruz” dedi, sonra mahkeme dosyayı kapattı ve Erdoğan bu karardan 21 gün sonra Suudi Arabistan’a uçtu. Yusuf’un tutturamadığı tek şey, Erdoğan ile bin Salman’ın sadece el sıkışmayıp birbirlerini de kucaklamaları oldu.

“Hazin"den de öte

Bu kucaklaşma fotosunu Twitter’dan “Hazin!“ diye paylaştım. ( https://twitter.com/cakir_rusen/status/1519897300864315392?s=20&t=LeC_9sPkxVr4bOKpOrdMVg ) Aslında Erdoğan için “hazin“ olan pek bir şey yok. Zira onun özellikle dış politikada artık “180 derece“ olarak bile tanımlanamayacak nice dönüşlerine tanık olduk. Kuşkusuz bu foto, o dönüşlerin en uç ve çarpıcı dışavurumlarından biri olarak tarihe mal oldu. Erdoğan’ın bu fotoğrafını çektirmeyi istemediğini, Yusuf’un dediği gibi sadece el sıkışmakla yetinmeyi, hatta sadece Kral Salman ile görüşüp oğluyla hiç muhatap olmamayı tercih edeceğini düşünebiliriz. Ama anlaşıldığı kadarıyla Veliaht Prens, Cemal Kaşıkçı olayı sırasında doğrudan ve ısrarlı bir şekilde kendisini hedef alan Erdoğan’dan bu yolla intikam almak istemiş ve aldı.
Erdoğan’ın rahatsız olduğu muhakkak ama hüzün yine onun değil, bizim, tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hanesine yazıyor yine. Şöyle ki, dünya çapında bir gazeteci sırf kendilerini eleştirdiği için Veliaht Prens’in talimatıyla İstanbul’un göbeğindeki kendi ülkesinin, Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda önce işkence görüp sonra vahşice katlediliyor ve ceseti de yok ediliyor. Ardından Türkiye’yi yönetenler, olması gerektiği gibi, bu vahşetin cezalandırılması için gerekli mekanizmaları işletiyor, bunu uluslararası platforma taşıyor, dolayısıyla içeride ve dışarıda takdir ediliyorlar.
Sonra ülkedeki ekonomik kriz derinleşince akla gelen çarelerden biri Suudi Arabistan ile arayı yeniden düzeltmek oluyor. Bu uğurda Riyad’ın, daha doğrusu Muhammed bin Salman’ın bütün dayatmaları kabul ediliyor. The Guardian’a konuşan Suud yetkililer pişkince “Bizim ona ihtiyacımızdan daha çok onun bize ihtiyacı var ve o bizim ayağımıza geldi. Erdoğan bu duruşuyla milyarlarca dolarlık gelir kaybına uğradı. Bu yüzden ticaret koşullarını biz belirleyeceğiz” diye konuşabiliyorlar.
Bütün bunları tanımlamada hazin yeterli bir sıfat olmayabilir.

Toplu özür dileme töreni

Bu kucaklaşma fotosu akla o meşhur atasözünü getiriyor tabii ki: Denize düşen yılana sarılır. Erdoğan’ın düne kadar en hafif tabirle ”yılan” olarak tanımlayageldiği Veliaht Prens ile kucaklaşması denize düşmüş olduğunun itirafından başka bir şey değil. Fakat bunu öyle şatafatlı bir şekilde yapıyor ki sanki dün hiç yaşanmamış. ”Şatafat” derken, öncesinde ve ziyaret sırasında söyledikleri; neredeyse tüm kabineyi, MİT Başkanı’nı ve önde gelen kurmaylarını yanında götürmüş olmasını ve umre görüntülerinin övünçle paylaşılmasını kastediyorum.
Peki hangi Erdoğan sahici olan? Bana göre dünkü Erdoğan da ”sahici”idi bugünkü de. Süleyman Demirel’in ”dün dündür, bugün bugündür” sözlerini fazlasıyla aşmış pragmatist ve otoriter bir siyasetçi Erdoğan. İktidarını koruyabilmek için ilk feda ettiği şey ”tutarlılık” oldu, bundan sonra da öyle olacağı kesin.
Sahici olmayan dün onun yaptıklarını büyük bir coşkuyla destekleyip ”Ama…” diye başlayan her türlü ikaz ve itirazı vatan hainliğiyle eş tutan destekçilerinin bugünkü durumda da aynı tutumu benimsemeleri, ”ulusal onur, gurur” gibi şeylerden bahsetmeye kalkanları ”reelpolitik” bilmemek ve tabii ki yine vatan haini olmakla suçlamaları.
Hazin bile değil! 




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.05.2022 İslamcılar Atatürkçüleri yenip Atatürk’e yenildiler
18.05.2022 Transatlantik: Türkiye'nin İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğine itirazı, SADAT tartışması Vaşington'da nasıl yankılanıyor, Rusya-Ukrayna savaşında son durum
18.05.2022 Adını Koyalım (54): Türkiye seçimlere güvenli bir ortamda gidebilecek mi?
17.05.2022 Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini veto kararından döner mi? Cengiz Çandar ile söyleşi
16.05.2022 Hızlı ve Kısa Yorum (19): Seçim güvenliği konusundaki kaygılar – Ne yapılabilir?
15.05.2022 “Muhalefet ne kadar güçlü olursa Erdoğan’ın kazanma şansı daha da artar” mı sahiden?
13.05.2022 Haftaya Bakış (114): CHP’nin SADAT baskını – Kaftancıoğlu’na siyâset yasağı – Sığınmacılar tartışması
12.05.2022 Hızlı ve Kısa Yorum (18): Canan Kaftancıoğlu’na siyâsî yasak: Erdoğan’ın bükemediği bileği yargı kırabilecek mi?
12.05.2022 Ahmet Çakarlar bize ne anlatıyor?
11.05.2022 Adını Koyalım (53): Muhalefet seçmeninin kaygı ve beklentileri
22.05.2022 İslamcılar Atatürkçüleri yenip Atatürk’e yenildiler
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
17.08.2021 Y a-t-il un avenir pour l’Afghanistan? Entretien avec Olivier Roy
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı