İBB davası sertleşiyor

17.03.2026 medyascope.tv

17 Mart 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Dünkü yayında söylemiştim, bugün Silivri'de duruşmaya gideceğim, İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasına. Gazeteci kimliğim var ama tutuksuz sanık olarak izleyeceğim. Siz bu yayını izlerken ben yolda olurum herhalde. Ama bugün Silivri'de neler yaşanacağı konusunda birtakım kaygılarım var. Bir gerginlik olacağa benziyor. Çünkü dün yaşanan olayların ardından savcılık, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı bir karar aldı ve bunu duyurdu jandarmaya. Ne dedi: ‘‘Avukatlar, sanıklar, her sanığın bir yakını ve kart sahibi gazeteciler dışında kimse alınmayacak.’’ Bu ne anlama geliyor? Bir ihtimal, %100 değil ama yüksek ihtimal siyasetçiler giremeyecek. Tabii ki özellikle Cumhuriyet Halk Partisi yöneticileri, milletvekilleri. Sadece CHP değil mesela İşçi Partili Ahmet Şık da izliyor fırsat buldukça. Onların önüne engel çıkarılabilir. Ailelere ‘‘bir aile ferdi’’ dendiği için sorun çıkabilir ve büyük bir ihtimalle, umarım yanılıyorumdur, yarın Silivri'de bir gerginlikle karşı karşıya olacağız. Ne kadar sürer, nasıl çözülür, ne olur bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum: Geçen hafta pazartesi günü benim de katıldığım duruşmada bir sorun çıktı izleyicilerle mahkeme başkanı arasında. Mahkeme başkanı izleyicilerin çıkarılmasını söyledi ve duruşmaya ara verdi. Ama Cumhuriyet Halk Partisi'nin İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik bir diplomatik faaliyet yürüterek bir şekilde olayı çözdü ve sorunsuz bir şekilde mahkeme devam etti. Ama dün yaşanan olayın ardından mahkeme sertleşmeye karar vermiş anlaşılan. Dün ne yaşandı kısaca bir hatırlayalım. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili, aynı zamanda Yüksek Disiplin Kurulu Başkanı Turan Taşkın Özer avukatların olduğu yere oturuyor. Mahkeme başkanı kendisine vekaleti olup olmadığını soruyor. O olmadığını ama avukat olduğunu ve orada oturmak istediğini söylüyor. Mahkeme başkanı kendisini izleyicilerin oraya yollamak istiyor ama Özer buna yanaşmıyor. Ondan sonra mahkeme başkanı talimat veriyor onu oradan çıkarmaları için ve mahkemeye ara veriyor. Aradan sonra mübaşir geliyor bir süre sonra, ‘‘Mahkeme ertelendi’’ diyor; bugün için söylüyor. Şimdi yaşanan olay bu. Tabii Cumhuriyet Halk Partisi sonrasında açıklama yaptı ve mahkeme heyetini eleştirdi, başkanı eleştirdi. Fakat dönüp baktığımızda sonuçta burada kim ne kazandı?
Açık söyleyeyim: Mahkemenin gergin geçmesini esas olarak siyasi iktidar ister. Burada önemli olan yapılan eylemler, ki ilk günlerde Ekrem İmamoğlu duruşuyla bunu yaptı. Mahkemede birtakım sorunlar çıktı ama sonuçta ikinci gün özellikle Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları kazanmış oldular. Şimdi dün yaşanan olaylarda Cumhuriyet Halk Partisi ne kazandı, açıkçası çok emin değilim. Tabii ki mahkeme heyeti iyi niyetli davranmadı ama mahkemeden iyi niyetli davranmasını zaten beklemiyoruz. Dolayısıyla burada Cumhuriyet Halk Partisi'nin birtakım temel stratejileri ve sorunlara göre birtakım taktikler geliştirmesi gerekiyor. Dün Türkiye'nin dört bir tarafından aileler geldi. İstanbul'un dört bir tarafından gazeteciler, tutuksuz sanıklar geldi ve yine aileler geldi. Mahkemeye tutuklu sanıkların önemli bir kısmı Silivri'den ama bir kısmı da başka illerdeki cezaevinden geldiler ve orada sanıkların savunması olacak. Kimisi iddiaları yalanlamak ve kendini savunmak, kimisi de belki siyasi birtakım savunmalar yapmak isteyecek ama dün itibarıyla bu olmadı. Burada CHP'nin yaptığının doğru yanlış ya da CHP'nin demeyelim Turan Taşkın Özer'in orada o sorun çıktıktan sonra en azından geçen hafta Özgür Çelik'in yaptığı gibi sorun çözme konusunda birtakım gayretler göstermesi gerekirdi. Göstermiş ve sonuç almamış olabilirler. Fakat sonuçta dünkü duruşma bence boşa gitti ve özellikle aileler için bunun can sıkıcı olduğunu kabul etmek lazım. Ve burada şunu tekrar gündeme getirmek lazım: Gerilim, mahkemedeki duruşmalardaki gerilim kimin işine yarar?
Cumhuriyet Halk Partisi, özellikle Ekrem İmamoğlu ve kurmayları orayı bir siyasi platforma çevirmek istiyorlar. Bunu ilk günlerde gördük ve başarılı da olabilecek durumdalar. Yani onların ne söyledikleri önemli. Aynı zamanda sanıkların da ne söyledikleri önemli. Mesela geçen hafta benim adını hiç duymadığım Sırrı Küçük isimli bir tutuklu sanık çok çarpıcı savunmalar yaptı ve özellikle de birtakım etkin pişmanlıktan yararlanan bir kişiyi açığa düşürdü. Ve bunu merak edip takip edenler bu olayın, bu iddianamenin, bu tutuklamaların ne kadar baştan savma olduğunu gördüler. Bunun üzerinden yürümek, yani kişisel savunmalar ya da siyasi savunmalarla yürümek bence daha akıl kârı olur.
Yani burada şimdi bir avukat olarak orada oturması, yani şöyle söyleyeyim, bir sanığın avukatı olmadan siyasi kimliği öne çıkan birisinin avukat saflarında oturmakta ısrar etmesini ben açıkçası çok da anlamlı bulmuyorum. Pekâlâ gidebilir milletvekillerinin olduğu yerde izleyebilirdi. Tabii daha yakın oluyorlar, izleyiciler daha uzakta falan, böyle şeyler olabilir ama sonuçta bence bu iyi olmadı.Umarım bundan sonraki süreçte gerginlik olmaz. Gerginlik az olur; gerginlik muhakkak olacak ama bugün yaşayacaklarımız bize çok işaret verecek. Yani bugüne nasıl hazırlanacak Cumhuriyet Halk Partisi, bakalım. Çünkü önlerine engel çıkarılacak. Ne engeli çıkarılacak? İşte, ‘‘Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı var; şu şu kişiler dışında kimseyi almıyoruz.’’ diyecek Jandarma. Daha mahkeme salonuna girmeden engellenmek istenecek ve mahkemenin dışında, duruşma salonu dışında özellikle birtakım gerginlikler yaşayacağa benziyoruz. Burada herkesin bir hesap yapıp neyi nasıl yapmak gerektiği konusunda birtakım stratejiler belirlemesi gerekiyor.
Açıkçası ben hem tutuksuz sanık hem de bir gazeteci olarak bu mahkemenin hızlı bir şekilde seyretmesini ve bir an önce birtakım gerçeklerin – ki gerçekler büyük ölçüde sanıkların lehine olacaktır – ortaya çıkmasını bekliyorum ve umuyorum. Bunu uzatmak aslında siyasi iktidarın isteyeceği bir şey. Çünkü bir de bu gerginlik üzerinden birtakım propagandalar yapacaklar vesaire ve orada enerjisini başka yerlere hasretmelerinin yolunu açacaklar. Tabii ki şunu anlıyorum; mahkemeye karşı çıkmak falan bunlar tamam eyvallah çekici olabilir; ama burada, nasıl denir, üzüm yemek çok daha önemli. CHP'lilerin ve yargılanan sanıkların o mahkeme salonunda yiyecekleri çok üzüm var. Çünkü orayı tam bir savunma, hem teknik hem de siyasi savunma alanına çevirme imkânları son derece geniş. Bu tür olayların bunu kısıtladığı kanısındayım diyeyim, noktayı koyayım. Bakalım bugün ne olacak. Yarın da size bugün yaşananları anlatırım.
Evet, bugünün ithafı Arzu Okay'a. Arzu Okay 70'li yıllarda Türkiye'deki sinemadaki ‘‘seks furyası’’ deniyor ona, onun en öne çıkan isimlerinden birisiydi. O zamanlar 20'li yaşlarında, çok popülerdi ve biz de ortaokul zamanı, bir de Beyoğlu'nda okuyanlar olarak kendisini bayağı bir bilirdik. Başka isimler de var ama ben Arzu Okay'ı şundan seçtim: Çünkü Arzu Okay o furyanın ötesinde ayakları üzerinde durabilmiş, ki o furyaya katılan özellikle kadın oyuncuların büyük bir kısmı sonra kayboldu. Arzu Okay da kayboldu, ülkeyi terk etti, Fransa'ya yerleşti ve orada deri işleriyle uğraşmaya başladı, ticarete atıldı ve kendisi yıllar sonra bir röportaj vermişti; çok etkilenmiştim, çok şaşırtıcıydı. Sonra biz kendisini eski stüdyoda, Medyascope'ta ağırlamıştık. Gerçekten ayakları yere basan, dünyayı eleştirel bir şekilde gören, sanata bağlı bir insan var; hani yeni tabirle bir birey var ve çok takdire şayan birisi. Bir de öğrendim ki bir ressam kızı varmış, Fransa'da eğitim görmüş, Eda Su Neidik. Çok parlak bir isim olduğunu söylüyorlar. Ben yeni öğrendim ama Arzu Okay'a da herhalde öyle bir kız yakışırdı. Kendisini takdirle, sevgiyle selamlıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.03.2026 Milli Görüş’ten geriye ne kaldı?
21.03.2026 Beyaz Toroslu savcı ve “devlette devamlılık esastır”
20.03.2026 Akın Gürlek’in malvarlığı tartışmasında son durum: Kim haklı?
19.03.2026 19 Mart’ın birinci yılı: Kim ne kazandı, ne kaybetti?
18.03.2026 “Varsa bir belgesi gitsin yargıya”
17.03.2026 İBB davası sertleşiyor
16.03.2026 Mehmet Altan ile Türkiye’nin Gidişatı (18): Savaş uzarsa neler olur? | İBB davası ve hukuk
16.03.2026 Ekrem İmamoğlu’nun zorlu sınavı
15.03.2026 Ali Şeriati’ye saldırılar ve İslamcı düşüncenin çöküşü
15.03.2026 Diyelim ki Kürt devleti kuruldu…
22.03.2026 Milli Görüş’ten geriye ne kaldı?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı