“Pirus zaferi”: Öcalan’ın kehaneti Suriye’de gerçekleşiyor

19.01.2026 medyascope.tv

19 Ocak 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve iyi sabahlar. Suriye'de her şey çok hızlı değişti. Değişmeye de devam ediyor. Suriye ordusu önü açık bir şekilde SDG güçlerini Fırat'ın doğusuna doğru itiyor. Çok çatışma çıktığını duymuyoruz. SDG yani Kürtlerin ağırlığını oluşturduğu, YPG ve PYD'nin ağırlığını oluşturduğu güç, çok önemli stratejik Arap ağırlıklı yerleri terk etmek durumunda kaldı ve iyice Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı bölgelere hapsolmuş olacak. Böyle gözüküyor. Tabii ki Halep'te, Şam'da yaşayan Kürt gruplar var, Kürt topluluklar var ama Kürtler iyice Fırat'ın kuzeydoğusuna hapsolacaklar. Biliyorsunuz iç savaş sırasında özellikle IŞİD'e karşı mücadele bağlamında birçok yeri, önemli yeri, Deyrizor gibi, Rakka gibi önemli yerleri ele geçirmişlerdi. Oradaki Arap aşiretlerle iş birliği yaparak oraları kontrol ediyorlardı.
Muhtemelen masada buraları iade edecekti ama elinde bunları koz olarak kullanarak masaya oturacaktı. Özellikle buralardaki zengin yer altı zenginlikleri ve su kaynakları gibi olayları masada kullanmayı düşünüyordu. Fakat Suriye ordusu önce Halep'te deneyip başarılı olduğu şeyi ilerletti. Masaya bu yerleri SDG'nin elinden alarak oturmaya niyetlendi ve şu haliyle buraya doğru gidiyoruz. Bu bitti bitecek gibi bir durum. Ve telefon görüşmeleri var, teklifler var. Teklifler ama daha önceki tartışmaların uzağında teklifler. Özellikle Kürtlerin Suriye ordusuna toplu halde katılması yerine bireysel katılması dayatılıyor Şam tarafından. Burada çok ciddi bir sorun çıkacağı muhakkak. Kürtler kendi yaşadıkları bölgelerde en azından bir tür ademimerkeziyetçilik talep edeceklerdi. Onu bekliyorduk. O konuda da bayağı zorlanacağa benziyorlar.
Buradaki temel husus tabii ki Kürtlerin güvendiği dağlara kar yağması. Bu başta Amerika Birleşik Devletleri, ardından bir şekilde adı konmasa da İsrail; yani buraların, bu güçlerin kendilerini koruyacağını varsayıyorlardı. Halep'te böyle olmadığını gördüler ve daha sonra Halep sonrasında doğrudan yüz yüze görüşmeler yapıldı Amerikan askerleriyle. Ardından cumartesi günü Erbil'de Mazlum Abdi, Amerikan temsilcisi Barrack'la görüştü ve belli ki orada beklediklerini bulamadı. Şu haliyle bakıldığı zaman uluslararası güçler kartlarını büyük ölçüde Şam yönetimi üzerine oynuyorlar gözüküyor. Bu, Kürtleri tam anlamıyla terk edecekler demek değil. Fakat onların iyice bir sınıra çekilmesini destekliyorlar gibi. Şu aşamada çok konuşulmayan bir husus var; o da SDG'nin denetimindeki binlerce IŞİD'li tutuklunun, esir de diyebiliriz bunlara, ne olacağı meselesi. Onlar herhalde önümüzdeki günlerde belli olacak.
Günlerdir bunu takip ediyorum. Suriye'yi takip ediyorum. Sosyal medyada çok sayıda bilgi akıyor. Aynı bilgi birçok kanal tarafından aynı anda veriliyor ve bunların büyük bir kısmının, medyada büyük bir kısmının Suriye-Şam yanlısı bir çizgide ilerlediğini gördüm. Benim takip ettiklerimden dolayı olduğunu sanmıyorum. Ve burada, dünkü yayında da söyledim, çok şaşırtıcı bazı kişiler, mesela Amerika Birleşik Devletleri'ndeki birtakım önemli düşünce kuruluşlarının, ki bunların içerisinde aleni İsrail yanlısı olanlar da var, bunların uzmanlarının da çok net bir şekilde eş-Şara yanlısı, Mazlum Abdi karşıtı olduklarını görüyorum. Bu ilginç bir nokta. Bir diğer husus, SDG'den genellikle PKK diye bahsediliyor. Terörle ilişkilendiriliyor doğrudan ya da dolaylı bir şekilde. Bunu eş-Şara'nın kendisi yapmıyor ama Suriye devletinin birçok kurumu, özellikle ordudan yapılan açıklamalarda da benzer şeyler var. Şu anda yaşanan durum ne? Bir kere baktığımız zaman harita büyük ölçüde değişti. SDG kontrolündeki alanlar, Arapların çoğunlukta olduğu yerler tamamen Suriye yönetimine geçti. Öyle gözüküyor. Ve buradaki Arap aşiretleri de Şam'a bağlılıklarını dile getirdiler. Yani SDG ile bağlarını kopardılar. Büyük ölçüde SDG tekrar aslına dönecek ve YPG gibi bir yapıya yani sadece Kürtlerden oluşan bir yapıya dönüşebilir. Bundan sonra da Kürtlerin kaderi konusunda Suriye'de bir pazarlık yapacaklar.
Peki bu beklenen bir şey miydi? Belli ki SDG beklemiyordu. Belli ki SDG Amerikan desteğinin, Batı desteğinin buna, bu kadarına izin vermeyeceğini düşünüyordu ve güçlü bir şekilde masaya oturacaklarını düşünüyordu, ki önceki açıklamaları, daha önce yapılan görüşmeler sırasında ve sonrasındaki yaptıkları açıklamalar bu yöndeydi. Fakat bu noktada bir husus var, onu özellikle vurgulamak lazım. Zaten yayının başlığına da onu çıkarttım. Abdullah Öcalan başından itibaren Kürt meselesinde İsrail gibi, İran gibi, ABD gibi güçlerin PKK'ya ve onun kardeş örgütlerine yatırım yapması ya da yatırım yapıyor gibi görünmesinin aldatıcı olduğunu söylüyor. Bunu nereden biliyoruz? Sızan birtakım, ne zamandır sızmıyor biliyorsunuz, İmralı görüşme notlarından biliyoruz. Bunların bir kısmını biz yayınladık ve bunu yayınladığımız için de DEM Partililer çok kızdılar, çok rahatsız oldular. Yayınlanmasını istemiyorlardı ama çok tarihi belgelerdi.
Şimdi tekrar oraya baktığımda, Öcalan birçok kez yabancı yardımı, yabancı destek talepleri söz edildiği zaman bir kavram kullanıyor: Pirus zaferi. Pirus zaferi tarihi bir kavram. Bir zaman milattan önce yaşanmış Pirus Savaşı'nda bir komutan, daha doğrusu bir kral, Kral Pirus’muş adı, savaşı kazandığı zaman tebrik ettiklerinde "Bir daha Allah Romalılara karşı böyle bir zafer daha verirse işimiz tamamen bitti" demiş. Yani öyle bir zafer kazanıyorsunuz ki kaybetmekten beter oluyorsunuz. Kazanmak için çok şey kaybediyorsunuz. Öcalan bunu birçok yerde görüşme notlarında söylüyor ve özellikle bağımsız devlet talebi ya da birtakım onun tabiriyle kültüralist taleplerin bir an için gerçekleşebileceğini ama sonra çok büyük bir yıkımın kaçınılmaz olduğunu söylüyor ve ‘‘Pirus zaferi’’ diyor. Ve bir örnek var çok sık verdiği; o da Hamas'ın saldırısı örneği. Hamas olayını, büyük bir yıkıma yol açan Hamas olayını bu anlamda Kürtlere ve muhataplarına hatırlatıyor. Kürtlerin sonunun — SDG de olabilir bu, PKK da olabilir — Hamas gibi olabileceğini söylüyor. Kısa anda büyük bir başarı... ‘‘Ama,’’ diyor, orada ilginç bir husus var tabii; o saldırının ardından İsrail'in de kaybettiğini söylüyor, Hamas saldırısının ardından. Pirus zaferinin böyle bir özelliği var. İki tarafın da kaybettiği bir olay.
Şu haliyle bakıldığı zaman Suriye'de tabii ki SDG net bir şekilde kaybetmiş gözüküyor; Şam hükümeti, eş-Şara yönetimi de kazanmış gözüküyor. Ama burada unutmamak lazım; çok büyük bir kırılganlık yaşatıyor. Ülke içerisinde telafisi çok zor — imkânsız demiyorum — sorunlar, travmalar yaşatıyor. Bunu çok bariz bir şekilde o tekrar ele geçirilen yerlerde yapılan gösterilerde görüyoruz. Orada verilen ilk tepkiler, onların sevinç gösterisi birilerinin, tabii ki özellikle Kürtlerin travması anlamına geliyor ve buradan bir Suriye'nin birlik ve beraberliğini çıkartmak çok zor olacağa benziyor. Yine de özellikle şunu vurgulamak lazım; tabii ki şu aşamaya kadar gelen hususta SDG'nin bir kaybı var. O kaybın nedenleri üzerine çok kişi farklı yorumlar yapıyor. İşte "Kandil araya girdi", "Kandil bastırdı", "şu oldu", "bu oldu" falan gibi. Ama sonuçta şunu söylemek lazım: Suriye ordusu, eş-Şara yönetimi düne kadar SDG'nin aldığı birtakım garantileri kendi yanına çekebildiği için bunu yaptı. Ve dün Kürtleri destekleyip bugün o desteğe fren basanlar yarın öbür gün başka bir bağlamda, başka bir konuda pekâlâ eş-Şara yönetimine de benzerini yapabilirler. Burada önemli olan Suriyelilerin hiçbir dış güce bağlı olmadan, bağımlı olmadan kendi kaderlerini birlikte tayin edebilmeleri.
Şu haliyle baktığımız zaman hamilerin yer değiştirmesi sonucu değişen bir haritayla karşı karşıyayız. Bir masa tekrar söz konusu olacak ama masaya oturanların elleri çok değişti. Eş-Şara'nın eli çok daha kuvvetlendi. Bir anlaşmaya muhakkak varılacaktır diye tahmin ediyorum. Ama Kürtlerin beklentilerinin çok gerisinde bir anlaşmaya razı olmak durumunda kalacakları da aşikâr. Ve tekrar dönecek olursak, Öcalan bu uyarıları Suriye'ye yaptı mı yapmadı mı? Kimilerine göre "Suriye'ye dedi ama dinletemedi" diyenler var. Ben böyle olduğu kanısında değilim. Çünkü son görüşme notlarını bilmiyoruz. Onun için ne dediğini tam olarak bilmiyoruz. Ama önceki süreçlerdeki sızan notlarda Suriye konusunda yeni yönetime, eş-Şara yönetimine entegre olmalarını ama bunun için de öncelikle kendi emniyetlerini tesis etmeleri gerektiğini söylediğini biliyoruz. Fakat her hâlükârda ısrarla her görüşmede muhataplarına, ki bu muhatapların kimisi DEM Partililer kimisi doğrudan örgütün ve SDG'nin de yöneticileri olmuş, görüşmelerde anlıyoruz, onlara doğrudan güçlere, yabancı güçlere hiç güvenmemeleri gerektiğini defalarca anlattığını ve kendinden örnekler vererek anlattığını biliyoruz. Neyse burada noktayı koyalım. Bu konuyu daha çok konuşacağız.
Ve bugünün ithafına gelelim. Çok büyük bir felsefeci, düşünür Hannah Arendt. En sevdiğim fotoğrafı budur. Ben bırakalı yıllar oldu ama onun bu sigaralı fotoğraflarını görünce insan etkilenmeden edemiyor. Zaten anlatılanlara göre sürekli sigara içmiş, hastalığına rağmen sigarayı bırakmamış ve erken bir şekilde ölmesinin nedeninin de esas olarak sigara olduğu söyleniyor. Alman Yahudisi bir felsefeci Hannah Arendt. Çok genç yaşta çok önemli bir felsefeciyle, Martin Heidegger'le tanışıyor. Onun öğrencisi oluyor. Hatta bir iddiaya göre aralarında birtakım gönül ilişkileri de olmuş. Ondan sonra ama Almanya'yı terk etmek zorunda kalıyor Nazi döneminde, soruşturmalara uğruyor. Avrupa'ya geçiyor. Daha sonra Fransa, Çekoslovakya, İsviçre ve en sonunda da Amerika Birleşik Devletleri'ne gidip orada uzun bir süre kalıyor. Hocalık yapıyor, felsefe hocalığı yapıyor. Ama şöyle denir: Hiçbir zaman bir üniversitenin hocası olmak istememiş, daha freelancer çalışmış diyelim.
Özellikle kötülük üzerine, totaliterlik üzerine çalışmalarıyla biliniyor. Biliyorsunuz, ‘‘Kötülüğün Sıradanlığı’’ydı değil mi kitabın adı? ‘‘Totalitarizmin Kökenleri’’ var bir başkası. ‘‘İnsanlık Durumu’’, ‘‘Geçmişle Gelecek Arasında’’ var. Bir de Eichmann'ın Kudüs'te yargılandığı davayı izliyor. Büyük Nazi subayı Eichmann'ın davasını izliyor ve o dava hakkındaki gözlemleri çok önemlidir. Sıradan insanların nasıl bir totaliterliğin aktörü hâline geldiğini anlatan yorumları, değerlendirmeleri olan birisi. Evet, 70 yaşına varmadan ölüyor. Bir kalp krizi ve galiba doğum gününü kutladıktan kısa bir süre sonra arkadaşlarıyla birlikteyken hayatını kaybetti Hannah Arendt. Çok büyük bir düşünür. Yahudi karşıtlığı üzerine yaptığı araştırmalarıyla da bilinen bir düşünür. Bir de ilginç bir not tabii ki; Heidegger, Nazilerle iş birliği yapmakla suçlanmıştı, Hocası Heidegger. Onu bir şekilde savunduğunu da hayal meyal hatırlıyorum. Siyasi olarak tavır almayı bilen ama en önemli özelliği otoriter ve totaliter yapılardan uzak durmak, onları sorgulamak olan müthiş bir entelektüel, bir felsefeciydi. Tekrar bu fotoğrafla kendisine veda edelim. Evet söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
25.01.2026 Kürtler için hasar tespit raporu
23.01.2026 Çağımızın Sisifos’u: Kürtler
22.01.2026 Suriye dersleri: “Krala yaslanmayın, düşersiniz”
21.01.2026 Öcalan “Sonumuz Gazze gibi olur” diye uyarmıştı
20.01.2026 Suriye’nin ortaya çıkardığı Kürt milliyetçiliğinin krizi
20.01.2026 Onur Alp Yılmaz ile söyleşi: Erdoğan’ın hesapları nasıl tuttu? CHP ne yapabilir?
19.01.2026 Hafta Başı (66): Suriye'de dengeler değişti | Suriye'den sonra çözüm sürecinin geleceği
19.01.2026 “Pirus zaferi”: Öcalan’ın kehaneti Suriye’de gerçekleşiyor
18.01.2026 Ahmed eş-Şara’nın Kürtler ve SDG üzerine söylediklerine şerhler
18.01.2026 Ahmed eş-Şara’nın yakaladığı ve kaçırmakta olduğu fırsat
25.01.2026 Kürtler için hasar tespit raporu
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı