Kılıçdaroğlu tabii ki pişman değil

20.06.2026 medyascope.tv

20 Haziran 2026’da medyascope.v’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Evet, önce tatsız tabii ki; Türkiye, Dünya Kupası’ndan elendi; artık bu saatten sonra hiçbir mucize devamını sağlayamayacak. Amerika Birleşik Devletleri ile son maçla nokta koyacaklar ve dönecekler. Söylenecek çok şey var ama en iyisi işi uzmanlarına bırakmak diyeceğim; fakat herkes bu konuda çok uzman olduğu için her kafadan bir ses çıkacak tabii ki. Ben çok fazla bu olayı eşelemek istemiyorum. Daha fazla bilir gibi olduğum siyasete döneyim ve Kılıçdaroğlu’ndan bahsedeyim biraz. Kılıçdaroğlu’ndan neden bahsedeceğiz? Çünkü bir yıl sonra ne yaptı? Tekrar çıktı, Sözcü TV’ye çıktı, canlı yayına ve orada sorulara cevap verdi. Daha doğrusu cevap vermeye çalıştı ya da cevap verir gibi yaptı. Ben canlı olarak izlemedim. O sırada yoldaydım ama adım adım neler söylediğini gördüm. Sonra baktım ve öncelikle şunu söyleyeyim: Gazeteci arkadaşlar zor bir işin altından başarıyla çıktılar. Bu anlamda onları tebrik etmek lâzım. İktidâr yanlısı bazı isimlerin siyâsetçi, yorumcu vesaire gazetecilere yönelik söyledikleri de çok abes; "Bu soruları şuna sorabiliyor musunuz, buna sorabiliyor musunuz?" diye. Sonuçta böyle sorular sorulacağı belliydi ve merak edilen sorular değil, Kılıçdaroğlu’nun ne diyeceğiydi.
Kılıçdaroğlu’nun ne dediğini aslında başlıkta özetlemeye çalıştım: Kılıçdaroğlu, yaptıklarından hiç de pişman değil. Hattâ memnun; doğru yaptığını düşünüyor ve burada tabii ki en önemli husus, Selahattin Demirtaş’la ilgili; dokunulmazlıkların kalkmasına "evet" dediği için pişman olmadığını söyledi. Selahattin Demirtaş neredeyse 10 yıldır içeride; arada ziyaret etmiş, şu olmuş, bu olmuş ama... Yani Selahattin Demirtaş özellikle bu konuda, Kılıçdaroğlu konusunda — ne diyeceğimi bilemiyorum — kaç kere destek verdi. En son 2023'te neler neler söyledi bu kişi için ve onun da desteğine rağmen Kılıçdaroğlu 2023'te seçilememeyi başardı. İnsan, en azından bütün bu yaşananlardan sonra, Demirtaş'ın hâlâ cezaevinde olduğu ve muhtemelen o yayını da izlediğini düşünerek, en azından böyle bir şeyler söylemesi lazım diye bekliyorsunuz; söylemiyor. Ve aynı şeyi aslında bu CHP'de yaşananlar için de söylemiyor. Bir "arınma" lafı var; nereden nasıl arınılacağı konusunda da çok fazla bir şey söylemiyor. Mahkemelere güveniyor, nasıl oluyorsa. Hattâ bir şekilde ağzından kaçırdı; mahkemelerle önceden görüşüyor. Ne demiş? "Kayyum derlerse ben gelmem." Kayyum demediler, gitti. Yani bunu da bir siyâsetçi; milletvekilleri, belediye başkanları üzerinden mahkemelere ilettiğini söylüyor. Pişman değil ama davaları bilmiyor, dosyaları bilmiyor. Okumuyor, etmiyor. "Yapamam ki" diyor; yapabilir hâlbuki, hiçbir işi gücün yok aslında.
Kılıçdaroğlu uzun bir süre, mutlak butlan olana kadarki sürede bir ofiste oturuyordu. Gündelik hayatı, ailesiyle ilişkileri dışında siyâset olarak ziyaretçi kabul ediyordu filan. Bütün bu süre zarfında bu konuları bilmemesi diye bir şey olamaz. Bilmek istememiş herhâlde. Çünkü bir de işin ilginç tarafı, bütün meşrûiyetini bu davalar üzerinden inşâ etmeye çalışıyor. ‘‘Arınma’’ üzerine kuruyor ve bunun üzerinden inşâ etmeye çalışıyor ama bilmiyor, bilmiyor. Yapılan ne iddianâmeyi biliyor ne de iddianâmeden sonra mahkemelerde yapılan savunmalar, ifadelerini geri alan etkin pişmanlar, açığa düşürülen suçlamalar falan; bunlarla çok fazla ilgilenmiyor. Hattâ belki de böyle olduğu için de biraz da kızıyor anlaşılan. Yani, onun kafasında etkin pişmanlıktan yararlanan ve partiden atmadığı hatırlatılan kişi için onu savunuyor. Yani pişman olmalarını, yargıyla, aslında ‘‘yargı’’ derken ne diyoruz; siyasi iktidarla iş birliği yapmalarını takdir ediyor. Bunu özellikle vurgulamak lâzım. Pişman değil ama şikâyetçi. Neden şikâyetçi? Mesela ne diyor? "Bana Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı niye demiyorsunuz?" Niye? Çünkü mahkeme onu böyle tanımlamış. İşte, zaten sorun da burada; seçilmiş bir Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı değil, atanmış bir Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı. Kayyum kararı çıktıktan sonra biz gazeteciler olarak ne yapacağımız konusunda bayağı bir şaşırdık önce. Ve biz ilk günden itibaren ‘‘seçilmiş’’ ve ‘‘atanmış’’ ayrımı yaparak Medyascope’ta buna karar verdik. Ve anladığım kadarıyla bu bayağı da bir yerleşti. Evet, bir tarafta seçilmiş Genel Başkan var; Özgür Özel, bir tarafta atanmış Genel Başkan var; Kemal Kılıçdaroğlu. Siz kime genel başkanlığı atfediyorsanız onunla kendinizi yakın hissediyorsunuz. Yani, Özgür Özel’i seçen toplum mu, yoksa Kemal Kılıçdaroğlu’nu seçen yargı, dolayısıyla siyasi iktidar mı?
Kılıçdaroğlu konuştu, uzun uzun konuştu. Ama söylediklerinin büyük bir kısmı "bilmiyorum"un ötesine geçmedi. Fakat şunu da gördük ki hâlinden memnun ve devam edecek; gidebildiği kadar devam edecek ve yerini korumak için de seçilmiş CHP’nin ısrarla vurguladığı olağanüstü kurultayı yapmayacak, yapmamakta ısrar ediyor. Pişman değil. Çok da fazla konuşmak istemiyorum aslında ama şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Şu anda biz bu yayını yapıyorsak, Sözcü TV o yayını yaptıysa ve o yayın üzerine insanlar bir şeyler söyleme ihtiyacı hissediyorsa hâlâ Özgür Özel ve arkadaşlarının Cumhuriyet Halk Partisi’nde duruyor olmalarından dolayı. Çünkü, "CHP’de ne olacak?" diye bir soruyla hâlâ meşgulüz ve onun bir aktörü olarak Kılıçdaroğlu’na bakıyoruz. Ama CHP’de işler netleşirse, diyelim ki Özgür Özel tekrar CHP’nin Genel Başkanı oldu; herhâlde kimse Kılıçdaroğlu’nu merak etmeyecek ya da diyelim ki, Özgür Özel ve arkadaşları ayrıldı, başka parti kurdu, şu oldu bu oldu o zaman da ne Kılıçdaroğlu’nu ne Cumhuriyet Halk Partisi’ni merak etmeyecek. Yayının sonunda böyle çok büyük bir çalışmaymış gibi; "süreç olsun da mayınlı araziler tarıma açılsın" gibi benim 30 yıldır duyduğum şeyleri çok büyük çözüm önerileri gibi sunmak ya da "biraz da dış politika konuşalım" diyerek oradan varsayalım ki siyasi iktidarı eleştirmeye çalışmak falan; bunların hiçbir karşılığı olmayacak.
Ama sonuçta yenilmiş. Sayısına itirazı var; ‘‘ben 13 kere yenilmedim’’ diyor, ‘‘referandumları niye sayıyorsunuz’’ diyor. Hadi referandumları saymayalım. ‘‘Her seçimde partinin oyu arttı’’ diyor. O konuda da çok ciddi tartışmalar var. Ama en önemlisi, Selahattin Demirtaş, tekrar oraya gelelim. Orada söylediği; ‘‘Biz zaten vermeseydik de geçiyordu.’’ O zaman vermeseydi. Zaten geçiyorduysa niye veriyorsunuz? Niye böyle bir suça ortak oluyorsunuz? Bunun bir siyâsî dava olduğunu da kabul ediyorsunuz ve siyâsî davada bir tarafın yanında, Erdoğan'ın yanında hizalanıyorsunuz ve aradan zaman geçiyor, 10 yıl geçiyor ve siz hâlâ "pişman değilim" diyorsunuz. Kılıçdaroğlu pişman değil ama ona yıllarca destek vermiş olan, onun için çalışmış olan, ona güvenmiş olan insanlar pişman. Yani bu bağlamda kişisel olarak da söyleyeyim, daha önce de yapmıştım; 2023 seçimleri öncesinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin yani Kılıçdaroğlu’nun kazanmasının çok güçlü ihtimal olduğunu gözledim, düşündüm. Ama orada Kılıçdaroğlu’nun ne yapıp edip o seçimi kazanmama becerisi gösterebileceğini görememişim. O nedenle çok üzgün ve pişmanım. O pişman olmasın; biz pişmanlıklarımızla yolumuza devâm edelim.
Bugün bir büyük İslâm düşünürü Muhammed Arkoun’dan söz etmek istiyorum. Muhammed Arkoun, Cezayirli yoksul bir Berberî ailede doğmuş, zorluklarla okumuş bir felsefeci, düşünür ve çağdaş İslâm düşüncesinde çok önemli bir yeri var. Modernist bir perspektifi var, laikliği savunuyor. Dinler arasındaki karşılıklı güvensizliklerin giderilmesi için çalışan çok önemli birisi. Ben Arkoun'un adını ilk kez Profesör Şerif Mardin'den duymuştum. Profesör Şerif Mardin, Arkoun’un bir makalesini özellikle tavsiye etmişti bana. Kendisi için çok ufuk açıcı olduğunu söylemişti. Makalenin Türkçesi şöyle çevrilebilir: ‘‘merveille’’ diye Fransızca bir lâf var, Şerif Hoca bunu ‘‘efsun’’ olarak çevirmişti. "İslâmda ya da Kur'ân'da bir efsun var mı?" diye bir makaleydi. Ben okurken zorlandım. Çok güçlü bir kalemi var. Fransızca yazıyor, tabii Arapçası da var ama biz onu Fransızca eserleriyle bildik. Sonra bunların bâzıları Türkçeye de çevrildi. Bunlardan bir tanesi; ‘‘Avrupa'da Etik, Din ve Laiklik’’, bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Bu aslında İstanbul’da Fransız Kültür Merkezi’nde yapılan bir panel ya da toplantı diyelim. Orada benim çok yakın arkadaşım, Galatasaray Lisesi'nden felsefe hocamdı. Fransız filozof Olivier Abel vardı, Muhammed Arkoun vardı ve Profesör Şerif Mardin vardı; o toplantıyı nâçizâne ben yönetmiştim. Simültane çevirili yapılan, tıka basa bir salonda yapılan o toplantı çok büyük ilgi görmüştü. Ve orada Muhammed Arkoun gibi önemli bir şahısla tanışma şansına ve şeferine erişmiştim. Kendisi 2010'da hayatını kaybetti, 82 yaşında. Ama düşünceleri, etkileri, öğrencileri hâlâ bizimle. Çok sayıda öğrenci yetiştirmiş birisi Muhammed Arkoun. Hep onu yaşatıyorlar. Eserleri hâlâ okunuyor ve maalesef İslâm dünyası onun perspektifinin çok uzağında bir yerlerde hâlâ çağdaş dünyaya ayak uydurma sorunlarıyla yaşayıp duruyor. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
21.06.2026 Özgür Özel'in sokakta, çarşıda, pazarda ne işi var?
20.06.2026 Kılıçdaroğlu tabii ki pişman değil
19.06.2026 Erdoğan'ın halefinin kim olacağını tartışmak ne kadar anlamlı?
18.06.2026 CHP’de ihraçlar duracağa benzemiyor
16.06.2026 Yeni parti için geri sayım başladı
15.06.2026 Hafta Başı (86): Savaş sonunda bitti mi? | CHP hep gündemde
15.06.2026 Kürt hareketiyle sosyalist sol arasında makas açılıyor
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
13.06.2026 “Baba ocağı” diye diye…
12.06.2026 Yeni "yerli ve milli" muhalefet partisi olma yolundaki CHP
21.06.2026 Özgür Özel'in sokakta, çarşıda, pazarda ne işi var?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı