Mehmet Altan ile Türkiye’nin gidişatı (14): İBB iddianamesi, Küresel Servet Raporu, Komisyon’un İmralı ziyareti

21.11.2025 medyascope.tv

21 Kasım 2025’te medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. "Türkiye'nin gidişatı"nda Profesör Mehmet Altan'la birlikteyiz. Konuşacak gerçekten çok şey var, değil mi abi? Hoş geldin.
Mehmet Altan: Bir kere geçmiş olsun.

Ruşen Çakır: Sağ ol. Bizimki, seninkinin yanında hiçbir şey değil.
Mehmet Altan: Her şeye rağmen o atmosfer, o ortam...

Ruşen Çakır: Şimdi o zaman önce şeyle başlayalım, benim de sanığı olduğum iddianame ile başlayalım. Ben bu konuda çok konuştum, ettim. Onun için senden dinlemek istiyorum. Sen hem bu hukuktan benden daha fazla anlayan birisin hem de bu tür tezgâhtan geçmiş birisisin. İddianameye baktığına eminim. Ana hatlarıyla en azından bilgi sahibisin. İstanbul Büyükşehir Belediyesi İddianamesi, 4000 sayfaya yakın bir şey. 401 mi ne sanık var. Bunlardan birisi de naçizane benim. Ne diyorsun? Bu iddianame henüz mahkeme tarafından kabul edilmedi ama bugün yarın olur ve ilk duruşmanın şeyi de verilir diye tahmin ediyorum. Ne diyorsun? Bunun önemli bir olay olduğu kesin ama değişik değişik yorumlar yapılıyor. Senin ne diyeceğini merak ediyorum.
Mehmet Altan: Bir de tabii babamla ilgili, ‘‘Büyük Gözaltı’’yla ilgili yayında söylediklerine de ayrıca teşekkür ediyorum. Şimdi ben her seferinde hukuk olmadığı vakit bu işlerin yürümeyeceğini söylüyorum ama Türkiye'deki genel kanaat, ‘‘ya hukuk da önemli değil’’e o kadar çok alıştırdılar ki insanları, gittikçe biz Nasreddin Hoca’nın açlığa alıştırılmak istenen eşeğine dönüyoruz. Ama ne oluyor? İşte böcek ilacından bir aile gidiyor. Bir ailenin böcek ilacından gitmesi kadar korkunç... Mesela, ‘‘Kumpirden mi gitti?’’ Kumpir yediği için ölebilir mesela. Hiçbirimiz, ‘‘ya orası çok iyi denetleniyor Türkiye’de,’’ bilmem ‘‘Midyeden mi öldü, tavuktan mı öldü?’’

Ruşen Çakır: Böcek ilacından...
Mehmet Altan: Yani şimdi hepsi mümkün olabilir bir ortamda yaşıyoruz. Şimdi bunun dehşetini, denetimsizliğini, hukuksuzluğunu, görevsizliğini fark etmediğin vakit bu çürüme devam ediyor. Mesela diyorsun ki, ‘‘İddianame...’’ Ya o iddianame değil. Mahkeme kabul edilince iddianame olacak. Mahkemede kabul edilinceye kadar bu açıklanamaz. Gizliliği var. Şimdi bana sorduğun sorunun cevabı zaten ilk cümlede yatıyor. Yani hiçbir kuralın, bizzat anayasal sistemi, hukuku gözetlemekle yükümlü olan yargı sistemi, ilk başta henüz iddianame vasfına kavuşmamış, gizliliği sürmekte olan bir iddianameyi açıkladığı vakit, zaten o hukuk sistematiğinin orada yürümeyeceğinin, yürümediğinin de ispatı yapılmış oluyor. Şimdi bu iddianame ile ilgili iki tane şey var. Türkiye, döneminin en korkunç hukuku imha ettiği dönemini yaşıyor. Bir bu. Ama ikincisi de siyaset kurumu da kirlenmede şampiyonlar arasında. Bir de temiz olan, kirliliği yakalamıyor. Yani hiç kimse temiz değil. O zaman bu siyasallaşmış aynı zamanda da, bu kadar bir kişinin, bir partinin üstüne gidilemez. Yani bu hukuksal bir süreç olsa, kimsenin haberi olmayan bir sakinlikte yürür. Yani bu kadar propaganda, algı, şu bu, bilmem ne filan... Bunu yapan yer kendi içinde de çok kirlenmiş ve bu kirlendiği bütün dünya kayıtlarına geçmiş. Bak şimdi, burada organize suç endeksinde hiç konuşulmayan bir konu, aslında sorduğun sorunun bütün cevabı burada var. 10. sıraya yükseldi bu ya. Yani Cenevre merkezli Küresel Organize Suç Endeksi. Mesela, ‘‘Kamu ihalelerinde önemli kayıplar yaşanıyor’’ diyor. Ve siyaset demokratikleşmediği, şeffaflaşmadığı için de kirlenmekten herkes nasibini alıyor. Fakat herkes eşit oranda yahut bir kısmı daha fazla kirlenmiş olsa da, temizmiş gibi diğerini yakalamaya kalkıyor. Ama topluca bunu sistem olarak eleştiren, bu siyasetin finansmanının... Aynı zamanda geçenlerde burada bir program olarak anlatıyordum. Kimsenin söylemediği bir programdır o. Yani o paralar, şunlar bunlar, bilmem ne... Girenin zengin olup halkın fakirleşmeye devam ettiği yapısını değiştirmeye yönelik, hep ihalelerden. Şimdi mesela "Ben de sanığım," diyorsun. Onun özünde ne var? Kamu İhale Yasası var, değil mi? Hep ihaleye fesat karıştırma. Nedir: ‘‘Kamu parasını bir şekilde yolsuzluğa yönelik kullandılar.’’ Niye Kamu İhale Yasası'nı değiştirmiyorsun? Avrupa Birliği standardına geçmiyorsun? Mesela bu şeyde çok beceriklidir Türkiye; işine gelmeyen kelimeleri, fikirleri eritir, hiç söylenmemiş gibi. ‘‘Hukuk devletine dönmek söz konusu olmadıkça bu bataklıktan kurtulamayız,’’ mesela, değil mi? Onu duymaz, pırr diye gider o. Ya bu Kamu İhale Yasası'nı niye değiştirmiyorsunuz da hepiniz gidip birbirinizi hırsızlıkla suçluyorsunuz ve siyaset kurumu çöküyor? Bunu duymaz. Uyuşturucu... Mesela şimdi bu hukukun üstünlüğünde düşmeye devam ediyoruz. Bir taraftan Organize Suç Endeksi’ndeki yerimiz yükseliyor. Bir taraftan da esas Türkiye'de ne oluyor, ne bitiyor sorusunun cevabı bu hafta iki yerde belliydi: Bir, Küresel Servet Raporu; iki, Organize Suç Endeksi’nde Türkiye’nin yeri. Türkiye 10. sıraya yükseldi ve Küresel Servet Raporu'nda da bir yılda 7.000 kişi milyoner oldu. Bunların hiçbiri üretimden doğan bir zenginlik değil. Neden doğan?

Ruşen Çakır: Ranttan.
Mehmet Altan: Uyuşturucudan, silah ticaretinden. Bak, burada dehşet şeyler anlatıyor. Nerelerden doğdu bu iş? Sana hemen söyleyeyim. Bunları konuşmadıkları vakit işte biz de ne konuşacağız? İmralı’ya gidildi mi, gidilmedi mi, vesaire bunlar... Türkiye'de suç aktörlerinin yalnızca sokak çeteleri veya mafya grupları olmadığının altı çiziliyor raporda: ‘‘Uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığından finansal dolandırıcılığa, sahte ilaç üretiminden akaryakıt ve altın kaçakçılığına, eğlence sektörü ve özel güvenlik şirketleri üzerine yürütülen suçlardan kamu kaynaklarının zimmete geçirilmesine kadar geniş bir suç yelpazesi...’’ Aynı zamanda bir şey daha söyleyeceğim, "hayalet ekonomi" diyor 1939’da yazılmış ünlü kitap Guenther Reinhardt’ın, tespitlerinin bugün Türkiye ile örtüştüğü... 1939’da yazmış; suç ekonomisi, uyuşturucu, devlet, bilmem ne... ‘‘Hukukun öngörülebilirliğini yitirdiği ortamlarda ekonominin yerini bir suç ekonomisi alıyor. Piyasa aktörleri rasyonellikle değil korkuyla hareket ediyor. Bu koşullar altında yatırım, inovasyon ve üretim zayıflıyor. Ekonominin ana damarlarına rant, kayırmacılık ve gayriresmi ağlar yerleştiriyor.’’ Peki, bunları kim yapıyor? Onun çok güzel bir tespiti var. Diyor ki bu raporda, ‘‘Türkiye'nin en zayıf olduğu alanlardan biri suç ağlarının siyaset ve bürokrasi içindeki aktörlerle kurduğu ilişki. Bu oran çok büyük bir oranda. Organize suç çeteleriyle bürokrasi ve siyaset iç içe’’ diyor. Şimdi buradan temiz siyaset çıkmaz. Temiz Türkiye çıkmaz. Nihai, doğru dürüst bir sonuç çıkmaz. Peki, neden çıkmaz? Bunu da burada harika bir şekilde anlatıyor. Bu milyonerler sürekli artıyor ya. Diyor ki, Küresel Servet Raporu 2025: "Türkiye dolar milyoneri artışında dünya lideri oldu" diyor. Neyi ürettik de oldu? Çip mi ürettik? Bilmem ne ile rekabet eden şirket mi var? ‘‘Türkiye dolar milyoneri artışında %8,4 ile dünya lideri oldu. En çok milyoneri dolar bazında artan ülke. Bir yılda 7.000 kişi milyoner olurken, bunun karşısında halkın reel serveti enflasyonla eridi.’’ Peki, bir ülke bir taraftan organize suç endeksinde yukarı şampiyonluğa giderken, bir taraftan da milyonerleri artıyorsa ve hukuksuzlukta da inanılmaz çürüme devam ediyorsa... Ve bugün Sedat Peker ne diyor? "Eğer eski emekli polis, asker de sokak çetelerine karışırsa burası Meksika'ya döner," diyor. Ne konuşulmuyorsa, esas sorunu Türkiye'nin odur.

Ruşen Çakır: Peki, tekrar iddianame olmayan iddianameye gelecek olursak, biliyorsun başsavcı açıkladıktan yarım saat sonra falan belki, belki de açıkladığı sırada iddianamenin tam metnini ben edindim.
Mehmet Altan: Evet.

Ruşen Çakır: Ve kendim dahil bütün herkesin TC kimlik numaralarını falan da gördüm. Herkes görüyor. Artık hiç gizlimiz saklımız yok maşallah, böyle bir durumdayız. Ve bu dava başlayacak ve kolay kolay bitmeyecek. Çünkü sırf bana yönelik sözüm ona suçlamalarla ilgili ben bir gün boyunca heyetle tartışabilirim. Yani aslında tartışacak bir şey yok ama heyetle tartışabilirim. Yani Ekrem İmamoğlu’nun ve diğerlerinin durumunu düşün. Yani böyle bir şey. Bir orada şey ayrıntısı var, Bahçeli’nin de destek verdiği, bir canlı yayınlanması ayrıntısı var. Mesela sence bu iyi bir fikir mi?
Mehmet Altan: Ya şimdi Ruşen, buradaki zorluk şu: Siyaseten götürülmek yerine bir şekilde bunu hukuken alıp bütün o kavgaya, propagandaya alet olmadan tıkır tıkır tıkır... Şimdi iddianame, bana soruyorsun. Geldiğinde ben baktım, dördü yazı, bir tanesi konuşma filan, uyduruk şeyler. Ben bunları aldım teker teker bütün belgeleriyle savunmaya koydum. Şimdi olmayan ceza, yani dünya hukukunda suç olarak olmayan subliminal mesaj verme diye bir şey uydurularak götürüldük, 2018’di. Şimdi CHP, MHP çok yakınıyor ya. O zaman hukuksuzluk olduğunda başlangıcında Anayasa Mahkemesi'nin kararını dinlemedi İstanbul 26, 27 keza. O 27'nin dinlenmeyen başkanı, Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından Yargıtay’a... Şimdi başkasının başına gelince ve sevmiyorsan yahut seviyorsan ona göre savunayım, savunmayayım dersen, hukuk üstünden bakmazsan bu yavaş yavaş, bizim avukatımızın deyimiyle, hukuksuzluk kurşunu herkesi teker teker vuruyor. Yani şimdi o zaman tıkır tıkır tıkır tıkır gidiyor. Ben bunları aldım teker teker, teker teker, sekiz tane, dördü yazı mıydı, bir tanesi konuşma, iki tanesi bilmem ne... Hepsi bir şey. Şimdi bunu teknik olarak çürütmek lazım. Hukuk var veya yok önemli değil. Ne oldu? Subliminal mesajla darbe... "Bir yerde konuştum ve darbe oldu, bu yaptı," falan gibi bir iddianame mesela, karikatürlere neden oldu bu. Fakat sonra AYM, AİHM, Yargıtay. Bunu yazan, iddianameye yazan bir savcı var. Şimdi normalde sicil bozmayı ortadan kaldırdılar 15 Temmuz'dan sonra. Yani her türlü hukukun dışına çıkmanın serbest hale getirildiği bir dönem. Onun için böyle bir dönemde iddianame, "Şu söylendi, şu söylenmedi," tartışmanın gereği yok. Ama bu siyasetin kirlenmesini engelleyecek çok yapısal bir değişim de yapmak lazım. Çünkü bu siyasete meraklı olanlar zenginleşiyor. Sonra bir şekilde bir de tabii gazeteciler bu dönemlerde çok ağır hırpalanıyorlar. Çünkü medyayı, fikir takibini engellediğin vakit çok rahat siyaset oluyor.

Ruşen Çakır: Zaten bir avuç insanız, yani. Geçen bir tane şey gördüm sosyal medyada, galiba Nevşin Mengü bahsetmiş. Bir 15 Temmuz gazisi CİMER'e şikâyet etmiş. Demiş ki: "Türkiye'de bağımsız medya olmayınca herkes yurt dışındaki Fethullahçıları izliyor."
Mehmet Altan: Çünkü güvenmediğin vakit her kaynağı izliyorlar, her şeyi izliyorlar. Şimdi mesela sizin iddianame diyorsun. O sabah da bir gazetede manşetti. Yani bunları niye hukukçu olan birisi, niye bu titizlikleri göstermez? "Çok kuvvetli bir iddianame yazdım, senin her şeyini biliyorum, sen suçlusun," dediğim vakit ben niye algı operasyonu yaparım ki? Kurala uyarım, değil mi? Bu algı operasyonu, siyasi operasyona, şunlara bunlara girdiği vakit... Ama bunun karşısında da hukuk olmasa bile hukuk varmış gibi savunma yapmayı ben her zaman yeğledim ve faydalı bulurum. Çünkü bu iddianamenin siyasetin finansmanı ve siyaset kurumunun çürümüşlüğü nedeniyle doğruları da olabilir, yanlışları da olabilir. Yani angaje olmak, tümden şöyledir, tümden böyledir ama hukukun olmadığı bir dönemde oluşan bir dava olduğu, bir hedefe yönelik olduğu ama bunun içindekilerin siyasetin kirlenmesiyle irtibatının ne kadar olup olmadığının da bilinmediği bir ortam. Ama hukuksuzluğun dibine kadar yaşandığı bir başlangıç bizimle oldu. Ya mahkeme Anayasa Mahkemesi kararını dinlemedi ya! Yani senin hürriyetini gasp ediyor oradaki yargı mensubu. Hâlbuki bütün hedefi, bugünkü bütün yapıların hedefi anayasal düzeni korumak. Yani yargının amacı, bütün Genelkurmay, istihbarat ne olursa olsun, hepsinin amacı anayasal düzeni korumak. Şimdi anayasa uygulanmadığı vakit neyi konuşacaksın? Ama gene de benim hep söylediğim gibi, mesela anayasanın sayılmadığı bir yerde, yok sayıldığı bir yerde bütün devlet ve millet meşruiyetini yitirir. Mesela böcek meselesinde aile öldü, değil mi? Şimdi ne diyor? "Sertifikası yok." Peki, sertifika ne demek? "Bir kimsenin niteliği ya da kendisine verilmiş olan hakkı belirten resmî belge." Ya Türkiye'nin sertifikası yok. Anayasasını yok sayan bir ülkenin sen şimdi... Böcek ilaçlama için telefon ediyorsun, o öldürücü malzemeler satıyor ve bir eleman gönderiyor, öldürücü malzemeleri kullanıyor, bunu yapanın da sertifikası yok, gelen adamın da sertifikası yok. Peki, Türkiye'nin sertifikası var mı ya? Anayasası olmayınca nasıl sertifika olacak? Hep buraya geldiğimde de her yerde de söylediğim gibi, siyaset hukuku önemsizleştirdiği vakit biz bu beladan kurtulamayız. Onun için mesela iddianame olmadığını çok daha büyük sesle söylemek lazım. Mahkeme kabul etmeden o iddianame olmaz. Bu gizliliği ihlal edilemez. İşte söylediğin gibi, herkes lekelenemez. Bu böyle laf olsun diye söylenen bir şey değil ki. Sen buna bir kere taviz verdiğin vakit bu böyle şey gibi gidiyor. Onun için bu iddianame meselesi, hukukun olmadığı bir dönemde hazırlanmış bir iddianame, kurallara uyulmadığı dönemde hazırlanmış bir iddianame ama aynı şekilde bütün siyaset kurumunun topluca kirlendiği bir dönemde hazırlanmış bir iddianame.

Ruşen Çakır: Benden savcılar tanımadığım bir insanı tanımadığımı kanıtlamamı istiyorlar.
Mehmet Altan: Süper!

Ruşen Çakır: Neyse...
Mehmet Altan: Bu dönemin en önemli özelliği bu: Delil yok.

Ruşen Çakır: Evet. Delil yok ama senden masumiyetini kanıtlamanı istiyorlar.
Mehmet Altan: Aslında tekrardan bizim o savunmalar kitap olarak çıktı. Şimdi, "Ya delil göster," delil yok ama seni dinlerler. Dinliyormuş gibi yaparlar, mış gibi yaparlar. Sen konuşursun, yani.

Ruşen Çakır: Şey diyor zaten, "Her ne kadar reddetse de, inkâr etse de, bilmem ne," öyle yazıyor iddianamede.
Mehmet Altan: Zaten başlangıçtan bu rezaletler oluyor. Senin lehine olan delilleri toplamakla yükümlü savcı. Ya şimdi hukuku yok ettiğin vakit o devlet sertifikasız, işte böcek ilaçcısı gibisin. Bu korkunç bir şey.

Ruşen Çakır: Peki, İmralı'ya gelelim.
Mehmet Altan: İmralı'ya geliyoruz. Gel bakalım.

Ruşen Çakır: Heyet gidiyor. Bence çok gecikmeden gidecek. Ne olacak? İyi mi olacak, kötü mü olacak?
Mehmet Altan: Yani şu... Mesela bu dönemde istihbarat çok etkili. MİT'in süreçle vesaire. Mesela onun yasasında da bütün bu anayasal düzeni korumak esas temel görevlerinden. Antrparatez, onu da söyleyeyim, yani nasıl bir süreçte bunları yaşıyoruz. Yani Ruşen, her açıdan bakalım buna. Yani İsrail'le rekabetse, hukuka gitmek lazım. Bak, İsrail başbakanını yargılıyor. Yani şimdi başbakanını yargılayacak kadar bir hukukun yerleşik olduğu yerle, hukuk olmayacak hiçbir şekilde, "Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ni, yani anayasanın 90. ve 153. maddesini uygulamayacağız, hukuk, hukuk diye tutturmayın, hukuksuz bir dönem bu, bunu kabul edin," baskısıyla biz bu işi sürdüremeyiz. Yani gittiği vakit buna yönelik bir plan, program var filan... Uzun uzun bunlara ben girmeyi ve bunları anlatmayı da makul bulmuyorum. Yani devlet illaki kendi hakimiyeti altında bir plan, program... Türkiye Cumhuriyeti tarihi budur. Yani toplumun kendi dinamizmi tehlikelidir. Demokrasiyle biz bunu bir şekilde uygarlaştıramadık, nitelik kazandıramadık. ‘‘Her şeyi biz denetleyelim, işte şunları bunları bilmem ne filan. Ve bizim planımız, programımız, oyunun kuralları... Ne oyun kurduysak o uygulansın. Ve bunu şimdi hukuksuz uygulayalım.’’ Ben bunun çok sağlıklı olduğunu düşünmüyorum ve Anayasa Mahkemesi kararı, AİHM kararı, anayasanın en temel hukukla ilgili iki maddesini yok sayarak rıza üretilemez, inandırıcı olamaz. İşte gidilsin, konuşulsun, birisi bir plan uyguluyor. Neden? İşte "Ortadoğu'da güçlü." Ya hukuk olmadan nasıl güçlü olacağız? Şimdi esas moda, "Bu çok mantıksız ya. Ne hukuku kardeşim?" Ama bak şimdi geldiğimiz şeyde aile gitti, koca bir aile, değil mi? Sertifika... Anayasa sertifika demek. Şimdi midyecinin sertifikası var mı yok mu belli değil. Yiyen ölüyor, yahut ölmüyor. "Ölebilir," diye midyeciyi de alıp gittiler, dükkân kapandı. İşte o kumpir. Yiyen ölebilir, ölemez. Neden? Çünkü denetim altında değil. Orayı da kapattılar. İşte tavuk en sağlıksız sektör olabilir, olamaz. Yiyen ölür, ölmeyebilir. Orası da gitti. Böcekçi. "Benim sertifikam yok" diyor. Şimdi bütün bunları gözümüzün önünde günlük hayatta yaşıyoruz, bu dehşeti. Peki, bu toplum için aynı şey nasıl geçerli olur? Hukuku ortadan kaldırırsan ve bunu konuşmanın manasız olduğu, işte aynı zamanda mesela bu süreç başladı, İmralı’yı soruyorsun bana. Süreç başladığında Türkiye hukukun üstünlüğü endeksinde 117'ydi, bir düştü. Şimdi neyi, nasıl halledeceğiz? Gittik, siyaseten konuşalım. Yani dün senin yaptığın yayınlar gibi, işte "CHP’yi mi karıştırmak istiyor, AKP mi karıştırmak istiyor, o mu gidiyor, bunu meşru mu yapacaklar, bilmem ne mi yapacaklar, yeniden cumhuriyet mi kurulacak?" Ağabey, hangisini yaparsan yap hukuka ihtiyaç var ya, toplumsal. O olmadan yapılacak bu süreç! Nasıl rıza inşa edecek, inandıracak, güven olacak? ‘‘Ya bunlar önemli değil. Önemli olan siyaset.’’ Ben bu konuda bir de tabii bu argümanlarıma çok net somut bir delil koyuyorum. Bak, bu bizim 29. Kürt ayaklanması... Genelkurmay'ın açıklamasıydı bu. Peki, 100 yıldır niye biz bunu çözemedik? Hep bundan dolayı. Aynı zamanda şunu unutuyoruz. Bu medya neden baskı altında biliyor musun? Fikri takip ortadan kalkıyor. Dün idam isteyen, urgan atan bugün en önemli şampiyonluk yapıyor. Peki, ağabey ne oldu oradan oraya geçen? Yarın dönerse ne olacak? Yahut işte Anayasa Mahkemesi başkanına, bir önceki başkana, bir şekilde "Seni de Kandil'e gönderelim," deyince... Bir yıl oldu ya. ‘‘Aynı zamanda da bu dönemde anayasa, şimdiki mevcut anayasa — hıçkırıklarla — bilmem ne, hukuksuzluklar...’’ filan diyor. Şimdi bunları görüp de bunların aslında hiçbir tahribat oluşturmadığını söylemek mümkün mü? Ve bu tahribata rağmen hukuksuzluğu ısrarla dayatıp topluma bir işi hem de çok ciddi Kürt meselesi gibi en temel sorunu çözebilme olanağı var mı? Yani ben burada hep söylediğim gibi siyaseti de suçluyorum ağabey. Siyaset kurumu hukuku yok sayamaz. Saydığı an kendi ayağına sıkmış olur. Yani iş yürümez.

Ruşen Çakır: Sonuç olarak, eyvallah, hukuk yok, demokrasi yok, şu yok, bu yok ama bir faaliyet var.
Mehmet Altan: Evet. Bir faaliyet var.

Ruşen Çakır: Ve yıllarca "terörist başı" vesaire diye tanımlanan birisine Meclis’teki grubu bulunan partilerin en az dördünün temsilcisi gidiyor.
Mehmet Altan: Ama ne oluyor? Bugün baktığım vakit, ‘‘oylama yapalım’’dan, ‘‘oylama yapmayalım’’a... Rıza üretemiyor topluca. Niye topluca, "Gidelim" veya "Gitmeyelim" çıkmıyor? Çünkü birisi bir oyun kuruyor. O oyun, kurduğu şey %100... "Terörsüz Türkiye'nin" %100 destek bulması gerekmiyor mu?

Ruşen Çakır: Evet.
Mehmet Altan: Niye bulmuyor?

Ruşen Çakır: Çünkü inanmıyorlar.
Mehmet Altan: Hayır, partiler de inanmıyor şimdi. Anlıyor musun? Yani partiler de o komisyonda kritik bir yere geldiği vakit, "Yarın o %50 bize oy vermez, hesap sorar, yarın hava döner" diye düşünmeye başlıyor. Bu neden oluyor? Bunların mottosu, "Hukuksuz Türkiye ile terörsüz Türkiye'yi inşa edeceğiz." Bu mümkün değil. Şimdi bu oyun, bu plan, bu program, ayrıyeten de Ortadoğu'da İsrail bilmem ne yapıyor filan, ama İsrail orada başbakan yargılıyor. Biz burada her gün nasıl çifte standart olduğunu görüyoruz, ediyoruz, bilmem ne filan. Şimdi siyaset sonunda bir yere gelir de hukuk devletine, demokrasiye, AB sürecine geri dönebilir mi diye bakmak lazım. Yoksa bu oyunu oynarken, "Hukuksuz ve anayasasız bunları tepeleyerek bu işi oynayacağım," demek, bunu oynayana seçim kazandırsa da yahut işte "Çok küresel bilmem dengeleri yapıyoruz orada bilmem ne yaptık, Suriye'yi biz yönetiyoruz," falan dense de yürümez. Ben tecrübeli bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Konjonktürel medya havasına hiçbir zaman kapılmam. Bunların nasıl döndüğünü, nasıl manasızlaştığını gördüm. İşte urgan atanın en önemli, en önde giden şampiyon olması gibi. Bir yıl evvel Anayasa Mahkemesi'ne "Bu partiyi kapatmazsınız..." deyip şimdi kanka hâline dönüşmesi. Medya korkunç bir şekilde bütün evlere girdiği için seni şartlar, o gün dünyanın en önemli olayı o zannedersin. Hâlbuki bu haftanın en önemli olayı bu iki rapordur. Günün en önemli haberi, motorin 60 kâğıdı geçti. Onun için bir hava yaratıyor birisi. O medyayı elde tutuyor. Fakat bu gerçek hayatla örtüşmüyor. Çünkü hakiki değil. Bizim refahımız ve özgürlüğümüzle ilgili değil. Hukuku yok sayıyor ve bu oyun sürdürülemez yere geldi. Yani her gün, her gün, her gün aynı şeyi söyleyebiliriz. Çünkü bir gün bu daha da korkunç olacak. Ya bu böcek olayı korkunç bir hadise. Yani hiç kimsenin sertifikası olmayan bir toplum olabilir mi ya? Devletin de sertifikası yok. Anayasasını dinlemiyor. Bir de "Benim bu sertifikam," diyor, "hakkım, hukukum, kimliğim," sonra bunu dinlememeye başlıyor. Sonra herkes de, "Ya olmadı olabilir, hukuksuzluk olabilir" filan. O zaman "yerçekimsiz olabilir" demek gibi bir şey bu toplum açısından.

Ruşen Çakır: Burada ama şöyle bir de risk yok mu, yani risk dediğim boyut yok mu? Şimdi partilerin çok ciddi bir tereddüdü var İmralı konusunda. Çünkü kamuoyunda galiba ağır basan eğilim, herhangi bir anket görmedim ama şaşırmam, ağır basan eğilim gidilmemesi yolunda ve sonuç olarak bu riskli bir hamle.
Mehmet Altan: Aynı zamanda da terse dönebileceğini şimdiden kabul etmiş gözüken bir şey. Neden? Çünkü toplumsal dinamiklerin içine katılmadığı, çok kapalı, devlet elindeki bir planın uygulanması bu. Kimse bilmiyor. Sen en birinci derecede bunun içinde olduğunu varsayan adamı da çağır, siyasetçi olarak, bilmiyor. Şimdi "İyi olacak," diye başlandı, değil mi? Bir yıldır Demirtaş AİHM kararına göre... Ya öbürü hasta, Anayasa Mahkemesi'ni dinlemedi mahkeme. Şimdi bunu dinlemek mecburiyetindesin. 153 bu. Hâkimler ve Savcılar Kurulu böyle havaya bakıyor. Sizin hepinizin anayasal düzeni, MİT dâhil, hepsinin birincil derecede görevi anayasal düzeni korumak. Yani anayasal düzeni kimse korumadığı vakit nereye gider sence? Aynı zamanda da unutma, şimdi istihbaratın çok etkin olduğu bir süreç değil mi bu? Bütün süreç denetiminden geçiyor. Öcalan'ın ilk deklarasyonu 27 Şubat. Sürekli ona vurgu yapılıyor. Ne diyor orada? Niye PKK zemin buldu diyor? "Demokratik siyaset kanalları tıkandı." Peki, demokratik siyaset kanallarının açılacağı herhangi bir şey yapıldı mı bir yıl içinde? Yahut finansmanıydı, şuydu, buydu değişti mi? Şimdi bu 27 Şubat bile, biz şimdi Kasım'dayız, bu kadar kısa zamanda her şey unutuluyor. Ne yazıyor orada? Denetim altında yazılmış ve onay alınmış bir tespit. Diyor ki, "PKK zemin buldu, çünkü demokratik siyaset kanalları tıkalıydı." Bunu demek ki devlet de kabul ediyor. Peki, açmak için ne yapıldı? Şimdi bunu sen, "Nasıl olsa unutulur o palavra," diyorsun. Buradan bir sene geçiyor, başka bir yere geliyorsun, "Ya benim söylediğim program bozulmasın." Peki senin program ya doğru değilse? 100 yıldır... Bunu bırak. Doğru bir program ancak çoğulculukla, özgürlükle, rahatlıkla konuşulabilecek bir ortamda olabilir. Bak şimdi sen sanık oldun. Biz gittik yattık bayağı.

Ruşen Çakır: Deminden beri seni dinlerken aklıma şu geliyor. Bu süreç başladığı zaman çok güvendiğim, olayların bayağı içinde olan birisiyle sohbet ettiğimde ona sordum. Bana şey dedi: "Ya bu iş olabilir ama sen yine de dikkatli ol."
Mehmet Altan: Bak, öngörülebilirliği yok. Kanunu yok, hukuku yok. Sen tanımadığın adamdan dolayı şimdi gideceksin mahkemede yargılanacaksın. Şimdi böyle bir şey oluyor. Mesela iddianame değil, iddianame değil. Uygulamanın, yargılamanın usulü var. İnfaz Kanununu uygulama, onu uygulama, bunu uygulama... Peki, bunun utancı kime ait? Bu küresel organize... Ona geldik ya. Ama bir taraftan da 7.000 tane milyoneri oldu bir yılda. Şimdi belli ki o milyoner olanlar bu organize suç endeksindeki yerimizin...

Ruşen Çakır: Günahlarını almayalım ya.
Mehmet Altan: Almayalım, peki. Çok çalıştılar da nerede? Nerede? Üretim olmadan nasıl zenginlik oluyor ya? Hiç belli değil. Ben sana gelip... Yani, ‘‘Şimdi üretim mi yapıyorsun?’’ ‘‘Yok, hiçbir şey yapmıyorum, milyoner oldum. Dolar milyoneri oldum ve 7.000 arkadaş var böyle.’’ Şimdi ben her seferinde şeye bakardım: Ya bu kadar Türkiye'nin dolar milyarderi, bilmem nesi varsa bu üretime intikal etmek durumunda. Nereden oluyor? Ya bunlar yalan, ya doğruysa bu organize suç endeksindeki yükselmeyle ilintili. Aynı zamanda da neler sayıyor ya, sana söylüyorum. Yani bunun kaçakçılık şeylerine bak, sayfa sayfa tutuyor ya. Diyor ki: "Uyuşturucu, silah, insan..." Ya hukuk devleti, anayasal bir düzende, devlette bunlar olabilir mi? Finansal dolandırıcılık, sahte ilaç üretimi. Eczaneye gidiyorsun, sertifikası var mı? Yok. "Var" diyor, alıyorsun, sahte. ‘‘Akaryakıt, altın kaçakçılığı, eğlence sektörü — herhalde o bahisi filan kastediyor — özel güvenlik şirketleri — onu anlamadım — üzerinden yürütülen suçlarda kamu...’’ Bugün bu Peker'in söylediğini kulak ardı etmemek lazım. Ne diyor? "Eski güvenlik bürokrasisi de katılırsa Meksika'ya dönecek." Bir şey ima ediyor ki, manşet bir gazetede. Onun için senin söylediğin, "İşte aman sen dikkat et." Şimdi dikkat etsen de ne suç ne suç değil? Subliminal mesaj diye suç olur mu abi? Dünya literatürüne girdi ya. Üç idamla yahut üç müebbetle yargılanıyorsun.

Ruşen Çakır: Vallahi eğer rüzgâr tersine dönerse benim bu süreçte yaptığım yayınların ve yazdığım yazıların her birinin 5’er yıl yatarı var.
Mehmet Altan: Hayır, burada önemli olan yayınlar değil. Önemli olan meşru, senin o kimsenin önemli bulmadığı... ‘‘Ya, Ruşen, geç orayı ya. Bu daha bilmem ne.’’ Ona bayılıyorum. Nasıl eritiyorlar biliyor musun? ‘‘Bu iddianame değil oğlum. Daha kabul edilmedi’’ ‘‘Ya, boşver onu şimdi’’ filan. ‘‘Bu hukukla ilgili olmayınca sertifikasız böcek ilaçcısına döner ülke’’ dendiğinde, ‘‘Ya siyaset de önemli, biz gidelim sen bilmem ne filan falan.’’ İşte hepsi de senin dostun. Onu da gördüm. Hepsinin bir şekilde muhatap olarak, eski bir gazeteci olarak sana ne kadar itibar ettiklerini de görmüş oldum. Ankara ziyaretini uzaktan izledim. Şimdi ‘‘Bu hukuk önemsiz’’ diyenlere dikkat et.

Ruşen Çakır: Evet. Noktayı koyalım. Neyle bitirelim?
Mehmet Altan: İyi bir şeyle bitirelim.

Ruşen Çakır: Bitir hadi.
Mehmet Altan: Yani, dünya bilimde ve teknolojide bu kadar parlak bir dönem yaşarken, toplumların da bu fırtınaya uğramış kuş sürüsü hâli bir zaman sonra muhakkak sona erecektir. Bunu neye dayanarak söylüyorum? Geçmişteki, tarihteki toplumsal olaylara. Ama Türkiye'nin bu süreci biraz hızlı aşması için siyasetin tutarsızlığına, ilkesizliğine kapılmayıp hukukun hepimizin hayatını güvence altına alan evrensel kurallarına daha fazla sahip çıkması lazım.

Ruşen Çakır: Eyvallah. İnşallah torunları böyle bir günü görür. Çok teşekkürler.
Mehmet Altan: Ben teşekkür ediyorum. Yeniden geçmiş olsun.

Ruşen Çakır: Eyvallah. Evet, Mehmet Altan'la ‘‘Türkiye'nin gidişatı’’nı burada noktalıyoruz. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
30.11.2025 CHP mucizesi sürüyor
29.11.2025 Peki iktidar CHP’ye hazır mı?
28.11.2025 Öcalan, Mazlum Abdi’yi ikna edebilir mi?
27.11.2025 Fatih Altaylı niçin tahliye edilmedi?
26.11.2025 İmralı hamlesi çözüm sürecini nasıl etkiler? | Ruşen Çakır ve Mümtaz'er Türköne yorumluyor
26.11.2025 Transatlantik: Rusya-Ukrayna savaşı bitiyor mu? | Trump'ın gözü Venezuela'da
24.11.2025 Kılıçdaroğlu’ndan Özel ve İmamoğlu’na cankurtaran simidi
23.11.2025 DEM Partililerin CHP’ye kızmaya hakları yok
22.11.2025 Ankara Mazlum Abdi realitesini ne zaman tanıyacak?
21.11.2025 Ve Selahattin Demirtaş noktayı koydu
30.11.2025 CHP mucizesi sürüyor
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı