Süreci kim, nasıl enfekte edebilir?

03.09.2026 medyascope.tv

3 Eylül 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Cumhurbaşkanı Erdoğan dün süreçle ilgili, çözüm süreci, onun tabiriyle terörsüz Türkiye süreci ile ilgili birtakım şeyler söyledi. Burada bir bölümü alıntılamak istiyorum ve oradan hareketle birtakım görüşlerimi aktarmak istiyorum. Diyor ki Erdoğan: "Milletin kardeşliğini zedeleyen, toplumsal bütünleşmeyi yaralayan, terörün geçmişte oluşturduğu fay hatlarını yeniden harekete geçirme riski olan yaklaşımları hoş görmeyiz, göremeyiz. Siyasi kimlik taşıyan bazı kimselerin birtakım ölçüsüz söylemleri olabilir. Bunu süreci enfekte etmek için yapanlar da çıkabilir. Bilinsin ki toplumsal bütünleşmeye hizmet etmeyen her söylem kaosa katkı sağlar, başka herhangi bir işe yaramaz. Açıkçası milletimizin bu tür tahriklere karşı bir direnç geliştirdiğini düşünüyorum. Bu süreci millet mayalamıştır ve maya da tutmuştur."
Sonunda söylediği "Bu süreci millet mayalamıştır ve maya da tutmuştur" sözü çok iddialı ve bence çok da doğru değil. Çünkü neredeyse 20 ay olacak bu süreç yaşanalı. Erdoğan daha yeni birkaç aydır süreçle ilgili bir şeyler söylemeye başladı ve onun uzun bir süre bu konuda tutuk davranması nedeniyle ona yakın olan birçok kişi bu konuya girmemeye çalıştı, yok saymaya çalıştı. Öte yandan bu süreci destekleyen, desteklemeye yakın olan ve Erdoğan'a da karşı olan bazı kesimler de Erdoğan'ın bu suskunluğunu sürecin bir aldatmaca olması şeklinde yorumladılar, onlar da uzak durdu. Yani bu sürecin toplumsallaşması dediğimiz — artık diye diye dilimizde tüy bitti — bu olayın tam olarak gerçekleştiğini ben söylemiyorum, düşünmüyorum ve bunda Erdoğan'ın da payı hayli yüksek.
Artık yeni yeni bir şeyler oluyor gibi ama burada söylediği "hoş göremeyiz" sözlerini devletin müdahalesi olarak söylüyorsa çok anlamlı değil. Tabii ki şu önemli, Kocaelispor tribünlerinde sarı torba çıkartanların gözaltına alınıp daha sonra ev hapsine mahkûm edilmesi ya da Trabzonspor deplasman otobüsündeki ırkçı sözler söyleyen kişinin gözaltına alınması, hakkında soruşturma açılması gibi şeyler tabii ki doğru, bunların yapılması lazım. Ama onun ötesinde bir kere her şeyden önce siyasi iktidarın denetimindeki medyayı bu konuda teşvik etmesi lazım. Hâlâ iktidar medyası bu konuya çok fazla girmiyor. Erdoğan'ın söylediklerini aktarmanın ötesinde herhangi bir faaliyetleri yok ve biliyorum ki büyük bir kısmı aslında bu süreçten çok da memnun değil. Ama Erdoğan'ın o söylediği süreci enfekte etme konusuna bunların dahil olması mümkün değil çünkü böyle bir cesaretleri de yok, çok şükür. Yani süreci enfekte etmek isteseler de edemezler ama etmeye de cesaret edemezler. Fakat çok iyi biliyorum ki bunların önemli bir kısmı "Keşke bu iş olmasaydı, keşke bu iş bir yerde bitse" diye düşünüyorlar. Bunun çok ciddi bir sorun olduğu kanısındayım.
‘‘Siyasi kimlik taşıyan bazı kimselerin ölçüsüz söylemleri...’’ Evet, bunu yapanlar var ama çok etkili olduğunu sanmıyorum. Yani şu ana kadar süreç karşıtı, açık bir şekilde süreç karşıtı pozisyon alan siyasi partilerin ne kadar etkili olduğu konusunda şüpheliyim. İYİ Parti Meclis’te grubu olması sayesinde biraz daha etkili oluyor gözükebilir ama Zafer Partisi'nin mesela, bir zamanlar neydi, sığınmacılar karşıtlığından elde ettiği sonucu buradan elde edebileceğini sanmıyorum. Aslında bu süreç Zafer Partisi'nin zayıflamasına bile yol açabilir, hele başarılı olursa.
Peki kimler enfekte edebilir, nasıl edebilir? Öncelikle bölgesel güçleri bence ciddiye almak lazım, önemsemek lazım. Tabii ki ilk akla gelen İsrail ama İran'ı da yabana atmamak lazım. Çünkü İran geleneksel olarak rekabet içerisinde olduğu Türkiye'nin önündeki bu kadar ciddi bir ayak bağından kurtulmasını istemeyecektir, istemiyor. Açıkça bunu söylemeyecektir ama bunun başarıya ulaşmasını, yapabilirse tabii, engellemek için bir şeyler yapmaya çalışacaktır. İsrail daha fazla telaffuz edilen bir ülke ve İsrailliler zaten bunu açık açık da söylemeye başladılar. Ama şunu unutmamak lazım: Suriye'de Kürtlerin Halep'te başlayan o çatışmalarda, çatışmalar ve sonrasında yalnız bırakılması, İsrail'in de hiçbir şekilde orada SDG'nin yanında yer almaması çok daha yeni hafızalarında bir şey ve İsrail'e çok fazla prim vereceklerini sanmıyorum. İsrail bu anlamda çok etkili olamayacak gibi. Öte yandan Öcalan'ın İsrail konusunda sürecin başından itibaren söylediklerini, açık duruşunu da bir yere kaydetmek lazım ama yine de İsrail'i ve İran'ı, birtakım başka küresel güçleri de ciddiye almakta, önemsemekte yarar var.
Ama esas olarak bu sürecin kalbi Türkiye'de atıyor ve Türkiye'de kimin neyi nasıl yaptığı meselesi birinci derecede önemli. Şimdi bakalım en son yaşanan Alevilik tartışmasına. Alevilik konusunda Alevi aydınlar birtakım rahatsızlıklar dile getirdiler, doğru ya da yanlış birtakım rahatsızlıklar dile getirdiler ve buna karşı DEM Parti'den ve Kürt hareketinden cevaplar geldi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın orada imzası olan bazı isimlere söyledikleri – ki bunlar bir dönem HDP'den milletvekili seçilmişlerdi – ‘‘sokaktan alıp getirdiğimiz insanlar’’ falan gibi şeylerle, ‘‘bunlar aydın değil’’ gibi kestirip atmalarla sürece bence hiçbir şekilde katkıda bulunmuyor.
Bu tür hataları çok yapıyorlar. Öcalan'a yönelik eleştirilere verilen cevaplarda da aynı şekilde bir üslup sorunu var. Bu hareket çok deneyimli bir hareket. Yıllarca politikanın içerisinde gelişmiş, güçlenmiş bir hareket. Bu hareketin bu tür gereksiz sorunlar çıkmasına ya da çıkar gibi olan sorunların daha da derinleşmesine katkıda bulunuyor olması gerçekten akıl alır gibi değil. Bir tür dokunulmazlık istiyorlar gibi; ‘‘Hiçbir şeye karışmayın, hiçbir şey söylemeyin.’’ Yani birileri yanlış bir şey söyleyebilir, tamamen konuyu çarpıtıyor olabilir vesaire ama orada daha serinkanlı olmak, hele Alevilik gibi büyük bir topluluk söz konusuysa daha dikkatli olmak gerekir. Sadece Alevilikle ilgili olan bir şey değil bu, daha genel bir şey.
Bu konuda hep insanın aklına şu geliyor. Yani açıkçası Selahattin Demirtaş keşke şu anda dışarıda olsaydı ve yasal alanda bu sürecin taşıyıcılığını o ve onun birlikte hareket edeceği bir kadronun sürdürüyor olmasını açıkçası tercih ederdim. Umarım en kısa zamanda özgürlüğüne kavuşur ve bu tür gereksiz sorunların yaratılmasına izin vermez. Öte yandan devlet katında, siyasi iktidar katında çok ciddi bir sorun var. Hâlâ bunu bir şekilde ‘‘biz emrediyoruz, onlar yapıyor’’ şeklinde bir havada aksettirmeye çalışıyorlar. Bu da Kürtleri çok ciddi bir şekilde rahatsız ediyor. Geçen Eyüp Burç'la yaptığımız yayında ‘‘Kürtlerin onuru, Kürtlerin onurunu gözetmek’’ konusunu da konuştuk ve bu çok önemli bir husus. Bunun karşısında Türklerin gururu... Şu ana kadar benim gördüğüm kadarıyla Kürtlerde Türklerin gururunu kıracak çok fazla şeyler olmadı. Taziye çadırları ile ilgili söylenen birtakım şeyler var. Bana bu çok abartılı geliyor. Ben o kadar önemli olduğunu düşünmüyorum. Ama tekrar söyleyeceğim; Kürtlerin, Kürt hareketinin özellikle siyasi iktidarı gözetirken, siyasi iktidarla sorun yaşamamayı gözetirken kendisine yakın olan çevrelere karşı daha özensiz olmasını açıkçası yadırgıyorum. Tekrar söylemiş oldum ama bunun önemli olduğunu düşünüyorum.
Burada esas olarak bakmamız gereken içerisi ve içeride olabildiğince geniş kesimlerin bu sürece destek vermesini teşvik edecek bir dile sahip olmak gerekiyor. Tabii ki eleştiri olacak, tabii ki karşı çıkanlar olacak, tabii ki uzak duranlar olacak, tabii ki birtakım komplo teorileri üretilecek, şu olacak, bu olacak ama önemli olan toplumun önemli bir kesiminin bu sürecin herkesin hayrına olduğuna inanmasını sağlamak ve bu sürece aktif bir şekilde katılmasını sağlamak. Herkese, sürecin tüm taraflarına, yani siyasi iktidara ve Kürt hareketine ama aynı zamanda diğer siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına, aydınlara çok önemli roller düşüyor. Kimse bu olayı kendi tekelindeymiş gibi göstermeye çalışmasın. Yoksa işte enfeksiyon böyle olur diye düşünüyorum.
Bugünün ithafı bir hemşehrime olacak: Başaran Aksu. Başaran Hopalı, benden 12 yaş küçük ama Allah için her zaman onun yaptıklarıyla, sadece hemşehrim olması değil ama aynı zamanda insan hakları, işçi hakları, emekçi haklarını gözeten birisi olarak hep onunla gurur duyuyorum. Baktım ne olmuş? İlk 8 ayda 12 kez gözaltına alınmış, iki kez tutuklanmış Başaran. Demin bir fotoğraf vardı, geçen geldiğinde burada Medyascope yayınında çekildik ve ilk defa tanıştık orada. Yani birbirimizi yıllardır biliyoruz tabii. Hopa meşhurdur zaten. O da Hopa'nın meşhurluğuna katkısıyla aynı zamanda bizi gerçekten gururlandırıyor.
En son ne oldu? Bağımsız Maden İşçileri Örgütlenme Uzmanı, Sendika Başkanı Gökay Çakır ile birlikte halkı kin ve düşmanlığa tahrikten tutuklandılar. Yani halkı kin ve düşmanlığa nasıl tahrik etmişler, niye tutuklanmışlar? Daha yeni, biliyorsunuz, geçen konuştuk; Alevilere yönelik olarak ‘‘katletme’’ lafını eden bir gazeteciye, tabii ki tutuklanmasın ama, gösterilen ilgiyle Başaran ve Gökay Çakır'a gösterilen ilgiyi kıyaslamanızı isterim.
Sonra Başaran ne yaptı? 31 Ağustos günü saat 17.00'den itibaren süresiz açlık grevine gitti. Akrabaları, kardeşi diyor ki: "Sadece kesme şeker ve tuz kullanıyor." Bunu iyi bilirim. Ben de zamanında Metris Cezaevi’nde açlık grevi yapmış birisi olarak kesme şeker ve tuzu çok iyi bilirim. Bununla tabii ki bol miktarda da su içilir. Ve hiç şaşırtıcı olmayan bir şey, iki adli mahkûm da Başaran'la dayanışma için onlar da açlık grevi yapıyorlarmış. Ona da açıkçası hiç şaşırmadım. Evet, bir an önce çıkmasını bekliyoruz, temenni ediyoruz. Niçin çıkmasını bekliyoruz? Çünkü o kaldığı yerden, bağımsız işçi sınıfı mücadelesine kaldığı yerden devam edecek ve tabii ki yine onu gözaltına alacaklar, tutuklayacaklar ama o ve arkadaşları yılmadan yollarına devam edecekler. İşte Türkiye bütün bu kötülüklere rağmen Başaran gibi, arkadaşı Gökay gibi insanlar sayesinde var oluyor. Onlara minnettarız. Minnettar olmamız gerekiyor.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
06.09.2026 DEM Parti'nin veda kongresi
04.09.2026 Silivri izlenimleri: Hukuk devletinden çok uzaklarda
03.09.2026 Süreci kim, nasıl enfekte edebilir?
02.09.2026 YENİ Parti ve "Dip dalga"
01.09.2026 Bu Aleviler size ne yaptı?
31.08.2026 Eyüp Burç ile söyleşi: Türklerin gururu, Kürtlerin onuru
31.08.2026 Tuzak bir soru: Barış mı, demokrasi mi?
30.08.2026 Sürece dört koldan sert ve etkili eleştiriler
30.08.2026 Sürece dört koldan sert ve etkili eleştiriler
29.08.2026 Hani Ekrem İmamoğlu unutulmuştu!
06.09.2026 DEM Parti'nin veda kongresi
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı