Cemil Tugay milleti mi seçecek devleti mi?

07.10.2026 medyascope.tv

7 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Cemil Tugay'ın Adalet ve Kalkınma Partisi'ne katılacağı ileri sürülüyor. Bugün AKP'nin grup toplantısı genel merkezde yapılacak. Cemil Tugay'ın saat 11.30'da genel merkezde olacağını İsmail Saymaz yazdı. Büyük bir ihtimalle böyle olacak ve Erdoğan kendisine rozeti takacak deniyor. Zaten tam da Eylül sonunda, Eylül’ün son gününde Külliye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan'la bir araya gelmişti Cemil Tugay. Tabii ki Mansur Yavaş'ın daha önce yaptığı gibi o da İzmir'in sorunlarını konuşmak için orada olduğunu söylemişti. Ama kendisi hakkında uzun zamandır AKP'ye geçme ihtimali dile getiriliyor. Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa edip bağımsız kalması da bunun bir ön hazırlığı olarak yorumlandı ama o hiçbir zaman ‘‘geçeceğim, geçmeyi düşünüyorum’’ demedi. Hatta bir zamanlar geçmesinin kesinlikle mümkün olmadığını da söylemişti.
Cemil Tugay'la ben tam seçim öncesi İzmir'de tanıştım. Orada Medyascope adına AKP'nin, CHP'nin ve DEM Parti'nin adaylarıyla röportajlar yapmıştık. Orada kendisiyle bir röportaj yaptık, yayınladık. Uzun bir röportajdı. Kendisi hakkında röportajı yapmadan önce ve de yaptıktan sonra İzmir'de tanıdığım, güvendiğim kişilerle de sohbet ettim ve çok da iyi bir tablo çizmemişlerdi bana. Karşıyaka Belediye Başkanlığı döneminde – ki bir önceki görevi oydu – Karşıyakalıları pek memnun etmediğini, çok popüler olmadığını söylemişlerdi. ‘‘Neden aday gösterildi CHP tarafından?’’ denince de hemen hemen herkes aynı şeyi söyledi: ‘‘CHP kurultayında ilçe belediye başkanlarından Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu ikilisine destek veren tek kişi olduğu için’’ dediler. Diğerlerinin hepsi ya da büyük bir çoğunluğu Kılıçdaroğlu'na destek vermişler.
Bir diğer husus da şu; CHP Genel Merkezi bir araştırma yapıyor, nasıl yaptıklarını bilmiyorum, ama orada üç isim söz konusu. Şu anda cezaevinde olan İstanbul Planlama Ajansı'nın başındaki Buğra Gökce, sonra Tunç Soyer — belediye başkanı Cemil Tugay'dan önceki — ve Cemil Tugay. Araştırmaya göre önce Buğra Gökce, sonra Tunç Soyer, sonra da Cemil Tugay çıkmış araştırmada. Buğra Gökce bir teknokrat, öyle söyleyelim, bir akademisyen ve Ekrem İmamoğlu'na yakın bir isim. Herhalde İmamoğlu'na yakın olduğu için Özgür Özel çok tercih etmedi, öyle gözüküyor. Tunç Soyer belediye başkanlığı tartışmalı, çok eleştiren de var ama siyasi duruşu belli birisi ve ardından en zayıf gibi gözüken Cemil Tugay aradan sıyrıldı. Kim tarafından seçildi? Özgür Özel onu tercih etti ve getirdi. Kendisiyle yaptığım röportajda, sonra arkadaşlara da söyledim, tanıdıklara da, hemen hemen her konuda söyleyeceği sözler var ama bunları çok, nasıl söyleyeyim, yaratıcı bir şekilde, heyecan uyandırıcı bir şekilde söylemediğini aktarmıştım. O fikrim hiç değişmedi. Değişik vesilelerle kendisinin yaptığı konuşmaları, verdiği röportajları gördüğümüz zaman siyasi yönünün çok güçlü olmadığını görüyordum.
Şimdi AKP meselesine gelelim. Niye AKP'ye geçti? Bakın, 19 Mart'tan sonra yani 2025'te, 19 Mart 2025'ten sonra, temmuz ya da ağustos ayıydı, Tunç Soyer'i cezaevinde ziyarete gittim Adalet Bakanlığı'ndan aldığım izinle. Tunç Soyer benim çok yakından tanıdığım bir arkadaşımdır. Daha doğrusu esas olarak okul arkadaşım Onur'un abisi ve yıllarca Tunç'u da ve bütün aileyi, eşini de, babası rahmetli Nurettin Amca'yı da, annesi Güneş Teyze'yi de hepsini yakından tanırım. Çok yakından tanırım. Tunç'la siyasi olarak birçok konuda çok tartışmışlığımız vardır ama dostum. Gittim cezaevine. Tunç şuna kesin emin; içeri girmesinin, ilk davanın sorumlusunun Cemil Tugay olduğunu düşünüyor ve bu konuda çok güçlü birtakım argümanları var. Olabilir, haklı olma ihtimali de bayağı yüksek ama ayrı bir tartışma konusu. Cemil Tugay muhabbeti geçtiğinde bana demişti ki, hiç unutmayacağım, "Ruşen, o AKP'ye geçecek." demişti. Bakın, 2025 temmuz ya da ağustos. Ben de yani ‘‘olmaz’’ demedim tabii ama bir yandan da dedim ki, ya Tunç şey yapıyor hani, adama kızgın. Herhalde biraz da onun payı vardır diye düşündüm. Sonra bir yakından tanıdığım ve CHP'yi, o zamanki CHP'yi çok iyi bilen, aslında içinde olan çok güvendiğim birisine aktardım bunu. Dedim ki, ‘‘Ya Tunç Soyer böyle böyle dedi ama sanki abartıyor’’ dedim. Bana ne dedi? Aynen şöyle, "O çoktan geçti." dedi. "Nasıl ya?" dedim. Dedi ki, öyle biraz şey laflar eder, çok sevdiğim bir dostum, "Bazı geçişler resmen olmaz." dedi. "O çoktan AKP'li zaten." dedi. "Artık AKP'li muamelesi görmesi lazım." dedi. Geçen kendisini buldum. Dedim ki, ‘‘Sen böyle demiştin, adam geçiyor galiba.’’ Bana dedi ki, ‘‘İşte şimdi resmiyeti olacak.’’
Bu neden böyle? Birçok nedenle böyle ama en önemli nedeni herhalde Cemil Tugay başına bir şey gelsin istemiyor. Yani hizmetleri yapmak, şu bu, işte devletle iyi ilişki içerisinde İzmir'e hizmet getirmek falan, tamam bunlar çok retorik lâflar. Eğer bu kadar hakikaten Erdoğan iktidarının İzmir'i kalkındıracağını düşünüyorduysanız AKP'den aday olurdunuz. Mesela Hamza Dağ karşısına çıktı. Bayağı da iyi oy almıştı Hamza Dağ, 1 milyona yakın oy almıştı. Bir önceki seçimde Nihat Zeybekci'nin aldığından biraz daha az ama hiç de fena değildi. Siz şimdi Cumhuriyet Halk Partisi'nden giriyorsunuz ama ondan sonra hizmetler daha iyi olsun diye ya da şu bu, bir de tabii ki CHP'de mutlak butlanla beraber yaşananlarla bir şekilde önünüze bir kapı açıldığını görüyorsunuz ve o kapıdan giriyorsunuz. Neyi tercih ediyorsunuz? Başlığa koydum: Devleti tercih ediyorsunuz. Ama sizi kim tercih etmişti? Millet tercih etmişti. İzmirliler 1.292.118 kişi. Oy oranı %48.97. Bir önceki seçimde Tunç Soyer kendisinden yaklaşık 300.000 fazla oy almış. Oy oranı da %48 Cemil Tugay'ın. Tunç Soyer'in oy oranı %58. Bir kere çok büyük bir oy kaybı var 5 yıl içinde. Bunun bir nedeni belki Tunç Soyer'in belediyeciliğinden hoşlanmayanlar olabilir ama bir bölümü de herhalde Cemil Tugay'ın kendisi olsa gerek diye söylüyorum. Ama sonuçta 1.292.000 kişi Cumhuriyet Halk Partisi adayı olduğu için ona oy verdi ve şimdi o diyor ki — muhtemelen öyle diyecek — ‘‘kusura bakmayın ama ben sizler için, İzmirliler için iktidarın partisinde olmanın daha doğru olduğuna karar verdim.’’ Böyle mi diyecek?
Şimdi daha önce CHP'den geçen belediye başkanlarının açıklamalarını görüyoruz sosyal medyada. Mesela en son Tuzla'daki de yaptı, Çiğli'deki de yaptı İzmir'de. Ama ne oluyor? Sosyal medyada bunları koyuyorlar ama yoruma kapalı yapıyorlar. Çünkü oy veren insanların bunu kabullenemeyeceğini, sindiremeyeceğini biliyorlar. Nitekim birkaç gündür İzmir'de protesto gösterileri var bu ihtimale karşı ve polis çok sert bir şekilde bunları bastırıyor. Şimdi Cemil Tugay o çok sevdiği İzmir'e çok daha iyi hizmetler götürmek için iktidar partisine geçecek ama o çok sevdiği İzmir'in vatandaşlarının arasına karışamayacak. Onların elini sıkmakta zorlanacak. Etrafı koruma ordularıyla çevrilecek. Böyle bir şeyi tercih etti. Bu tercih esas olarak kendi bekasını tercih etmektir. İzmir'in bekası, İzmir'in iyiliği için olduğu yolundaki şeylerin bana hiçbir inandırıcılığı yokmuş gibi geliyor. Yok. Diğerleri de öyleydi. Bir de tabii tekrar söylüyorum, o kadar şeyse girseydiniz AKP'de siyaset yapsaydınız. Bundan sonra ne olacak? Bundan sonra tabii ki Cemil Tugay'ın bir siyasi geleceği falan olmayacak. AKP onu diyelim ki bir sonraki yerel seçimde İzmir adayı yaptığı zaman eminim Hamza Dağ'dan da çok çok az oy alacak. Bakın, 2004'ten beri Cumhuriyet Halk Partisi bir kere Ahmet Piriştina, iki kere Aziz Kocaoğlu, bir kere Tunç Soyer, bir kere Cemil Tugay kazanmış. Hepsinde en az 10 puan fark atmışlar. 2009'da hele Aziz Kocaoğlu, Taha Aksoy'a karşı %56'ya %30'luk bir farkla kazanmış. Burada İzmir'in tercihi belli. İzmir'in tercihi siyaseten belli. Yaşam tarzı olarak belli. Cemil Tugay'ın da yaşam tarzı vesaire belli ama bir yerden sonra ateş bacayı sarıyor herhalde ve bir bakıyorsunuz, bakalım nasıl bir konuşma hazırlayacak. Eğer o rozet takılırsa ona bir konuşma hakkı herhalde orada vereceklerdir. Bakalım ne diyecek. Sonunda kavuşmuş olacak devletine ama devletle kavuşurken milletle yollarını ayırmış olacak. Şimdi Özgür Özel'in dün grup toplantısında ne dediğine bir bakalım.
Özgür Özel: Bu baskılara boyun eğmeyip, içeride aslanlar gibi yatıp arkadaşlarını, partisini satmayanlar ölene kadar kardeşimizdir. Satıp gidenler haindir, hainoğlu haindir.
Evet, çok sert sözler ama bu sözler Özgür Özel'in Cemil Tugay olayındaki belirleyici rolünü unutturmuyor. Onu da vurgulayalım. Cemil Tugay bir Buğra Gökce ve Tunç Soyer'in arkasından gelip, gerisinden gelip aday gösterildiyse burada doğrudan Özgür Özel'in payı var ve Özgür Özel'in onu ne yapıp edip o partide tutabilmesi gerekiyordu. Önce bağımsız olmasına bir şey yapamadı. Şimdi de gidecek olmasına bir şey yapamıyor. Hainoğlu hain, şu bu bunların hepsi bir yerden sonra çok da fazla anlamı yok. İzmirli 1.292.000 kişinin verdiği oylar çöpe gitmiş oluyor. Bunda tabii ki esas sorumlu Cemil Tugay. Tabii ki böyle bir transferi, devşirmeyi yapan siyasi iktidarın da bunda payı var ama onu İzmir gibi bir yerde o kadar seçenek içinde, o kadar uyarıya, itiraza rağmen aday gösterenlerin de bunda hayli payı var.
Aslında bu, şu ana kadar yaşadığımız birçok şeyin en çarpıcı örneklerinden birisi olarak karşımızda duruyor. O kadar büyükşehir belediyesi kazanmış olan CHP'de — ayrışma oldu — ayrışmadan sonra o 2024 zaferinin mimarı olan kimdi? Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ikilisiydi. Onların partisinde, YENİ Parti’de kaç tane büyükşehir belediye başkanı kaldı? Mesela Eskişehir, Manisa, İstanbul tabii. İstanbul'daki bir tür şey ama ne olacağı belli değil. Orada da birtakım iddialar var. Denizli galiba. Başka neresi kaldı açıkçası çok fazla bilmiyorum. İzmir gitti. Öyle gözüküyor. Yani zaten bağımsız. Ankara bağımsız. Adana, Mersin Cumhuriyet Halk Partisi'ydi. Antalya'nın ne olduğunu artık kimse merak bile etmiyor. Aydın AKP'ye geçti filan. Neyse... Bu siyaset hakikaten kötü bir şey. Ben de siyasetle ilgili bir gazeteci olarak bu kötülüğün içinde olmaktan ayrıca çok ciddi bir şekilde rahatsızlık duyuyorum ama artık 41 yıl sonra çok geç.
Evet, biraz güzel şeylerden bahsedelim diyeceğim ama yine bir ölüm. İthafımız yine bir ölüm, yeni ölüm ama hani bir önceki yayında Fidel'den bahsettim, Fidel Berber. Aynı gün hayatlarını kaybettiler. Fidel genç bir ölümdü. Göksel Arsoy 90 yaşında hayatını kaybetti. Çocukları demiş ki, ‘‘Hastalığı yoktu, yaşlılıktan öldü’’ demişler. 90 yaşına kadar dimdik ayakta kalmış birisi. Lakabı ‘‘Altın Çocuk’’. Bizim çocukluğumuzun büyük jönü, romantik filmlerin jönü. Özellikle Belgin Doruk'la çok filmde oynamıştı. Sonra Filiz Akın, Türkan Şoray, birçoklarıyla da oynadı ama en çok ilk yıllarda özellikle Belgin Doruk'la. İlk filmini 21 yaşında çevirmiş ve bir iki yıl sonra birden çok popüler, en çok aranan isimlerden birisi oldu Göksel Arsoy. Çok yakışıklı. Kayseri doğumlu olduğunu duyunca önce bir şaşırdım. Aslen Giritli bir ailenin çocuğuymuş. Ona ‘‘Altın Çocuk’’ adını büyük yönetmen Halit Refiğ takmış. Zaten 2017'de de kendi biyografisini, otobiyografisini yazdığında da kitabın adı ‘‘Altın Çocuk’’tu. Göksel Arsoy Türkiye'nin bir dönemlerin o hafif melodram, hafif komedi karışık olan, genellikle mutlu sonla biten, genellikle değil, hep mutlu sonla biten filmlerinin önde gelen jönlerinden ama herhalde Türk sinema tarihinin en yakışıklı, hani erkek güzeli denebilecek isimlerinden birisiydi ve bütün bu süre içerisinde ben açıkçası kendisi hakkında hiçbir kötü bir şey duyduğumu hatırlamıyorum. İşini yaptı, hayatını yaşadı, Türkiye'de çok şey bıraktı ve sonunda aramızdan ayrıldı. Kendisine rahmet diliyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
11.10.2026 Gazetecileri sahipsiz olan bir ülkeyiz
10.10.2026 CHP'den seçilen bir belediye başkanı niçin AKP'ye geçer?
09.10.2026 YENİ Parti'nin fon kriziyle kötü sınavı
08.10.2026 Muş'ta barış, kardeşlik ve süreç muhabbeti: Ya felah ya helak!
07.10.2026 Cemil Tugay milleti mi seçecek devleti mi?
06.10.2026 Cemil Tugay olayına İzmirliler nasıl bakıyor? | Dr. Serkan Turgut ile söyleşi
06.10.2026 Öcalan'a kim(ler) nasıl konuşmalı ve neleri sormalı?
05.10.2026 AKP milletvekili Serkan Bayram’ın 72 saat sürmeyen sert iktidar eleştirisi
04.10.2026 Fon krizinden hareketle din ile ahlak ilişkisini yeniden düşünmek
03.10.2026 Tek adam rejimi bağlamında fon krizini anlamak
11.10.2026 Gazetecileri sahipsiz olan bir ülkeyiz
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı