İmamoğlu’nun bir yılı: Beklentiler ve yaşananlar

23.06.2020 medyascope.tv

23 Haziran 2020’de medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Fehimcan Şimşek hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Bugün ikinci kez karşınızdayım. Ekrem İmamoğlu'nun Belediye Başkanı seçilmesinin birinci yılı geride kaldı. Normalde 31 Mart, ama ona bir haksızlık yaptılar, seçim yenilettiler ve daha büyük bir farkla 23 Haziran'da yeniden seçildi. Bu bir yılın bilançosunu çıkarmak istiyorum; ama öncelikle bu seçim tekrarlama meselesine tekrar değinmek lâzım. Bugün, mâlûm, baro başkanlarının sonunda Ankara'da yürümelerine, Anıtkabir'e gitmelerine izin çıktı. Engellenmek istendiler, ama onlar direndiler ve sonuna kadar kaldılar. Geceyi sokakta geçirdiler, ama sonunda istediklerini ulaştılar ve böyle olunca da daha güçlü oldular. Direnişle gelen bir eylem sonuçta daha başarılı oluyor. Benzer bir olay aslında Ekrem İmamoğlu'nda çok daha bâriz bir şekilde ortadaydı. İktidar koalisyonu, 31 Mart'ta az bir farkla Ekrem İmamoğlu'nun seçilmesini kabul etmiş olsaydı, Ekrem İmamoğlu hep az farkla kazanmış olan bir başkan olarak daha büyük bir stres altında kalabilirdi, ama ikinci kez kazandı ve fark attı. Esas olarak da tabii 31 Mart ile 23 Haziran arasındaki süreçte pompalanan, “Erdoğan seçimi tekrarlatıyorsa vardır bir bildiği. Ne yapıp ne edip kazanacak!” yaklaşımlarına rağmen kazanmış olması çok önemliydi. Yakın siyasî tarihimizin en önemli anlarından birisiydi. Bu Erdoğan'ın sıklıkla yapmaya başladığı bir hata. Karşısında hak talep eden kişileri, kurumları, odakları, grupları, partileri bastırmak istiyor; ama onlar eğer sonuna kadar sebat ederlerse genellikle kazanıyorlar. HDP yürüyüşü bir ölçüde böyleydi. İlk gün engellenmek istendi, ama sonra bir şekilde tamamlandı — baro yürüyüşleri de böyle oldu. Ama 1 yıl önceki 23 Haziran bunun en çarpıcı örneğiydi.
Bir yılda ne oldu? Beklentiler çok yüksekti, çünkü iki kez kazanmış bir Ekrem İmamoğlu, siyasetin yeni yüzü, parlayan yıldızı ve 31 Mart sonrasından itibaren Erdoğan'ın karşısına başkanlığa aday olarak bilindi. Bir belediye başkanlığının ötesinde çok ciddi bir siyasî anlam yüklendi ona. Kendisinin buna alenen itiraz ettiğine tanık olmadık. Dolayısıyla Ekrem İmamoğlu'na bakan herkes aynı zamanda ileriye doğru gidebilecek birisi gibi gördü — tıpkı Erdoğan gibi. Kimisi umdu ve ona bir yatırım yapmak istedi; kimisi de bundan korktu ve bunu engellemeye çalıştı. Bu bir yılda ilginç bir şekilde İmamoğlu'nu destekleyenlerden ziyade ondan çekinenlerin aktif olduğu bir yıl oldu. Ekrem İmamoğlu herhalde Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük karalama kampanyalarından birisini yaşayan siyasetçi. Tabii ki sosyal medyanın bu kadar güçlü olması, “trol” denen mekanizmaların olmasıyla beraber işler daha görünür oluyor. Benim gördüğüm kadarıyla –hani çok klişe bir laf vardır “gün geçmiyor ki” diye–, gün geçmiyor ki İmamoğlu aleyhine bir kampanya yapılmasın. En ufak bir şeyi –özellikte tatile çıkmaları tabii, ama onun dışında her türlü şeyden– İmamoğlu'na yönelik karalama kampanyaları yapıyorlar. En son Haliç ile ilgili böyle bir şey yaptılar. Normal şartlarda insanların pek destek vermeyeceği, mesela son taksici olayında da yeter ki Ekrem İmamoğlu'na zarar verme potansiyeli olsun, hemen hemen her şeye yatırım yapan bir iktidar ve iktidar destekçileri var. Dolayısıyla bir yıldır Ekrem İmamoğlu'nun önüne çıkartılan çok ciddi engeller var. Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan daha ilk günden, “Siz başkan olabilirsiniz, ama biz istersek sizi çalıştırmayız” demişti ve bunu istediler. Belediye Meclisi'ndeki çoğunluklarını her vesileyle gündeme getirdiler, bir dizi sorun çıkartıldı. Tabii ki Ankara Büyükşehir'in ve İstanbul Büyükşehir'in birçok faaliyetine çok ciddi engeller çıkartıldı. En son yardım kampanyasını engellediler. Beklentiler çok yüksek, çok büyük engelleme çabaları, karalama faaliyetleri var. İstanbul'da bir dizi sorun var; kimisi kangren olmuş sorunlar. Mesela başlı başına bir ulaşım meselesi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Recep Tayyip Erdoğan’la başlayan ve bir yıl öncesine kadar gelen bir gelenek var. Bu geleneğin kadroları var, bu geleneğin birtakım gelenekleri var ve bütün bunların hangileri sürdürülecek hangileri iptal edilecek konusu bütün şehirlerde var. Ankara için de benzer bir şey geçerliydi, Adana için de, Mersin için de kısmen böyle. Ama en önemlisi herhalde İstanbul'du. İmamoğlu'nun ciddi bir şekilde böyle bir sorunu var. Bu sorun kendini ilk kadrolarda gösterdi, ilk günler bunu çok ciddi bir şekilde yaşadık. Sonra bir şekilde kadrolaşmasını tamamlamış gibi gözüküyor; ama yine de içeriden bir direncin olma ihtimali hep gündemde.
Şu âna kadar 1 yıl içerisinde belediye faaliyeti olarak Ekrem İmamoğlu'nun yaptığı akıllarda kalan çok fazla bir şey yok açıkçası. Küçük küçük farklı farklı şeyler var ya da bir şeyler yapıyor, ama tam olarak kamuoyuna bunu anlatamıyor. Tabii en önemli sorunlardan birisi de bu: Büyük medya ambargo uyguluyor, çünkü “büyük medya” denen yer artık tamamen iktidarın sözcüsü durumunda. Daha ortalarda duran birtakım televizyonlar ve medya organları da İmamoğlu'na bence hak ettiği ilgiyi tam olarak göstermiyorlar. Kendisi alternatif birtakım medya mecraları yaratma durumunda. Özellikle belediyenin toplu ulaşım araçlarındaki ekranları kullanıyor, ama ne derece başarılı ve yeterli bir şekilde kullanılıyor o konu bence bir soru işareti. Yaptıklarını anlatma konusunda, kimisi kendisinden kaynaklanan, ama daha büyük ölçüde bu var olan medya atmosferinden kaynaklanan sorunları var. Benim bildiğim en önemli unsurlardan birisi, ara verilmiş olan yeni metro hatları inşaatının tekrar hayata geçirilmesi. Onun dışında salgın sürecinde yaptığı birtakım şeyler ve yapmak istedikleri var. Ama bunların bir kısmı engellendi, bir kısmı da çok zor bir dönemden geçildiği için tam olarak karşılık bulamadı. Tabii salgın konusu tüm Türkiye'nin ve tüm dünyanın olduğu gibi İstanbul'un da bütün hesaplarını altüst etti. Burada İstanbul gibi salgını merkezi olarak bilinen bir yerde belediyenin yükü çok arttı ve bütün bu süreçte siyasî iktidarla koordinasyon anlamında çok fazla bir şey yoktu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kendisiyle bütün bu süreçte bir kere bile konuştuğunu sanmıyoruz. Valilik’le ilişkilerinin de inişli çıkışlı bir grafik izlediğini biliyoruz. Burada da aslında salgın tüm belediyelerde olduğu gibi İstanbul'da da belediyenin kendini göstermesi için bir fırsattı, bu fırsatı kullanmaması için siyasî iktidar elinden geleni yaptı. Ama buna rağmen salgında birçok belediyede olduğu gibi İstanbul'un da ana hatlarıyla başarılı olduğu kanısındayım.
Ekrem İmamoğlu'nun bir yılına damga vuran hususlardan birisi de Mansur Yavaş oldu. Aslında Mansur Yavaş 31 Mart'tan bu yana belki en çok konuşulan belediye başkanı oldu. Bunun birçok nedeni var; her şeyden önce kendine siyasî bir hedef koymak yerine belediye başkanlığı üzerinden sürekli bunu vurgulayarak ve hep yaratıcı birtakım adımlarla gerçekten çok öne çıktı. Bakıldığı zaman, Ekrem İmamoğlu Erdoğan için çok daha büyük bir tehdit. Mansur Yavaş da herhalde bir tehdittir, ama esas olarak Ekrem İmamoğlu; çünkü İstanbul Türkiye'nin kalbi ve tabii bir tehdidin dışında Ekrem İmamoğlu Erdoğan'a siyasî kariyerinin en büyük yenilgisini 25 yıl sonra tattıran kişi. Dolayısıyla onunla olan hesabında, onu itibarsızlaştırmak, onun gücünü kırmak noktasında… çok “noktasında” dedim, Erdoğan'dan bahsederken artık biz de ona benzemeye başladık …bu açıdan bakıldığında Erdoğan ve onu destekleyenler, yeter ki İmamoğlu'nun önüne birtakım sorunlar çıksın diye herkese bir şekilde tahammül edebiliyorlar. Ama Sezar'ın hakkı Sezar'a, gerçekten son bir yılda belediye başkanlığı anlamında Mansur Yavaş çok dikkat çeken ve hemen hemen herkes tarafından takdir edilen bir performans sergiliyor. Mesela Adalet ve Kalkınma Partisi'nin öne çıkan figürlerinden Metin Külünk'ün verdiği bir söyleşiyi okudum. Orada mesela Metin Külünk uzun uzun Mansur Yavaş'ı övmüş. Bu aslında AKP'li birisi için riskli bir şey, ama yapmış. Bunu bir niyetle mi yaptı? Bir artniyet var mı? Sanmıyorum; olsa bile bu kadar övgüyü bir AKP'linin, özellikle bir dönem öne çıkmış bir AKP'linin yapmış olması gerçekten manidar.
Evet, bir yıl geride kaldı bu arada, ama Ekrem İmamoğlu’nu yıkamadılar. Fakat Ekrem İmamoğlu kendisine yönelik ilgiyi, desteği bu bir yılda çok fazla artırabilmiş gibi gözükmüyor açıkçası. Yapılan araştırmalarda da, özellikle Metropoll'ün “Türkiye'nin Nabzı” adlı ay ay yaptığı araştırmalarda Ekrem İmamoğlu'nun puanının düştüğünü Mansur Yavaş'ın ve Süleyman Soylu'nun çıktığını görüyoruz. Bu herhalde karşılığı olan bir şeydir. Burada şunu söylemek lâzım: 31 Mart zaten başlı başına büyük bir başarıydı; üstüne 23 Haziran'da bu çok daha büyüdü ve hem olumlu hem olumsuz anlamda, destekleyenler ve karşı çıkanlar Ekrem İmamoğlu'na çok fazla şey yüklediler. Bu bir yıl içerisinde ona yönelik beklentilerin gerçekleşmesi zaten mümkün değildi; ama bu bir yılı çok büyük bir zayiat vermeden atlatabilmiş olmasının da, özellikle iktidar tarafından önüne çıkartılan engeller, trol faaliyetleri vs. düşünülürse, başlı başına bir başarı olarak kaydetmek gerekir. Daha önce de söylemiştim, tekrar söylüyorum: Ekrem İmamoğlu'nun bence en temel sorunlarından birisi halkla ilişkiler konusu. Normal şartlarda kampanyası sırasında, 31 Mart öncesi ve 23 Haziran öncesi kampanyalarda, Ekrem İmamoğlu'nun birebir ilişkide nasıl güçlü bir isim olduğunu gördük. İnsanların arasına girip onlara dokunan, onlarla temas eden, her türlü tartışmaya rahatlıkla giren bir belediye başkan adayıydı. Ama bu son bir yılda, belediye başkanı seçildikten sonra kendini anlatma ve halkla ilişki kurma konusunda birtakım bariyerler var bence. Bu bariyerlerin bir kısmını kendisi bilerek ya da bilmeyerek kuruyor, ama o 31 Mart öncesindeki Ekrem İmamoğlu figürünü bir şekilde belediye başkanı kimliğiyle tekrar hayata geçirebilirse –bu zor, biliyorum–, ama getirebilir ve çok daha başarılı olabilir. Yaptığını söylediği şeyleri kamuoyuna birer başarı olarak sunabilir. Şu haliyle son bir yılına baktığımız zaman Ekrem İmamoğlu'nun gölgede kalmış bir durumu var.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
28.06.2020 Erdoğan sosyal medyayı kontrol altına alabilir mi?
26.06.2020 Erdoğan ve AK Parti’nin iktidar serüveni: Hatem Ete ile söyleşi
26.06.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (20): İmamoğlu'nun bir yılı, Kaftancıoğlu'na hapis cezası, Mümtaz'er Türköne olayı, Savunma Yürüyüşü, gazeteci yargılamaları
25.06.2020 Kılını kıpırdatmadan muhalefet
24.06.2020 Türkiye-Mısır: Bitmeyen kavga
23.06.2020 İmamoğlu’nun bir yılı: Beklentiler ve yaşananlar
23.06.2020 Kimse kimseyi kandırmasın, kimse kimseyi kandırmadı
22.06.2020 Bana baronu söyle sana iktidarla ilişkini söyleyeyim
19.06.2020 Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (19): Medya ve siyaset, HDP yürüyüşü & Ankara’nın Libya, Irak ve Suriye hamleleri
16.06.2020 İyi polis & Kötü polis
28.06.2020 Erdoğan sosyal medyayı kontrol altına alabilir mi?
27.05.2020 Turkey: Will Erdoğan hold on to his voter base at all costs? Can he retain it?
12.05.2020 Les guerres post-modernes de la mafia en Turquie
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı