Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler

14.06.2026 medyascope.tv

14 Haziran 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Öncelikle bu pazar gününün iyi başlamadığını kabul edelim; Milli Takım Avustralya'ya 2-0 yenildi. Kötü oldu. Büyük bir heyecan ve beklenti vardı. Kötü oldu. Çok da uzatmayalım; bakalım, geride Paraguay ve ABD maçları var, ne olacak? Ama tüm Türkiye, ülke içinde yaşayan ve ülke dışında yaşayan vatandaşlar büyük bir heyecanla bu maçı beklemişlerdi. Evet, ben bugünü geçip düne döneyim. Dün benim için çok yoğun ve yorucu bir gündü ama iyi geçti diyeyim; çünkü bir gazeteci olarak sahada olmak her zaman iyidir. Önce İstanbul'da, Bakırköy'de Cem Karaca Kültür Merkezi'nde "Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü" — iki günlük bir konferans, bugün de devam ediyor — onun ilk bölümlerini, ilk oturumunu izledim. Burhan Sönmez’in konuşmasını izledim, çok çarpıcıydı. Ve tabii çok sayıda tanıdığım, tanımadığım insan gördüm. Ülkenin değişik yerlerinden gelmiş kişiler; sadece Kürt hareketinden değil, sol hareketten de, hatta İslami hareketten de tanıdıklarım vardı, ilginçti. Bugün de devam edecek. Bu tabii ki Türkiye'de sürmekte olan çözüm sürecinin bir ayağı olarak düşünülen bir şey; orada bir demokratik dönüşümden bahsediliyor ama siyasi iktidarın, PKK sorununu çözmenin ötesinde bir demokrasi arayışı olmadığını biliyoruz. Olmadığının en açık kanıtı da tabii ki Cumhuriyet Halk Partisi'nin başına gelenler; sadece 19 Mart değil, 21 Mayıs süreci ve CHP'de Kılıçdaroğlu ve onu destekleyenlerle iş birliği ile muhalefetin, ana muhalefetin ama onun ötesinde tüm muhalefetin, toplumsal muhalefetin dizayn edilme çalışmaları.
Bu bağlamda dün saat 17.00’de, Kırklareli'nin Lüleburgaz ilçesindeki Cumhuriyet Halk Partisi mitinginin ilginç olacağını düşündüm, önemli olacağını düşündüm. Peş peşe Ankara’da yaşanan olaylar; biliyorsunuz, Parti Meclisi, Disiplin Kurulu, grup toplantısı falan derken "Acaba CHP’liler bu olayları nasıl yaşıyor?" diye Lüleburgaz’a gittim, Bakırköy’den sonra. Öncelikle şunu söyleyeyim: Ya ben bir hata yapıyorum ya da başka bir şey; ama benden başka merak eden pek bir gazeteci görmedim. Tabii ki muhabir arkadaşları, değişik televizyon kanallarından arkadaşları istisna tutuyorum; onlar zaten bu mesleğin temelidir, onlara buradan bir kere daha saygılarımı iletiyorum. Ama insanlar genellikle herhalde bunları uzaktan, televizyondan izlemeyi tercih ediyorlar ki o televizyonların sayısı giderek azaldı, daha da azalabilir. Özgür Özel’in konuşması tabii ki önemli; ama orada neler yaşandığını görmek de, orada insanların neler hissettiğini görmek de önemli. Öncelikle şunu söyleyeyim; Lüleburgaz’a ne zamandır, yıllardır herhâlde gitmemişim. Hep iyi bir izlenimi vardı ama bu sefer gittiğimde de gerçekten kendimi bir Avrupa kentinde hissettim; hava güzeldi, hafta sonuydu, cıvıl cıvıldı ve miting alanı da öyleydi. Özellikle kadınlar çok bariz bir şekilde vardı, gençler vardı. Genellikle "CHP mitinglerine gençler pek gitmiyor" deniyor ama gençler de vardı; ama tabii ki büyük çoğunluk orta yaş ve üstü gibi gözüküyor. Bir sahip çıkmaydı bu tabii ki.
Tabii burada önemli olan husus şu: Devlet CHP'yi ikiye bölmeye çalışıyor; birisinin önünü açıyor, diğerinin önünü tıkıyor. Peki toplum ne diyor? Benim gördüğüm kadarıyla son seçimde, zaten 7 seçimdir galiba hep aynı şekilde merkez sol partiler almış belediyeyi, yine %40'ın üstünde bir oyla Lüleburgaz'da Cumhuriyet Halk Partisi seçilmiş. Trakya'nın büyük bir kısmında — Kırklareli il belediyesi dışında — genellikle Cumhuriyet Halk Partisi başarılı oldu. Ama şunu özellikle merak ettim; orada çok sayıda yerel partili ile konuştum. Sadece Lüleburgaz'dan değil, Trakya'nın değişik yerlerinden, yakın yerlerden gelmiş ilçe başkanları, belediye başkanları ile sohbet etme imkânım oldu. Hepsi Kılıçdaroğlu'nun ve ekibinin, yani atanmış CHP'nin toplumsal desteğinin neredeyse yok gibi olduğunu söylediler. Onların söylediklerini doğru kabul etmek durumundayım. Bir diğer husus şunu gördüm; çok sayıda CHP kurmayı vardı mitingde. Daha önce gittiğim mitinglerde, 19 Mart mitinglerinde bu kadar olduğunu hatırlamıyorum açıkçası. Çok sayıda vardı ve bunların bazıları disipline sevk edilmiş olan Gökhan Günaydın da vardı mesela, Ensar Bey vardı, başkaları da vardı. Ve mesela Ali Mahir Başarır'ın çok büyük bir ilgi gördüğüne tanıklık ettim. Bir diğer tanıklık ettiğim husus da CHP'lilerin birbirlerine, özellikle kadroların birbirlerine sarılmaları; böyle sanki hani "savaş" demeyeyim de, yani böyle bir yola, yeniden sıfırdan bir yola çıkıyorlarmış gibi... Zaten izlerken aklıma bu geldi. Yani bir şeye sıfırdan başlıyor sanki Özgür Özel ve arkadaşları. ‘‘Sıfır’’ biraz abartılı olur farkındayım, ama yeniden başlıyorlar gibi.
Şimdi, başlığa çıkarttığım "tarihin doğru tarafında durma" meselesi, miting alanına geldiğiniz andan itibaren karşınıza çıkan şey; çünkü orada otobüs, ki otobüs herhâlde eski CHP'nin otobüslerinin gerisinde bir otobüs diyeyim; eski imkânlarına sahip değil CHP, otobüsün tepesinde sunucu birilerini takdim ederken hepsini "tarihin doğru tarafında duran" olarak takdim etti ve burada bir iddia var. Yani tarih akıyor, birileri yanlış yerde; o birilerinden kastedilen tabii ki Kılıçdaroğlu ve ona destek verenler ve "Biz tarihin doğru tarafındayız." Aynı vurguyu Özgür Özel'de de duydum ki o da hiç şaşırtıcı değil. CHP için bir yol ayrımından bahsediyor Özgür Özel. Ona özellikle vurgulamak lazım. Bir önemli sözü var, izlemişsinizdir belki televizyonda ya da okumuşsunuzdur: "Öfkeyi enerjiye dönüştürmek" diyor. Bu da herhâlde seçilmiş CHP'nin önündeki en önemli hususlardan birisi. Çünkü çok ciddi bir öfke var ama bu öfke iyi yönetilemezse, bir yenilgiyi beraberinde getirebilir, onu özellikle vurgulamak lazım.
Tabii ki en çarpıcı özet mesele de, bu mesele CHP içi bir mesele değil; bu mesele Erdoğan'la millet arasındaki bir mesele. Yani, ‘‘Bizim meselemiz — ‘kayyumlar gidecek’ sloganı üzerine söyledi bunu özellikle — onlar değil, bizim meselemiz Erdoğan'la. Bu, milletin iktidara yürüyüşünün engellenme çabası’’ diye tarif etti ve kendilerinin meşruiyetini meydanlardan aldığını söyledi. Bu çok önemli bir husus. Bakın, istediği kadar elindeki imkânları kullansın, Kemal Kılıçdaroğlu Lüleburgaz'da ya da komşusu herhangi bir ilçede böyle bir miting düzenleyemez. Buna çok eminim. Kendisi de zaten Genel Merkez’in dışına çıkmamaya çalışıyor. İlk ne zaman göreceğiz kendisini bir yerlerde, açıkçası merak ediyorum. Bir diğer sözü: "Onlar yolun sonunda, biz daha başındayız." Bu, esas olarak Erdoğan'a yönelik bir vurgu. Ama benim en çok dikkatimi çeken husus; dün bir yayın yaptım, biliyorsunuz "Baba ocağı diye diye..." diye. Dünkü konuşmasında dedi ki — "baba evi" diye söyledi; "baba ocağı" demedi — "Evlatları neredeyse, baba evi oradadır" dedi. Bunun özellikle altını çizdim; yani evi terk etmemek gibi bir ısrar olmayacağının, ev taşımak gibi bir yola yönelebileceklerinin de işaretini verdi diye düşünüyorum.
Daha çok not almıştım ama hepsini uzun uzun anlatmayayım. Fakat şunu özellikle vurgulamak istiyorum: İnsanlar çok politik, çok meraklı, bir şeylere müdahil olmak istiyorlar. Orada kişisel olarak yaşadığım bir şey var ki bunu sadece Lüleburgaz'da yaşamadım, Bakırköy'deki olayda da yaşadım ve tabii beni çok mutlu da etti; mesela birbirinden farklı insanlar, değişik yaşlarda kadın-erkek beni görünce Medyascope'tan, benden değil Medyascope'tan bahsettiklerini gördüm. Medyascope'a destek verdiklerini, vermek istediklerini gördüm. İki ayrı mekândan bahsediyoruz. Her şeyi takip ediyor insanlar; her şeyi öyle takip ediyorlar ki size çok ayrıntılı sorular soruyorlar ve bu, aynı zamanda Türkiye'de siyasi iktidarın yapmaya çalıştığı "siyaseti dar bir alana hapsetme", "toplumun siyasete müdahil olma kanallarını kapatma" çabasının çok da başarılı olmadığını gösteriyor. Bunu özellikle medya alanında yapmak istediğini biliyoruz. Medyada tam bir tahakküm, kendisini dinlemeyen medyanın sesini iyice kısmaya çalışmak, yasaklamak, kayyum atamak vesaire... Buna rağmen su akacağı zaman o yolu buluyor; Lüleburgaz bana bunu gösterdi. Ama aynı zamanda da şunu gösterdi ki, Özgür Özel ve arkadaşlarının işi hiç de kolay değil. Toplumun kendilerine yönelik ilgisini, desteğini eğer akılcı bir şekilde kullanabilirlerse evet önleri açık ama çok zor. Çünkü her an siyasi iktidar, iş birlikçileriyle birlikte yeni birtakım saldırıları onlara karşı tezgâhlayabilir; onu özellikle vurgulamak istiyorum.
Bugün başta ne dedik? "Cumhuriyetin demokratikleştirilmesi" dedik. Benim için bir başka bir şey; ben öyle görüyorum: ‘‘Marksizmin, solun, sosyalist düşüncenin demokratikleştirilmesi’’ diyeceğim ama benden daha iyi tanıyanlar "Ne alakası var kardeşim?" diyecek; ama ben öyle yaşadım. Onun önde gelen isimlerinden birisinden bahsetmek istiyorum: Louis Althusser, Fransız felsefeci, Marksist felsefeci. Fransız Komünist Partisi, ki Sovyetler Birliği ile çok iç içedir, o tarihlerde, 70'li yıllarda bizim Althusser'den haberdar olduğumuz yıllarda onun içinde yer alan birisi ama Marksizmi çok ciddi bir şekilde yeniden okuyan, Marksizmi eleştirmek değil de şöyle söyleyeyim, birtakım Marksistleri, Marksist iddialı kişileri eleştirmek anlamında çok önemli şeylere imza atmış. Benim şahsen 1970 sonlarında duyduğum, okumaya başladığım "Devletin İdeolojik Aygıtları" diye bir kitabı vardı. Oradan itibaren duyduğumuz bir isim ve şimdi bildiğim kadarıyla Türkiye'de, Türkçede birçok kitabı çevrildi.
Althusser’in şöyle bir trajik olayı var: Kendisi uzun yıllar bir hastalıkla, psikiyatrik bir hastalıkla diyelim, boğuşan birisi; hastanelere gidip gelmesi çok fazla. Ve bir eşi var, Hélène Rytmann diye, kendisinden biraz büyük bir eşi var; onu 1980'de öldürdü. Maalesef böyle bir olay yaşandı ve kendisi nasıl öldürdüğünü hatta öldürdüğünü hatırlamadığını söyledi. Başka da tanık olmadığı için yargılanmadı ve bir psikiyatri kliniğinde bir müddet kaldıktan sonra taşrada bir evde bir tür inzivada yaşadı, anılarını yazdı ve bir daha bir şey yapmadı. Şu anda elinde L'Humanité gazetesi var; L'Humanité de Fransız Komünist Partisi'nin hâlâ çıkan gazetesi. Eşini öldürdükten 10 yıl sonra da kendisi kalp krizinden öldü. Çok farklı birisiydi; yani bir dönem Marksizmi, özellikle Sovyetler Birliği Stalin etkisindeki Marksizmden; daha çağın gereklerine uygun, daha insancıl ve bana göre daha demokratik bir Marksizme çevirmede çok önemli bir rolü olan büyük bir düşünür. Gerçekten çok kişiyi etkilemiş. Özellikle Fransa'da, onun etkisinde "yeni sol" denebilecek çok sayıda düşünür çıkmıştı. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
13.06.2026 “Baba ocağı” diye diye…
11.06.2026 Fatoş Pınar Türker'in onuru işkenceyi yendi
09.06.2026 Alişer Delek: “Kılıçdaroğlu kurultayı bir yıldan önce yapmaz”
09.06.2026 CHP son hız kopuşa gidiyor
09.06.2026 Hafta Başı (85): Özel-Kılıçdaroğlu düellosu
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı