“İç cepheyi tahrip süreci”

28.01.2026 medyascope.tv

28 Ocak 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Evet, bir gün ara verdim. Kaldığım yerden tekrar Kürt sorunu üzerine, süreç üzerine, hâlâ varsa, konuşmaya devam edeceğim. Ve öncelikle bu yayının başlığını bana hediye eden diyeyim, Profesör Mehmet Gürses'e buradan teşekkür etmek istiyorum. Kendisiyle Halep'in ardından bir yayın yapmıştık. Çok da ilgi gördü. O demişti ki, ‘‘Halep'in iki mahallesini kazanıp Kürtleri kaybetmek ihtimali var’’ demişti. Olay Halep'in iki mahallesinin ötesine de taştı. Kürtler Fırat'ın doğusuna, ilk başladıkları yere hapsedildiler diyelim. Ve bunun sonucunda da Türkiye'de bambaşka şeyler yaşanır oldu. Başlık ne: ‘‘İç cepheyi tahrip.’’ Neden? İlk başta biz çözüm sürecinde sürekli olarak gerek Erdoğan'dan gerekse Devlet Bahçeli'den ‘‘iç cepheyi tahkim’’ diye bir tanım duyduk. Yani bu zor bölgede, sürekli değişen, altüst olan bölgede Türkiye'nin iç cepheyi tahkim etmesi gerekiyor. Nedir bu? Kardeşlik, eşit yurttaşlık, Kürt-Türk kardeşliği. Erdoğan buna Arap da ekledi nedense. Halbuki Türkiye'de Arap, Kürt ve Türk dışında da çok etnik grup var. Her neyse. Bu kardeşliğin tesisi iç cepheyi tahkim etmek yani güçlendirmek.
Ama bir baktık Suriye'de yaşananlarla birlikte tahkim ne kelime, tahribata doğru gidiyor. Birisi burada, daha doğrusu birileri bunu engellemezse Suriye'de yaşananlar Türkiye'nin çözüm sürecinde başladığından daha geri bir noktaya gitmesine maalesef neden olabilir. Neyi kastediyorum? Başından itibaren tarafların birbirine güvenmediği bir süreçti bu. Kürtlerin devlete yönelik güvensizliği, Kürt olmayanların örgüte, Öcalan'a yönelik güvensizliği ve ortada da bir Suriye vardı. Suriye her iki tarafın da önem verdiği bir yerdi. Normal şartlarda burada devlet aklı, hep diyoruz ya süreçte devlet aklı, Suriye meselesini bütün tarafları tatmin edebilecek şekilde çözmeye gidebilirdi. Hayır, bunun yerine Kürtlerin hiçbir şekilde razı olmayacağı ve Kürt olmayan kesimlerin de büyük mutluluk duyacağı bir çözüm oldu Suriye'de ve bunu da zaten gördük. Büyük bir zafer duygusu, büyük bir savaş kazanmış gibi insanlar mutlu oldular, kendilerinden geçtiler. Çünkü Suriye hakkında çok şey söyleniyordu. Çok ciddi bir sorun olduğu söyleniyordu. Ama sonra, Halep'teki çatışmalar sayılmazsa çok da zorlanmadan SDG ya da Kürtler Ankara'nın ve Şam'ın istediği bir noktaya getirildi. Henüz süreç bitmiş değil ama artık buradan çok fazla silkinmeleri, tekrar güç toplayabilmeleri mümkün gözükmüyor. Zira en büyük destekçileri olan ABD'yi kaybettiler. Amerika Birleşik Devletleri tercihini açık bir şekilde Mazlum Abdi yerine Ahmed eş-Şara'dan yana yaptı. Bunda Türkiye'nin de rolü çok ciddi bir şekilde oldu.
Şimdi normalde ‘‘Suriye gibi bir ülkede bunlar oluyor, bize ne?’’ diyebilirsiniz ama iş hiç de böyle olmadı. Başından itibaren Halep'le birlikte çok ciddi bir mobilizasyona tanık olduk. Nerede oldu bu mobilizasyon? Kürtlerde pek olmadı. Kürtler kaygıyla ve merakla beklediler. Açıkçası Amerika çok da izin vermez diye düşünmüş olabilirler ama sonra iznin oradan alınmış olduğu ortaya çıkınca büyük bir hayal kırıklığı ve kırılma yaşadılar. Ama başından itibaren özellikle iktidarın AKP kanadına yakın medyası, şusu busu, ama aynı zamanda muhalif olduğu düşünülen birtakım yayın organları da siyasetçiler de Kürtlerin önce Halep'te sonra da Fırat'ın batısında iyice etkisizleştirilmesi için bayağı çaba sarf ettiler, kendilerince seferber oldular. Fetvalar verdiler. Dini birtakım telkinlerde bulunmaya çalıştılar ve sonra da mutlu oldular. İstedikleri oldu. Ve mutlu olduktan sonra da o mutluluğu hepsi değilse de kimileri bir kibre dönüştürdüler. Bir üstünlük. Nedir bu üstünlük? Çoğunluk olmanın, güç sahibi olmanın verdiği üstünlük.
Bakın, bir saç örme meselesi çıktı. Öldürülen bir kadının, silahlı bir kadının, ‘‘savaşçı’’ diyorlar ya da YPG üyesinin saçını kesme görüntülerine protesto için yapılan bir olay. Ve Kocaeli'de bir tane hemşire  buna dahil oldu ve akıl alır gibi değil; birtakım kerli ferli İslamcı bilinen isimler bunu bir güvenlik sorunu, ulusal güvenlik sorunu olarak ilan ettiler mesela. Kocaeli'ndeki hemşirenin saçını örmesi Türkiye'nin millî güvenlik sorunuymuş. Bir başkası, "Ne güzel, böylece gizli PKK'lılar kendilerini gösteriyorlar. Hepsini tasfiye edebiliriz." diye bayram ettiler. Ve diğer tarafta mesela bir başka örnek Sivas'taki Amedspor maçı. Sivasspor - Amedspor maçında orada ne alakası varsa, yani tabii ki var ama, büyük bir keyifle Amedspor oyuncularını şişe yağmuruna tutmalar ve birilerinin bunu büyük bir maharetmiş gibi selamlaması vesaire. Bütün bunlar...
Bir yerlerde birilerinin bunları durdurması gerekiyor. Çok ciddi kırılmalar yaşanıyor. Geçen Tuncer Bakırhan Medyascope'ta bu kırılmayla ilgili uyarıcı bir yazı yazdı. Serbestiyet'te Vahap Coşkun'un dün çok iyi bir yazısını okudum, yine kırılma üzerine. Bu kırmalar, kırılmalar iyiye işaret değil. Bu olaylarda serinkanlı bir şekilde herkesin razı olacağı birtakım çözümleri aramak varken gücün ve güçlünün kazandığı, her şeyi aldığı ve geri kalana hiçbir şeyin kalmadığı ve olayı da çok basit, o klasik yıllardır bildiğimiz "terör, onlar terörist" diyerek açıklamaya çalışmalar vesaireler, bunlar hiç iyi şeyler değil. İç cepheyi tahkimi nasıl yapacaktık? İşte komisyonlar kuruldu, birçok insanı dinlediler, Öcalan'a gittiler, şu oldu, bu oldu derken Suriye'de yaşananlarla birlikte bambaşka bir yere geldik. Örneğin şunu diyen çok var: "Ya artık ne görüşeceğiz? Zaten güçlerini de gördük. Bunlardan ne çekiniyoruz ki?" diyenlerin sayısı da giderek artıyor. Bakalım sonumuz nereye varacak. Ama bu iç cephe denen olayı hiç yabana atmamak lazım. Çok sağcı bir retorik olabilir ama iç cepheyi tahkim Türkiye'nin ihtiyacıydı ve şu anda iç cephenin tahrip edilmekte olduğunu görüyor ve üzülüyorum. Neyse burada noktayı koyayım.
Ve bugünün ithafı çok eski bir arkadaşıma, Kenan Aydemir’e. Yıllar oldu onu kaybedeli. Evet, 20 Haziran 1979'da kaybettik. İstanbul Erkek Lisesi’nde okuyordu. Bu, ölümünden sonra... Aradım, çok fotoğrafını bulamadım Kenan'ın. Abisi Enis de Kenan'ın ölümünden bir süre sonra trafik kazasında hayatını kaybetti. Kenan benim çok iyi arkadaşımdı. Evet, bu fotoğraf çok çarpıcı. Benim abim Hüsnü böyle birçok şeyi biriktirir ve arada paylaşır. Bu en soldaki benim, tanıdınız mı bilmiyorum. Yanımdaki Kenan. Ve İstanbul Millî Eğitim Müdürü Ruhi Kanak'ın makamında kendisine bir dilekçe verdik. Düşündükçe gülmem geliyor. O tarihte İstanbul'da liselere yeni bir disiplin yönetmeliği olacaktı. Biz de liselerde örgütlenen solcular olarak imza kampanyası başlattık ‘‘Disiplin Yönetmeliğine Hayır’’ diye. Yani bu bir anlamda yapmış olmak için yapılan bir şeydi. Sonuç alacağımızı falan sanmıyorduk ama bir eylemdi sonuçta. Ve sonra Cağaloğlu'ndaki İstanbul Millî Eğitim Müdürlüğü'nün önüne toplandık bir grup, sloganlarla vesairelerle hesapta imzaları kapıya bırakıp gideceğiz. Ama ne oldu? Birden geldi birileri dediler ki "İçinizden temsilciler gelsin, müdür sizi kabul edecek." Hiç beklemiyorduk. Meğer olay şuymuş: O sırada müdürün yanında bir gazeteci varmış, bir muhabir ve müdür de o gazeteci de oradayken kendisinin ne kadar geniş görüşlü olduğunu göstermek için protestocu gençleri makamına çağırdı. O fotoğraf da orada çekildi Kenan'la birlikte. Ben Galatasaray, o İstanbul Erkek, hani seçkin okullar. Haber de şey gibi olmuş, çünkü müdür sordu: ‘‘Nerede okuyorsunuz?’’ ‘‘Galatasaray, İstanbul Erkek’’ dedik, muhabir öyle yazmış. Sanki eylem Galatasaray ve İstanbul Erkek öğrencilerininmiş gibi. Halbuki İstanbul çapında yapılan bir imza kampanyasıydı.
Bu fotoğrafın üstünden çok geçmeden, bir yıl sonra yanılmıyorsam Kenan'ı kaybettik. Maalesef çok üzücüydü. Orada da bir şey anlatmak isterim. Kenan'ın ölümü 20 Haziran. Eylül 1978'de Kenan'la ortak bir arkadaşımız Yüksel Kaşıkçı Okmeydanı'nda vuruldu ve hayatını kaybetti. Yüksel hayatını kaybetmeden önce uzun bir süre Çapa'da İstanbul Tıp Fakültesi'nde reanimasyon servisinde kalmıştı. Kurtaramadılar maalesef. Ve oraya biz de arkadaşları olarak gitmiştik ve ben sonra ağladım, yani çok açık. Kenan benden sadece bir yaş büyüktü ama sanki benim çok büyüğümmüş gibi öyle bir havası vardı hep, beni sürekli azarlardı ve bana bunun doğru olmadığını, ağlamamak gerektiğini falan söyledi. Hiç unutmuyorum. Ve bir yıl sonra aynı yerde Kenan birkaç gün reanimasyon servisinde kaldı ve aynı yerde hayatını kaybetti. Oraya da gittim. Orada da gördüm ve orada da ağladım. Keşke şimdi yaşıyor olsaydı. Benden bir yaş büyük, 65 yaşında kim bilir ne yapıyor olurdu. Böyle çok insanı Türkiye'de kaybettik. Kenan'ı sevgiyle ve rahmetle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
01.02.2026 Yeni “Yeşil Kuşak Projesi”
01.02.2026 "Kent uzlaşısı" zulmü
31.01.2026 Yeniden: Mazlum Abdi realitesi
30.01.2026 “Kürt sokağı” diken üstünde
29.01.2026 Hakkınızı helal ediyor musunuz?
28.01.2026 “İç cepheyi tahrip süreci”
27.01.2026 “Biraz da siyaset konuşalım!”
26.01.2026 “Kürtlerin acısı, Türklerin zaferi”
25.01.2026 Kürtler için hasar tespit raporu
25.01.2026 Öcalan’ın liderliği sarsılıyor
01.02.2026 Yeni “Yeşil Kuşak Projesi”
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı