Öcalan “Sonumuz Gazze gibi olur” diye uyarmıştı

21.01.2026 medyascope.tv

21 Ocak 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Günlerdir Suriye konuşuyorum, galiba konuşmaya da devam edeceğim. Ve birkaç kez Öcalan'a referansla Suriye'yi anlamaya ve anlatmaya çalıştım. Bugün de öyle olacak. Geçen yaptığım Pirus Zaferi uyarısının bugün bir başka versiyonu, aslında benzer, iç içe gibi: Gazzeleşme. Abdullah Öcalan'ın çözüm süreci başladığı andan itibaren, ilk başlardan itibaren yaptığı görüşmelerin önemli bir kısmı 2025 Temmuz ayındaki bir görüşmeye kadar sızmıştı ve buralarda Öcalan farklı konularda farklı şeyler söylüyordu. Ama öne çıkan hususlardan sık sık tekrarladığı, muhatapları farklı olsa da farklı zamanlarda olsa da sık sık tekrarladığı bir husus; Kürt hareketinin İsrail, İran gibi bölgesel ve de birtakım uluslararası güçler tarafından kullanılmak istendiğini, bunun tehlikeli olduğunu ısrarla vurguluyordu. Pirus Zaferi yayınında bunu söylemiştik. Özellikle İsrail konusuna, kısmen de İran konusuna dikkat çekiyordu.
Öcalan'ın bir başka dikkat çektiği husus, birçok kez söylediği bir husus Gazze olayı. Yani 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e saldırısıyla beraber başlayan süreç ve buna ‘‘Gazzeleşme’’ diyor Abdullah Öcalan ve diyor ki: ‘‘Artık günümüzde böyle oluyor. Orta Doğu'da yeni savaş tarzı Gazzeleşme.’’ Mesela böyle bir örnek vermiş, diyor ki muhatabına: ‘‘İran feryat figan ediyormuş. Bundan sonra stratejik ilişki de geliştirebilirler.’’ Kiminle? Kandil'le. ‘‘Bu daha büyük bir savaş demektir. Gazze'yi görüyorsunuz. Bundan sonra Orta Doğu'da savaşlar böyle gelişir. Orta Doğu'da yeni savaş tarzı, Gazzeleşme olayı yoğunlaşıyor.’’ diyor. Bunu bir uyarı olarak söylüyor. Kimsenin kazanmadığı bir savaş olarak söylüyor. Ve bir yerde diyor ki: ‘‘Diyelim ki biz kazandık, bağımsız devlet kurduk. Başka güçlerin elinde maşa olacak. Zor bir olay.’’ Zor bir olay dediği devleti kurmak. ‘‘Ama zafer kazansak bile bir faydası olmaz.’’ Yani zafer kazanmanın zor olduğunu söylüyor. Kazanılsa bile bunun bir faydası olmadığını söylüyor. Ve buradan bir Gazze çıkacağını söylüyor. Yine bir başka görüşmede diyor ki: ‘‘Belli ki PKK'yı hazırlıyorlar. Türkiye'yi de hazırlamışlar. Sen kazanırsan Pirus Zaferi, o kazanırsa Pirus Zaferi. Geriye kalan Gazze durumudur. Zafer diyorlar. Ne zaferi? Çocuk, kadın ölmüş.’’
Şimdi bunları niye söylüyorum? En son anlaşmazlık çıkınca Şam'la SDG arasında... Artık SDG diyebilir miyiz? Ona da çok emin değilim. Çünkü Arap aşiretlerinin neredeyse tamamı koptuktan sonra bu yapı iyice bir Kürt hareketine tekrar döndü. Dolayısıyla belki başladığı gibi YPG ve PYD demek daha doğru olabilir. Her neyse, arada sorun çıkınca, anlaşma olmayınca bir çatışma hali, çatışma ihtimali belirdi ve o ihtimal belirdiği andan itibaren de gerek SDG tarafından yapılan açıklamalarda gerekse Kandil'den yapılan açıklamalarda bir direniş çağrısı var. Peş peşe Kandil, Murat Karayılan, Mustafa Karasu açıklamalarını görüyoruz. Mesela Murat Karayılan röportaj vermiş. Mustafa Karasu video çekmiş ve bir direniş çağrısı yapıyorlar. Bu Kürtlerin bildiği bir şey. Evet, hep direndiler. Birçok yerde direndiler. Öcalan'ın dediği gibi bazı yerlerde bir zafer de elde ettiler belki ama sonuçta baktığımız zaman pek de bir şey kazanamadılar.
Şimdi benzer bir olay Suriye'de mi yaşanıyor? Suriye'de direnildi diyelim. Ondan sonra ne olacak? Çünkü hatırlayalım; Suriye'de daha önce bir Kobani direnişi vardı IŞİD'e karşı. Burada direndiler. YPG direndi, direndi. Ama sonra Batı devreye girince, Türkiye topraklarını aşıp peşmerge Irak'ın kuzeyinden Kobani'ye yardıma gelince işin rengi değişti ve daha önemlisi ondan sonra IŞİD'e karşı mücadele için Batı'yla, özellikle ABD ile anlaşma yapılınca yeni bir konjonktür, statüko oluştu. Orada bunu koruyabildi. Yani IŞİD'i defetmek bir yere kadar tamam ama ondan sonrası için ABD ile kurulan o ilişki önemliydi. Şimdi diyelim ki Şam ordusunu defetti, yendi bir şekilde. Çok kolay olur mu bilemiyorum ama diyelim ki başarıya ulaştı. Sonra ne olacak? Kim koruyacak? Nasıl koruyacak? ABD'nin burada tavrı önemli olacak. İsrail'in tavrı önemli olacak.
Dolayısıyla Öcalan'a tekrar geliyoruz. Diyor ki muhatabına: ‘‘Hızla bizi buraya sürüklemek istiyorlar. Ben barış diyorum. Siz siyasi ve askeri olarak hareket ediyorsunuz.’’ Uyarıyor. Önce barışı temin etmek gerektiğini söylüyor. ‘‘Halepçe nasıl oldu? Gazze nasıl oldu? Şevkle bir şey yapıyorlar. Sonra olan halka oluyor.’’ Bunları Abdullah Öcalan söylüyor. Dikkatinizi çekerim. Ve muhatapları ya DEM Partililer ya da Kürt hareketinin diğer temsilcileri. Her hâlükârda bu mesajlar Kandil'e ve Suriye'ye de gidiyor. Çok çarpıcı, 6 Temmuz görüşmesinde şunu söylüyor mesela: ‘‘Örgütün, PKK'nin tüm hazırlıkları 2025'e dönükmüş. Birçok hazırlık yapılmış. ‘Biz zorlarız.’ diyorlardı — ‘‘Gazze benzeri’’ diyor — ve ben buna müdahale ettim. Devletin de yardımı oldu.’’ diyor. Tam çözüm sürecinin başladığı zamanlar.
Çözüm süreci biliyorsunuz 2024 Ekim'inde başlamıştı ama 2025'te PKK'nın bir hazırlığı varmış. Çok yoğun bir hazırlık ve buna müdahale etmiş ve belli ki bu önermesi, çözüm sürecini istemesi de bütün bunlardan dolayı. Yani silahla artık bir şeyin yapılamayacağını tam olarak idrak etmiş bir Öcalan var. Bunun sadece Türkiye'ye özgü olmadığını onun anlattıklarından çok iyi anlamak mümkün. Ve son bir şey: ‘‘Silahla kazandık, silahla bitirelim mantığı tehlikeli. Hamas'ta, Gazze'de de vardı silah ama gördük.’’ diyor. Evet, burada bir deneyim var. IŞİD'le mücadele deneyimi var. Bayağı örgütlü bir yapı var. ABD'nin ve Batı'nın donattığı bir yapı var. Birçok teknolojik olarak da gelişmiş bir yapı var. Ama buradan YPG/PYD'nin gidebileceği çok bir alan yok. İşte Gazzeleşme tehlikesi. Yıllar önce Türkiye'de yaşanan bu Hendek Savaşları da bir anlamda böyleydi. Küçük çaplıydı. Ama şimdi Suriye'de yaşanabilecek olan çok daha büyük bir Gazze ihtimali, riski var.
Umarım Öcalan'ın bu söylediklerini dikkate alırlar. Ama yine umarım ki Şam yönetimi ABD'den ve İsrail'den aldığı krediye çok fazla güvenerek çok tavizsiz bir tutum takınmaz. Zira siz bir şekilde burada YPG'yi, PYD'yi alt edebilirsiniz ama bunun yarattığı travmayı alt edemezsiniz. Bakın Halepçe; Saddam öyle bir şey yaptı ki Kürtler hayatları boyunca, Irak Kürtleri ama tüm dünya Kürtleri hayatları boyunca bunu hatırlıyorlar ve bir daha iflah olmadı Saddam yönetimi Irak'ta, biliyorsunuz. Bereket dün akşam saatlerinde gelen bir haber insanı biraz sevindiriyor. Ne oluyor? Karşılıklı bir anlaşmaya doğru gidildiği söyleniyor. Onu önümüzdeki günlerde, bugünden itibaren görmeye başlayacağız ama sanki şimdilik direkten dönülmüş gibi. Fakat unutmayalım; bu süreç Türkiye'de de olduğu gibi burada da, Suriye'de de çok kırılgan bir süreç ve bunun herkesin kaybettiği bir yere doğru evrilmesini isteyen çok güç var. Dolayısıyla şu anda Şam yönetimi ile YPG arasında varıldığı gözüken anlaşma umarım kalıcı olur, geliştirilir ve herkesin bir şekilde razı olacağı ortak bir Suriye'nin inşasına katkıda bulunur.
Gelelim bugünün ithafına: Bilge Olgaç. Türkiye'nin galiba dördüncü kadın sinema yönetmeniymiş Bilge Hanım. Daha genç yaşta, 22 yaşında asistan olarak başlıyor Memduh Ün'le ve 25 yaşında ilk filmini çekiyor. Filmin adı: ‘‘Üçünüzü de Mıhlarım.’’ Yılmaz Güney'in işte tam ‘‘Çirkin Kral’’ zamanları; yani o siyasi filmlere geçmeden önceki. Ve ilginçtir, Yılmaz Güney'in ‘‘Çirkin Kral’’ filmlerinin, yani adı ‘‘Çirkin Kral’’ olmayabilir ama o dönem avantür filmlerin birçoğunu 60'lı yıllarda Bilge Olgaç çekmiş. Sonra 1975'te Yılmaz Güney'in senaryosunu yazdığı ‘‘Bir Gün Mutlaka’’ var. Onu izlemiştik. Evet, böyle sol ajitprop bir filmdi. Onu da Bilge Olgaç yönetti. Galiba ‘‘Bir Gün Mutlaka’’dan sonra bir müddet ara veriyor 1975 yılında sinemaya; reklam filmi çekiyor, fotoroman çekiyor nedense. Sonra ‘‘Kaşık Düşmanı’’ diye bir filmle geri döndü sinemaya ve ölene kadar, 1994 yılına kadar hep film çekti. Ve maalesef çok hazin bir şekilde evinde çıkan yangınla hayatını kaybettiğinde 54 yaşındaydı Bilge Hanım. Türkiye'de zor bir iş yaptı kadın olarak, zor bir şeyi iyi yaptı, iyi bir iz bıraktı. Kendisini saygıyla anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
25.01.2026 Kürtler için hasar tespit raporu
23.01.2026 Çağımızın Sisifos’u: Kürtler
22.01.2026 Suriye dersleri: “Krala yaslanmayın, düşersiniz”
21.01.2026 Öcalan “Sonumuz Gazze gibi olur” diye uyarmıştı
20.01.2026 Suriye’nin ortaya çıkardığı Kürt milliyetçiliğinin krizi
20.01.2026 Onur Alp Yılmaz ile söyleşi: Erdoğan’ın hesapları nasıl tuttu? CHP ne yapabilir?
19.01.2026 Hafta Başı (66): Suriye'de dengeler değişti | Suriye'den sonra çözüm sürecinin geleceği
19.01.2026 “Pirus zaferi”: Öcalan’ın kehaneti Suriye’de gerçekleşiyor
18.01.2026 Ahmed eş-Şara’nın Kürtler ve SDG üzerine söylediklerine şerhler
18.01.2026 Ahmed eş-Şara’nın yakaladığı ve kaçırmakta olduğu fırsat
25.01.2026 Kürtler için hasar tespit raporu
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı