Ahmet Davutoğlu soruşturmasının ortaya çıkardığı Türkiye gerçekleri

08.09.2026 medyascope.tv

8 Eylül 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Dün Profesör Ahmet Davutoğlu Ankara'da ifade verdi, Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla açılan soruşturma kapsamında. Çok tarihî bir olay aslında Türkiye'de. Şundan tarihî bir olay; yılları AK Parti iktidarı içinde geçmiş ama onun öncesinde AK Parti'yi AK Parti yapan isimlerle tanışıklığı olan, Türkiye'de İslâm'ı hareketin en son dönemde en azından öne çıkan entelektüellerinden biri olan Ahmet Davutoğlu'ndan bahsediyoruz. Önce danışman olarak başladı AK Parti iktidara geldikten sonra, ardından büyükelçi oldu, sonra Dışişleri Bakanı ve nihayet Başbakan oldu ama belli bir yerden sonra koptu. Kopmasının öncesinde tabii Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı döneminde o başbakanken hakkında çıkan bir kıytırık "Pelikan" bildirisi diye bir şey internette yayınlandı. Doğrudan Davutoğlu'na yönelik çok bel altı bir metindi bu. Davutoğlu bekledi ki Erdoğan kendisine sahip çıksın. Çıkmadığını görünce istifa etti ve daha sonra da ayrıldı. Kendi partisini kurdu, Gelecek Partisi'ni. Altılı Masa'nın ortağı oldu. Kendisi olmasa bile partisinden 10 kişi CHP listelerinden milletvekili seçildi.
Ama geçtiğimiz günlerde partiyi feshetti ve fesih açıklamasından yani fesih kararından kısa bir süre sonra başına bu iş geldi. Yıllar önce Bingöl'de yaptığı, Gelecek Partisi Genel Başkanı olarak yaptığı konuşma. O konuşma yıllar sonra tekrar bir şekilde sosyal medya üzerinden dolaşıma sokuldu ve savcılar soruşturma açtılar. Şimdi bu başlı başına Türkiye'nin nasıl bir ülke hâline geldiğini gösteriyor. Söz konusu olan bir yolsuzluk iddiası vesaire değil, bir suç değil, cinayet şu bu değil, bir düşünce ifadesi yani bir şey ifade ediyor. Erdoğan'ı eleştiriyor, sert olabilir, şu olabilir, bu olabilir ama bunu yapan da yıllarca bu ülkede görev yapmış, kamusal alanda çok önemli sorumluluklar üstlenmiş birisi ve sözlerinden dolayı yargılanma aşamasında. Yargılanıp yargılanmayacağını bilmiyoruz ama şu anda bir soruşturma söz konusu ama o yalnız değil.
Ahmet Davutoğlu'nun verdiği ifadeyi okudum. İfadesinde çok sayıda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına göndermeler var ve buralarda birbirinden farklı kişiler hakkında verilmiş olan kararlara gönderme yapıyor. Orada da görüyoruz ki Ahmet Davutoğlu'na gelene kadar bu ülkede çok kişi bundan yargılandı. Mahkûm olanlar var, tutuklananlar var. Geçen gün Bülent Somay bizde bir hâtıra yazısı yazdı. Yıllar önce Turgut Özal hakkında söylediklerinden dolayı kendisine cumhurbaşkanına hakaret TCK 299'dan dava açıldığını ve nasıl beraat ettiğini anlatıyor ve orada bir döküm vermiş. Diyor ki; Özal döneminde 207, Kenan Evren döneminde 340, Süleyman Demirel döneminde 158, Ahmet Necdet Sezer döneminde 163, Abdullah Gül döneminde 848 kişi hakkında cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma açılmış.
Erdoğan'a gelince ne oluyor? Erdoğan 2014-2021 arası 44.675. Daha sonra diyor ki, ‘‘TCK'nın 299. maddesi 300 ve 301 ile bazen iç içe geçti’’ diyor. Dolayısıyla bir ince hesapla 2022-25 arasında 23.000 olduğu tahmin ediliyormuş ve dolayısıyla 2014-2025 arasında 67.000 kişiye Erdoğan'a hakaretten dava açılmış. Şimdi bunların bir döneminde Ahmet Davutoğlu önemli yerlerdeydi. 2014'te Erdoğan cumhurbaşkanı oldu. Ahmet Davutoğlu başbakan oldu ve o andan itibaren bu davalar açılmaya başlandı ve şimdi de tombala Ahmet Davutoğlu'na çıktı. Bu bir kere bize Türkiye realitesi ile Ahmet Davutoğlu'nun tanıştığını, nihayet tanıştığını gösteriyor.
Ama sadece bu değil. Bir başka husus da şu: Erdoğan belli bir yerden sonra, kendisiyle hukuklarını vesairelerini gözetebilir ama belli bir yerden sonra bazı şeyleri unutmuyor, bunu görüyoruz. Yıllar önce yapılan o konuşmayı herhâlde ilk duyduğunda Erdoğan çok kızmıştır. Kızılmayacak gibi değil ama bir şekilde yıllar sonra o konuşmadan soruşturma açılıyor. Dolayısıyla bu soruşturma açılmasından çok da şikâyetçi gözükmüyor. Şimdi Davutoğlu'nun ifadesine baktığımda diyor ki: "Sayın Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanıdır ve aktif siyasetin içinde siyasi tartışma ve polemiklerin doğrudan tarafıdır." Doğru. "Ben bugün burada yalnızca kendimi savunmuyorum, konuşma hakkı soruşturmalarla daraltılan siyasetçiyi, gazeteciyi, akademisyeni, öğrenciyi ve her bir vatandaşımızı savunuyorum." Çok güzel. Ama işte bunu keşke bu akademisyenler, gazeteciler, siyasetçiler, öğrencilerin başına bunlar geldiğinde aynı açıklıkla görebilseydik. Mesela "Barış Akademisyenleri" diye bir olay yaşandı Türkiye'de. Korkunç bir olay yaşandı. Kendisi de akademisyen olan Ahmet Davutoğlu acaba bu konuda nasıl bir pozisyon aldı? Açıkçası benim için bir soru işareti.
Diyor ki: ‘‘Korkmadan konuşulabilen, iktidarın hesap verdiği ve yargının talimat değil hukuk dinlediği bir Türkiye idealini savunuyorum.’’ Evet, biz de savunuyoruz ama her an başımıza bir şey gelebileceği endişesiyle bunu yapıyoruz. Birçok kişi bu durumda ve alan giderek daralıyor, daralıyor, daralıyor. Ve bunda birçok kişinin payı vardı. Bunu özellikle unutmamak gerekiyor. Birilerinin sırası geç gelmiş olabilir ama bir şekilde eğer iktidarı rahatsız ediyorsa, özellikle düşünce ve ifade özgürlüğü anlamında Türkiye güvenilir bir ülke değil. Her an her söylediğiniz suç olabilir. Davranışlarınız suç olabiliyor, kılık kıyafetiniz suç olabiliyor. Bunlardan dolayı suçlanabiliyorsunuz. Cezaevlerinde şu anda çok sayıda gazeteci var, akademisyen var, siyasetçi var. Bütün bunlar Türkiye'nin acı gerçekleri. Ve Davutoğlu'nun söylediği, "Bugün hakkımda verilecek karar yalnızca şahsımla ilgili olmayacak, yarın çocuklarımızın nasıl bir Türkiye'de yaşayacağına da işaret edecektir" diyor. Ama şunu özellikle vurgulamak lazım; Davutoğlu ifadesini verdikten sonra çıktı gazetecilerin karşısına, bakın ne dedi.
Ahmet Davutoğlu: ‘‘Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk. Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir başbakan düşüncesini ifade ettiği, eleştirilerini dile getirdiği için şüpheli sıfatıyla adliyeye çağrıldı. Bunun herkes tarafından bilinmesini isterim. Ben yargıya duyduğum saygı gereği, hiç kimsenin de yargının üzerinde olmadığı inancıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ifademi verdim. Ama bu ülkeye dışişleri bakanı, başbakan olarak hizmet etmiş bir devlet adamı olarak da ilk kez böyle bir uygulamanın devletin üst katında yaşanmış olmasını da hüzünle karşılıyorum. Soruşturmanın açıldığı ilk günden itibaren ulusal ve uluslararası basından çok sayıda görüşme talebi geldi. Geçmişte birlikte çalıştığım muhataplarımdan görüşme ve ne olup bittiği ile ilgili sorular geldi. Bunların hiçbirisine cevap vermedim, hiçbir demeç vermedim çünkü kendi ülkemin, ülkemin yargısının bir olumsuz algıyla anılmasını asla istemedim. Böyle bir durumu savunmak bile bana zûl olur. Açık bir şekilde söylüyorum, bundan sonra da ulusal ve uluslararası basının görüşmelerine asla olumlu bir cevap vermeyeceğim çünkü bu benim şahsî itibarım değil, ülkemin itibarı. Siyasetten çekilme kararı almıştım, bundan sonra da aynı ilke çerçevesinde ama inandığım doğrular çerçevesinde görüşlerimi beyan etmeye devam edeceğim. 2021 tarihinde ve yaptığım o konuşma da bir provokatörün sorusu üzerine dosdoğru olmanın bir gereğiydi. O sözlerimin arkasındayım. Buradan milletime söz veriyorum, bundan sonra da Rabbim ve milletim adına dosdoğru olmaya devam edeceğim.’’
Evet, Davutoğlu diyor ki, ‘‘İlkesel bir kararla, benim değil, devletimin itibarı için sorulara cevap vermeyeceğim.’’ İşte bu çok manidar. Şimdi ‘‘devletimin itibarı’’. ‘‘İtibar, devlet’’ ve aynı zamanda ‘‘ilk kez bir başbakan böyle bir şeyden ifadeye çağrılıyor’’ diyen bir akademisyen diyelim, bir entelektüelden bahsediyoruz. Yani burada devletin itibarını hâlâ böyle her şeyin önüne koyabiliyor olması açıkçası beni şaşırtıyor. Şunu söylemiyorum, devletin itibarını yerle bir etsin falan demiyorum ama sonuç olarak burada bir duruş var. O duruşu bir şekilde sergiliyor. Sözlerinin arkasında olduğunu söylüyor. Bundan sonra da özgürce konuşacağını söylüyor. Ama burada yapılan işin esas olarak devletin itibarını sarstığını herhâlde en iyi Davutoğlu biliyor ve dolayısıyla bu konuda konuşmak devletin itibarını sarsmak değil, devletin itibarının geri kazanılmasına katkıda bulunmak olabilir. Bunu özellikle not düşmek istiyorum. Hâlâ Davutoğlu'nun ‘‘ben yabancı medyaya konuşmadım, şunu yapmadım, bunu yapmadım’’ deme ihtiyacı hissetmesi Türkiye'nin durumunun ne kadar hazin olduğunu bize gösteriyor.
Bugün yayını iki kişiye ithaf etmek istiyorum. Malum bugün Üsküdar Belediyesi için seçim yapılacak, belediye başkanvekilliği için seçim yapılacak. Öncelikle yargı kararıyla — tam da Davutoğlu'nun bahsettiği Türkiye'de yargı bağımsızlığı, yargı kararıyla — seçim, yapılan seçim yenilenme kararı alındı. Ondan sonra çok sayıda kişi Üsküdar Belediyesi'nde apar topar gözaltına alındı. Dört belediye meclis üyesi AK Parti'ye transfer oldu. Gözaltına alınanların önemli bir kısmı tutuklandı. İşte burada tutuklanan iki kişiden bahsetmek istiyorum: Amine Cansu Çelik ve Ekrem Baki.
Ekrem Baki'yi tanıyorum. Yıllardır bildiğim birisidir. Çünkü İslami hareket içerisinde var olan önemli yerlerde bulunmuş olan, medyada özellikle, ilk İslami camianın 80 sonları 90'lı yıllarda ilk medya çalışmalarında aktif bir şekilde yer almış olan birisi, aslen avukat. Ve belli bir aşamada AK Parti'den belediye meclis üyesi seçiliyor. Aynı zamanda bildiğim kadarıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde de meclis üyesi ve bir tarihte istifa etti Ekrem Baki. Ondan sonra önce bağımsız kaldı sonra CHP'ye geçti. Daha sonra CHP'deki mutlak butlandan sonra nereye geçtiği belli değildi ama YENİ Parti’ye yakın olduğunu biliyorduk. Kendisiyle birkaç kez İBB davasında karşılaştık ama onun dışında da belli bir hukukumuz vardır. Değişik bir insandır ve açıkçası onun önce istifası ardından CHP'ye geçmesi beni şaşırtmıştı. Çünkü riskli bir iş.
Bir baktım Amine Cansu Çelik de öyleymiş meğer. Ben bilmiyordum açıkçası ama sonra sosyal medyada onun 2022'de bir paylaşımını gördüm. 28 Mart 2022'deki paylaşımını gördüm ve bunu hatırladım. Evet, o zaman görmüştüm, okumuştum da; AK Parti'den istifa ettiğini açıklıyor. 19 yaşında AK Parti'ye girmiş, önemli görevler üstlenmiş. En son Üsküdar ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis üyeliğindeyken istifa ediyor ve istifa nedeni olarak ‘‘adaletten uzaklaşma, zaman içinde insanların itibarsızlaştırılması’’ vesaire bu gerekçelerle istifa ediyor. Daha sonra da 2024 seçimlerinde CHP'den seçiliyor ve Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı oluyor.
Evet. Ekrem Baki ve Amine Cansu Çelik Üsküdar operasyonunun iki, tırnak içinde söyleyelim, kurbanı oldu. Çünkü Davutoğlu'nun yaptığının bir başka türü, işte koptular, ayrıldılar ama ayrılmanın ötesinde köşeye çekilmediler. Tam da karşı safta yer aldılar. Onların en büyük kabahati herhalde Ekrem İmamoğlu'nun yanında durmalarıydı ve şimdi hem belediye seçimleri yani belediye başkanvekili seçimleri düşünülerek hem de bir anlamda değişik tarihlerde almış oldukları bu kararın cevabı olarak kendileri tutuklanmış durumdalar. Umarım en kısa zamanda özgürlüklerine kavuşurlar. Görüldüğü gibi Ahmet Davutoğlu ilk ve tek değil ve bundan sonra da bunun devamı geleceğe benziyor ve böyle örneklerden sonra da bu hareketin içerisinde yer alıp oradan kopmak bir yere kadar, ama koptuktan sonra bayrak açmak bayağı iyice zorlaşacağa benziyor.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
13.09.2026 ‘‘Kesintisiz direniş hareketi’’: YENİ Parti’nin Üsküdar mitinginden izlenimler
12.09.2026 Mansur Yavaş'ın seçimi
11.09.2026 25 yıl sonra Usame bin Ladin ve El Kaide'den geriye ne kaldı?
10.09.2026 Abdülkadir Selvi haklı mı, "İmamoğlu efsanesi çöktü" mü? |
09.09.2026 Üsküdar dersleri: Yoksa seçimleri boşuna mı yapıyoruz?
08.09.2026 Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor? (3): Ali Kenanoğlu ile söyleşi
08.09.2026 Ahmet Davutoğlu soruşturmasının ortaya çıkardığı Türkiye gerçekleri
07.09.2026 Kürt siyaseti bölünüyor mu?
06.09.2026 DEM Parti'nin veda kongresi
05.09.2026 Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor (1): Turgut Öker ile söyleşi
13.09.2026 ‘‘Kesintisiz direniş hareketi’’: YENİ Parti’nin Üsküdar mitinginden izlenimler
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı