Burak Bilgehan Özpek: “Bahçeli kurucu devlet aklının sözcüsü olma iddiasında”

06.05.2026 medyascope.tv

6 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Terörsüz Türkiye süreci tıkandı derken dün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Öcalan'ın statüsü meselesini çok net bir şekilde dile getirdi ve Öcalan'a statüyü istedi. Hatta adına ne dedi: Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü. Dolayısıyla Öcalan'a da ‘‘barış süreci ve siyasallaşma koordinatörü’’ sıfatını önerdi. Değişebileceğini söyledi ama bunu önerdi. Bunun çok anlamlı bir çıkış olduğunu düşünüyorum. Ama buradan neye varılacağını kestirmek tabii ki mümkün değil. İşte bugün uzman konuklarımızla bu olayı tartışacağız, bu olayı nasıl değerlendirdiklerini konuşacağız. Önce Profesör Burak Bilgehan Özpek'le başlayalım. Burak, merhaba.
Burak Bilgehan Özpek: Merhaba.

Ruşen Çakır: Ne diyorsun diye hemen böyle genel bir soru sorayım ama yani şunu sormak istiyorum açıkçası. Birkaç haftadır Devlet Bahçeli, hep salıları onu takip ediyoruz biliyorsun, bu konuda, terörsüz Türkiye meselesinde daha düşük perdeden hatta bir önceki hafta hiç değinmedi bile denebilir. Eski temposundan uzak bir haldeydi ve vaz mı geçiyor acaba, ne yapmak istiyor diye de soruluyordu. Dün ama konuşmasının neredeyse tamamını buna ayırdı. Çok vurgulu bir şekilde ayırdı. Çok detaylı olayın ekonomik boyutu, tarihi boyutu vesaire. Ama bence en önemli kısmı, en kritik nokta Öcalan'ın statüsü meselesi. Daha önce de dile getirmişti. Şimdi tekrar bunu dile getirip bir de isim önerisini de dile getirdi. Ne diyorsun? Devlet Bahçeli ne yapmak istiyor sence?
Burak Bilgehan Özpek: Ruşen abi, bir buçuk senedir konuşuyoruz. Devlet Bahçeli'nin ilk bu meseleye dair niyetini belli ettikten sonra bir buçuk sene zaman geçti ve bu bir buçuk sene içerisinde gerçekten hiçbir şey olmadı farkındaysanız. Yani hiçbir belediye artık yeniden DEM Partili isimler tarafından yönetilmiyor. Hâlâ kayyumlarla yönetilmeye devam ediyor. Herhangi bir resmî kanuni yasal adım atılmadı. İşte komisyon toplandı. Komisyon bir rapor çıkarttı. Komisyon raporu da çok ilginç bir şekilde sanki hiç olmamış gibi, yani komisyon raporu bir yol haritası sunmamış gibi davranılıyor. Çünkü komisyon raporunda da terör örgütünün aslında öncelikle silah bırakması, güvenlik bürokrasisinin bunu teyit etmesi ardından bazı muğlak şekilde ifade edilmiş olan yasal adımların atılması var. Şimdi benim gördüğüm kadarıyla ne devlet tarafından bu konuda bir değişim emaresi var. Yani biraz önce söylediğim gibi kayyumlar geri çekilmedi. Kürt meselesine dair herhangi bir yasal düzenleme de yapılmadı. PKK da anladığımız kadarıyla silahlarını bırakmadı. Buna dair de bir teyit yok. Yani örgütün tam anlamıyla çözüldüğünden de bahsedemeyiz. Şimdi burada bir buçuk senedir konuşuyoruz ve bir yandan da zaman geçiyor. O yüzden bence bu süreç nereye gider gibi bir sorudan ziyade işte bir buçuk seneyi bu şekilde tamamlayan bir iktidar var, bir hükümet var; daha ne kadar böyle sürdürebilir sorusunu sormamız gerekiyor. Çünkü sürecin kendisi, yani bu şekilde hiçbir adım atılmadan, hiçbir somut gelişme olmadan devam eden bu sürecin kendisi sürecin üretebileceği herhangi bir sonuçtan daha kârlı gibi gözüküyor bana iktidar açısından. O yüzden taraflar, aktörler Tayyip Erdoğan'ı bir somut adım atmaya teşvik ediyorlar. Bu konudaki ciddiyetlerini belirtiyorlar. En üst perdeden söylüyorlar bunu. Grup konuşmalarında işte DEM Parti, MHP her neyse yani bütün aktörler bir şekilde bir somut adım atılması durumunda destekleyeceklerini söylüyorlar. Fakat bir somut adım atılmıyor. O yüzden bana eğer ‘‘bu süreç nereye gider?’’ diye sorarsanız ben bu sorunun yanlış bir soru olduğunu söylerim size. Sürecin kendisinin, üretebileceği sonuçtan daha faydalı olduğu kanaatindeyim iktidar açısından.

Ruşen Çakır: Burada şöyle bir şey var. Dünkü konuşmasının bir yerinde, ben çok önemsedim bunu, Cumhur İttifakı'na yönelik de çok ciddi bir mesaj var. Diyor ki: ‘‘Cumhur İttifakı'nın, bürokrasinin tüm kanatları bu konuda aynı şekilde hareket etmelidir.’’ Bu anlama gelen bir şey söylüyor. Şimdi tam kelimeyi bulamadım. Bu bir tür içeride bir direniş olduğunu sanki işaret ediyor ve buna, ne derler, engelleyici olmamalarını. Bak okuyorum: ‘‘Kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı unsurları aynı hedefe bakmalı, aynı istikamete yürümeli, aynı tarihi sorumluluğun ağırlığını taşımalıdır.’’ Ben bunu şöyle okudum; içeride bir uyum yok. Bahçeli burada bir uyum çağrısı yapıyor. Tabii o zaman şöyle bir soru oluyor: Uyum yine olmazsa ne olacak?
Burak Bilgehan Özpek: Evet. Yani bir direniş mi var diye soruyorsunuz. Belki direnen Bahçeli'nin kendisidir. Yani baktığımız zaman biz Tayyip Erdoğan'dan hakikaten bir buçuk sene içerisinde işte kardeşlik temalı, muğlak ifadeler duyduk. Büyük Birlik Partisi, DSP gibi partiler, o küçük partiler, Cumhur İttifakı içerisinde yer alan partiler zaten bu sürece destek vermiyor. Bürokrasi içerisinde güvenlik bürokrasisi bence siyasi tartışmaların dışında kendisini konumlandırıyor. Yani şunu söylemek istiyorum: Devlet Bahçeli'nin bu söylemleri hep muhaliflerce ve birtakım Devlet Bahçeli'yi destekleyen insanlarca bir derin devlet aklının temayüzü olarak ya da tezahürü olarak anlaşılıyor; ama güvenlik bürokrasisi böyle bir olgunun varlığını bence reddediyor. Yani biz benzer olayı Suriye'de de görmüştük. Şu anda da görüyoruz bence. Bu meselenin dışında teknik bir güvenlik okuması var bence. Yani teknik okuma da Bahçeli ile aynı sayfada olmayı gerektirmiyor. Daha doğrusu Bahçeli önceliğiyle, yani Bahçeli'nin siyasi öncelikleriyle hareket etmeyi gerektirmiyor. Onların ayrı bir gündemi var bana sorarsanız.

Ruşen Çakır: Peki burada şunu sormak istiyorum. Bahçeli'nin kendisi de hareketi de partisi de yıllarca Öcalan üzerinden tarif etti her şeyi ve Öcalan'ı işte ‘‘bebek katili’’, ‘‘bölücübaşı’’ vesaire, ‘‘idam edilmesi gereken kişi’’ olarak söyledi ve Bahçeli bir süredir ‘‘kurucu önder’’ diyor. Bu zaten yeterince bayağı bir tepki de çekti, ilgi de çekti diyelim. Şimdi ‘‘barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü’’ önermesi ve diyor ki; ‘‘Temennimiz PKK'nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır.’’ Bir görev tanımı var burada ve bu görevi de aslında devlet içerisinde bir görev olarak tanımlıyor sanki. Bu, Türkiye Cumhuriyet tarihi için çok önemli bir şey değil mi? Yani gerçekleşir, gerçekleşmez başka. Ama Devlet Bahçeli gibi birisinin Öcalan'a böyle devlet içerisinde bir misyon yüklemesi...
Burak Bilgehan Özpek: Şimdi Devlet Bahçeli bunları niçin bu kadar rahat yapabiliyor? Çünkü Devlet Bahçeli, biraz önce söylediğim gibi, bir kurucu devlet aklının siyaseti şekillendirmek için ortaya sürdüğü bir aktör olarak algılanıyor ve Bahçeli böyle algılanmaktan da çok memnun. Milliyetçi taban evet, Öcalan karşıtı, PKK karşıtı. Burada hiç soru işareti yok ama aynı zamanda milliyetçi taban kadir-i mutlak devlet anlatısına da çok teşne bir taban. Dolayısıyla aslında Devlet Bahçeli'nin teröre karşı çıkarken de bugün Öcalan'ı siyasete davet ederken de devletin devamlılığı için bir şekilde bir şeyler söylediğini düşünüyor. Devlet Bahçeli de böyle düşünmelerini istiyor. Bahçeli'nin planını bozan şey ne? İşte o biraz önce bahsettiğin uyumun olmaması. Şimdi çok açıkta bir pozisyonda aslında Devlet Bey. Yani bugün Tayyip Erdoğan eğer Bahçeli'nin söylediklerinin hilafına bir şey söylerse... Söylemiyor ama bence yaptıklarıyla, eylemleriyle Bahçeli ile aynı sayfada olduğunu da belli etmeye çalışıyor tabanına. Yani baktığınız zaman kamuoyu araştırmalarında da MHP'de mesela bir oy düşüşü var ama Adalet ve Kalkınma Partisi'nde yok. O yüzden Devlet Bahçeli şu anda hakikaten çok büyük bir risk almış durumda. Çünkü Tayyip Erdoğan yarın televizyonlara çıkıp, "Ne Öcalan'ı kardeşim? Biz terör örgütü liderine niye statü verelim? Bu devletin niye bir parçası yapalım? Bir mahkûm nasıl bir devlet görevine getirilebilir?" dediği anda aslında Bahçeli o mistik, devleti temsil eden, devlet aklını temsil eden işte ‘‘ak sakallı’’ olarak, tırnak içerisinde söylüyorum, sıradan MHP seçmeni açısından son derece zor bir durumda kalacak. Dolayısıyla hani şu anda bu sürecin bütün yükünü Bahçeli üstlenmiş gözüküyor. Bahçeli bunu elbette ki, sizinle çok program yaptık Ruşen abi, yani bunu defalarca söyledim, Bahçeli bunu demokratik bir idealizm taşıdığı için, barış konusunda bir duyarlılığı olduğu için yapmıyor. Bahçeli de bunu aslında nasıl geçmişte HDP ve PKK üzerinden bir söylem geliştirerek kendisini Cumhur İttifakı'na eklemlediyse ve nasıl geçmişte yani 2015 sonrası süreçte yeni kurulan düzenin bir Milli Güvenlik Kurulu gibi, bir vasisi gibi kendisini konumlandırdıysa önümüzdeki dönemde de yeni bir siyasi rejimin kurulabileceğini, o rejimin içerisinde de MHP'nin olması için yeniden kingmaker, yani kurucu bir aktör olarak yer alması gerektiğini düşündüğü için yapıyor. Bu da beraberinde AKP ile MHP'nin ayrı partiler olduğunu bize hatırlatıyor ve bu iki partinin ayrı partiler olması hasebiyle arzu ettikleri gibi ilişkilenmekte zorlandıklarını söylüyor. Burada bu iki partinin mükemmel bir uyum içerisinde olduğunu veyahut iki partinin kılıçları bilemiş bir şekilde birbirine karşı olduklarını söylemek istemiyorum. Fakat burada iki tane siyasi parti var ve bu iki siyasi parti hazır sınırları belirli kamu kaynaklarını kontrol etmek için birbirleriyle rekabet halindeler aslında. Dolayısıyla burada doğru ilişkilenmeleri gerekiyor. Devlet Bahçeli dün çözüm sürecinden bahsetti ve Cumhuriyet Halk Partisi'ndeki mutlak butlan meselesinden bahsetti mesela. Ve hatırlayın 2017 senesinde parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçerken Bahçeli ne diyordu? İşte ‘‘HDP'nin kilit aktör olmasına izin vermemeliyiz ve artık yeniden 2015 senesinde yaşadığımız bunalımları yaşamamalıyız’’ gibi bir şeyler söylüyordu. Aynı Bahçeli şimdi DEM Parti'yi meşrulaştırdı. Cumhuriyet Halk Partisi'ni olabildiğince güçlü, mutlak butlan stresinden kurtulmuş ve istikrarlı bir şekilde görmek istiyor. Kendisini de bütün bu aktörlerin yani DEM'in, CHP'nin sigortası olarak lanse etmek istiyor. Bunu niçin yapıyor? Çünkü burada bir demokratik en azından iyi kötü parlamenter bir sistem devam ederse MHP yeniden bir anlam kazanabilir. Bir anlamı olabilir. AKP ile kurduğu ilişkide istediği simetriyi yakalayabilir. Bu da bir korkudan kaynaklanıyor muhtemelen. Yani bunu işte İmamoğlu davasında da konuşmuştuk. İşte bu çözüm süreci başladığı zaman da onu size söylemiştim. Yani Bahçeli'nin yeni dönemde AKP tarafından istenmeme, AKP tarafından dışarıda bırakılma ya da arzu ettiği gibi ilişkilenmeme gibi bir korkusu olabilir. O yüzden bu aktörlerin hepsini ayakta tutup canlı tutup kendisini de onların temsilcisi ya da sigortası olarak lanse ederek AKP'nin karşısında bir blokun temsilcisi olarak, lideri olarak ya da sözcüsü olarak yer alıp daha farklı bir ilişkilenme içerisine girmek istiyor.

Ruşen Çakır: Peki şunu sorabilir miyim? Perşembe günü biliyorsun Külliye'de Erdoğan'la buluştu Bahçeli ve salı günü ilk kamu karşısına çıktığı yerde bu konuşmayı yaptı. Tabii iki şık var. Bir, Erdoğan'la perşembe günü mutabık kaldılar ve o mutabakatın sonucunda bu konuşmayı yaptı ya da aralarında hâlâ özellikle süreçle ilgili birtakım farklılıklar var. Ve burada, demin mesela yaptığım alıntıda söylediğim Cumhur İttifakı vesaire şeylerini bir tür ona ve onlara mesaj olarak söylüyor. Sana hangisi daha gerçekçi geliyor?
Burak Bilgehan Özpek: Evet, çok doğru düşünüyorsunuz. İki ihtimal var. Yani ya mükemmel bir uyum var bu iki lider arasında ve bir rol paylaşımı var, Bahçeli çıkıp işte bu sürecin kimsenin cüret ve cesaret edemeyeceği sözlerini, sürece dair sözleri sarf ediyor ya da Bahçeli hakikaten bu ilişkiden çok memnun değil. Yani Ruşen abi bürokraside, Cumhur İttifakı içerisinde her neyse yani o iktidar bloku içerisinde bir uyum çağrısı yapma işi bence Bahçeli'nin işi değil. Yani fiili olarak da onu gerçekleştirecek olan kişi Devlet Bahçeli değil. Tayyip Erdoğan zaten bütün o Cumhur İttifakı liderlerini saraya davet ederek ve bürokrasiyi de işte gerekli düzenlemeleri yaparak çok hızlı bir şekilde seferber etme gücüne sahip. Yani daha da ötesine gideyim, medyayı seferber etme gücüne sahip, toplumu seferber etme gücüne sahip. Bunu hepimiz biliyoruz. Yani Tayyip Erdoğan'ın canı gönülden desteklediği bir sürecin toplumda nasıl heyecanla, bakın tekrar söylüyorum, heyecanla karşılanacağını hepimiz tahmin edebiliyoruz ama bunu yapmıyor. Yani medyayı seferber etmiyor. İşte Turkuvaz Medya’ya bakın. Çözüm süreci sanki hiç olmamış gibi davranmadılar mı en başından bu yana? Yani sanki hiç böyle bir şey konuşulmuyor gibi. Hiç bu konuyu gündemlerine almadılar. 2013'te başlayan bir sürece bakın, o zamanki medya desteğine bakın; bir de bu son bir buçuk sene içerisindeki medya desteğine bakın, büyük bir fark göreceksiniz. Yine bürokrasi içerisinde yani Tayyip Erdoğan'ın hâkim olamadığı, söz geçiremediği, bir şekilde kendisine ram edemediği bir bürokratik aygıt var mı Türkiye'de Allah aşkına? O yüzden Bahçeli'nin çağrısı DSP'ye olamaz, Büyük Birlik Partisi'ne olamaz ya da devlet içerisinde herhangi bir bürokratik kuruma olamaz. Yani Bahçeli bu çağrıyı Tayyip Erdoğan'a yapıyor. Dolayısıyla bana ikinci ihtimal, yani aradaki sorunları çok çözememiş olmaları ihtimali biraz daha kuvvetli geliyor ama tabii bilmiyorum ne konuştuklarını.

Ruşen Çakır: Peki o zaman son sorumu sorayım. Tam da bu söylediğin, ikinci ihtimal daha yakın geliyor dedin. Öcalan'ın statüsü meselesini yakın bir zamanda, çünkü en acil mesele olarak Öcalan bunu koyuyor, Kandil de bunu koyuyor, DEM Parti de bunu koyuyor, yani Kürt hareketinin tüm ayakları bunu söylüyor: "Öncelikle bunun hallolması gerekir. Olacaksa bir an önce olması lazım." diyorlar. Ama anladığım kadarıyla sen yine bunun öyle hızlı bir şekilde olacağını, bir statü, Öcalan'a devlet tarafından resmî bir statü tanınmasının çok hızlı olacağını sanmıyorsun galiba. Yanılıyor muyum?
Burak Bilgehan Özpek: Hayır. Benim varsayımımla alakalı bir durum değil bu. Ortaya bir komisyon raporu çıktı. Şimdi ya DEM Parti ve MHP neyin altına imza attıklarını bilmiyorlar ya da ‘‘bu süreci başlatalım ve bu süreç içerisinde herkesi zaman içerisinde bunun içerisine katarız ve aktörler artık ayrışamaz’’ gibi bir strateji izlediler. Şimdi hepimiz okuduk bu komisyon raporunu. Öyle değil mi? İlk adım örgütün tamamen silah bırakması ve Türk güvenlik bürokrasisinin bunu teyit ederek cumhurbaşkanına bildirmesi idi. Bu ön koşul. Komisyon raporunun ön koşulu bu. Şimdi bu ön koşulun gerçekleşmediğini hem Kandil teyit ediyor, ‘‘silahları bırakmadık’’ diyor, hem de medyaya sızdığı kadarıyla Türk güvenlik bürokrasisi teyit ediyor. Yani PKK silah bırakmadı. Yani baktığınız zaman Öcalan'ın telkinleriyle zaten Suriye'de silah bırakan bir PYD görmedik biz. Yani PYD'nin Suriye'deki sisteme entegre olması Öcalan'ın çağrısı sayesinde olmadı, Şam'ın askeri müdahalesi sayesinde oldu. Şimdi de İran, İsrail, Amerika savaşı açıkçası Kürtler için bazı siyasi fırsatlar yaratıyor olabilir. Dolayısıyla Trump'ın da söylediği gibi, yani işte ‘‘İran'daki muhaliflere gönderilen silahların büyük kısmı Kürt gruplar tarafından alıkonuldu’’ diyor. Şimdi bu siyasi fırsatları bu tip gruplar çok çabuk heba etmek istemezler ve oluşan istikrarsızlığın onları nereye sürükleyeceğini de tahmin edemedikleri için silahlarını bırakmazlar. Bugün Gülsen Solaker'in haberinde okudum ben. İşte ‘‘bebek adımlar atılması lazım’’ falan diyormuş MHP'liler ya da ‘‘her şeyin bir gecede gerçekleşmesi çok zor ama biz yine de süreci canlı tutmalıyız’’ falan diyormuş. Ya böyle olmaz ki. Siz komisyon raporunu çıkarttınız ve ön şart olarak bunu hepiniz kabul ettiniz. Şimdi PKK silah bırakmadıktan sonra ben o komisyondaki yol haritasının dışına ne Adalet ve Kalkınma Partisi'nin ne Erdoğan'ın ne de güvenlik bürokrasisinin çıkacağını zannetmiyorum.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Burak yayınımıza katıldığın için.
Burak Bilgehan Özpek: Rica ederim.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
09.05.2026 Burcu Köksal'ın AKP'ye katılacak olmasının düşündürdükleri
06.05.2026 Vahap Coşkun: “Öcalan’ın statüsü konusunda Erdoğan ile Bahçeli arasında asgari mutabakat olmalı”
06.05.2026 Burak Bilgehan Özpek: “Bahçeli kurucu devlet aklının sözcüsü olma iddiasında”
03.05.2026 Soylu mu siyaseti bırakıyor, siyaset mi Soylu’yu?
26.04.2026 Demirtaş Öcalan’ın rakibi mi?
26.04.2026 Muhtemel CHP iktidarı kimleri korkutuyor?
25.04.2026 Gülistan Doku cinayetinin aydınlatılmasını kimler nasıl engelledi?
24.04.2026 Çözüm sürecini Erdoğan mı tıkıyor?
24.04.2026 Haftaya Bakış (313): Erdoğan sürece mührünü vuracak mı? | CHP'nin yeni yol haritası
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı