İslam Özkan yorumladı: Süreç AK Parti’nin aleyhine işliyor

25.05.2026 medyascope.tv

25 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. İslam Özkan’la CHP’ye yönelik yargı süreçlerini ve iktidarın sert güç kullanımını konuşacağız. Merhaba İslam. 
İslam Özkan: Merhaba, iyi yayınlar.

Ruşen Çakır: Çok hızlı gelişiyor her şey. An itibariyle kim kazandı, kim kaybediyor? 
İslam Özkan: Nereden baktığınıza göre değişir. Eğer temel tartışma noktası, temel odak noktamız meşruiyet olacaksa, ben şu anda meşruiyetin, Özgür Özel ve değişim yanlısı CHP'lilerde olduğunu düşünüyorum. Benim sürekli söylediğim bir şey var. Meşruiyet gerçekten çok önemli. Max Weber'in karizmatik meşruiyet, bürokratik meşruiyet gibi birtakım teorileri var. Ama temelde baktığımızda her şeyin belirleyicisi bu. Tarihçi Arnold Toynbee çok önemli bir konuya temas ediyor. Diyor ki: “Sadece ve sadece zayıf olan, yeteri kadar güçlü olmayan devletler kaba kuvvete ve hukuksuzluğa başvurur.” Yani şiddete, sert güce başvurmak aslında bir zaaf alametidir, bir güç alameti değil. Bugünkü olaylara baktığımızda, Türkiye'de iktidar ne kadar güçlü? Polis zoruyla Özgür Özel'i CHP Genel Merkez binasından çıkartıyor. İstediğini yaptırabiliyor. Kılıçdaroğlu'nu, bir başkasını CHP'nin başına atayabiliyor. Partilerle ve siyasetle istediği gibi oynayabiliyor, istediği gibi dizayn edebiliyor gibi bir izlenim ediniyoruz. Hâlbuki mevzu hiç de göründüğü gibi değil. Eğer sosyolojinin kurallarına, toplumsal kuralların akışına bakacak olursak ya da tarihsel determinizm dediğimiz şeye bakacak olursak, aslında süreç AK Parti'nin aleyhine işliyor. Çünkü kaba güce başvurmak aslında zaaf alameti.
Bir rejim, bir kişinin, bir öğrencinin gösterilere katılmasından, sosyal medyadaki paylaşımından çekiniyorsa ve bu otoriter rejim, elinde ordu olduğu hâlde, polis olduğu hâlde, yargı olduğu hâlde ve iktidarın bütün aparatlarına sahip olduğu hâlde, bütün güç unsurlarına sahip olduğu hâlde, yumuşak güç yerine hâlâ sert güce başvuruyorsa, bir yönetim krizi var demektir. Bunu öğretmenler çok iyi bilir. Sınıfta yaramazlık yapan öğrenciyi dövmeye kalkıyorsa, aslında o öğretmen yönetemiyordur, öğrencilere hâkim olamıyordur. Onları kaba güçle yönlendiriyordur. Hâlbuki yönetebilen devlet yumuşak güçle bunu yapar. Yani ikna yoluyla yapar, başka yollarla yapar. Böyle hukuksuzluklara başvurmaz. Bu kararla ilgili, özellikle bu son süreçte yaşanan hukuksuzların haddi hesabı yok. YSK'nın yetkili olduğu bir yerde sıradan bir Adliye Mahkemesi karar verebiliyor. Bu, bir.
İkincisi, Kılıçdaroğlu'nun mazbatası nerede? Bunu hiç soruyor muyuz? Adliye Mahkemesi böyle bir karar verdi. Böyle bir karar verme yetkisi yok da, diyelim ki orada cezai bir suç var. Bu suçla ilgili olarak, bir partinin başına kimin geçeceğine bir adliye mahkemesi karar verebilir mi? Normalde o kararın YSK'ya gitmesi gerekmiyor mu? YSK bunu reddetmedi mi? Yani neresinden tutsanız olmuyor. Onun dışında adliye mahkemesinin verdiği karara bakalım. Kesinleşmiş bir hüküm var mı mesela? Elde bir kanıt, bir itirafçı, bir belge var mı? Yani “Biz CHP'nin 38. Kongresinde rüşvet aldık” gibi. Kaldı ki eğer ortada bir teşvik varsa, mesela “Siz İmamoğlu'nu ya da yeni yönetimi, değişimcileri desteklerseniz, biz parti seçimlerini, kongreyi kazanırsak size şunları, şunları vaat ediyoruz” derseniz bu bir teşviktir. Birçok hukukçunun dediği gibi bu bir etik meseledir. Belki de etik olarak tartışılabilir ama hukuken bir suç değildir zaten. Netice itibariyle bunları bilmek için hukukçu olmaya da gerek yok. Hukukçular, uzmanlar bu kararların birçoğunun yok hükmünde olduğunu söylüyor. Dolayısıyla bu kararların neresinden tutalım şaşırıyoruz işin açıkçası. Hiçbir yerinde hukuk yok.

Ruşen Çakır: Bazıları bu olayı CHP içi bir kavga gibi görüyor ya da görmek istiyor yahut da göstermek istiyor. Özellikle iktidar kanadının böyle yaptığını biliyoruz. Yani olaya çok fazla dâhil olmayıp, “Bizi ilgilendirmiyor. Kendi aralarında” diyorlar ama muhalefete yakın olduğu varsayılan birtakım kişilerden de benzeri şeyler geliyor. Bunun herhangi bir karşılığı var mı sence?
İslam Özkan: Bence bu, propaganda aparatı. Tabii ki iktidar bunu söyleyecek. Başka bir şey söyleyecek hâli yok. Kalkıp bunu söylemeyecek olsa, iktidara yakın olanların ya da iktidar aparatlarının söylemesi gereken şey şu: “Evet, biz yargıyı dizayn ettik. Evet, hâkimlere talimat verdik. Evet, şunu bunu yaptık” diyecek hâlleri yok. “Tabii ki bu bir iç kavga. Yargı da bağımsız bir karar aldı. Taraflar arasında herhangi bir tarafa yakın değil yargı. Yargı süreçlerinde durum netleşti ve yargısal süreç kararını verdi” diyecekler. Yani bunu bir iç kavga olarak göstermeye çalışacaklar.
Ama durum çok açık. Aslında ben sürecin 19 Mart'la da başlamadığını düşünüyorum. MHP ile başlayan, partilerin bir dizaynı süreci söz konusu. Hatırlarsanız, o süreçte Devlet Bahçeli Meral Akşener karşısında kaybetmişti. İktidar ya da yargı diyelim Devlet Bahçeli'yi resmen ölümden kurtardı. Ama bu yargının verdiği karar ne kadar doğruydu, ne kadar isabetliydi, ne kadar hukuka uygundu orası çok tartışmalı. Dolayısıyla kendisine “yerli ve milli muhalefet” yaratmak isteyen bir iktidar var ve seçimleri, demokrasi içerisindeki olağan rekabeti asla meşru bir şey olarak görmüyor. Kendisine tehdit teşkil etmeyecek parti liderleri üzerinden, partisel süreçler üzerinden, kongrelere verilen dizaynlar üzerinden partileri bir şekilde hizaya getirmeye çalışıyor. Dolayısıyla kalkıp da açıkça “Biz MHP'yi dizayn ettik, CHP'yi dizayn ettik” diyecek hâlleri yok. Düne kadar Kılıçdaroğlu'na küfredenler, ona sövenler, onun ajan olduğunu, işbirlikçi olduğunu, yerli ve milli muhalefet olmadığını söyleyenler, bugün Kılıçdaroğlu'na toz kondurmuyorlar.
Bunun dışında, hatırlarsanız, Erdoğan geçtiğimiz yıllarda, 2023 seçimlerinden hemen önce bir tweet atmıştı: Kılıçdaroğlu CHP'nin başında olduğu sürece, işinin ne kadar kolay olduğunu” ifade eden bir tweetti bu. Bu da, aslında bir başka itiraf olarak değerlendirilebilir. Yani hiçbir şekilde seçim kazanmayacak, Erdoğan'a tehdit teşkil etmeyecek ve rakip olmayacak isimlerin, partilerin bir şekilde Türk siyaset sahnesinde olmasını istiyorlar. Diğerlerini de bir şekilde tasfiye etmek istiyorlar. Ama bu ne kadar mümkün? Şuna da dikkat çekmek lazım: Türkiye'nin esas gündemini de hiç ıskalamamak lazım. Dün Kayseri'de, bir kadın feryat ediyordu “Bizi açlığa mahkûm ettiniz” diye. Yurdun dört bir yanından bu tür görüntüler geliyor ve “Biz 25 yıldır AKP'ye oy verdik” diyorlar. Gerçekten halkın öfkesi giderek kabarıyor. Halktaki radikalleşmeyi görmemek mümkün değil. İzmir'de AKP'li bir grup, "Sayın Cumhurbaşkanım, bıçak kemiğe dayandı. Mehmet Şimşek'i görevden al” diye video çekiyorlar. Erdoğan'a bir şey söyleyemedikleri için “Mehmet Şimşek'i görevden al” diyorlar.
Yoksulluk ve açlık gerçekten dayanılmaz sınırlara dayandı, bıçak kemiğe dayanmış vaziyette. AKP'liler bile artık isyan etmeye başladılar. Dolayısıyla durum çok vahim ve bütün bu kontrol altına alma süreçlerinin bununla da yakından alâkalı olduğunu düşünüyorum. Ekonomiyi bir şekilde düzeltemeyen, enflasyonu bir şekilde düşürmeyi başaramayanın zaten bu şekilde başarması da mümkün değil. CHP'yi kapatmaya çalışarak ya da genel başkanını değiştirerek, seçilmiş belediye başkanlarını hapse atarak, seçimleri dizayn ederek ekonomiyi düzeltemezsiniz. İktidar artık kısır bir döngüye girdi. Bunu yapamadığı için ekonomiyi düzeltemiyor. Ekonomiyi düzeltemediği için de daha fazla müdahaleci ve daha fazla otoriter bir yöne doğru savruluyor.
İktidar bu kısır döngüyü aşabilir mi, bundan çok emin değilim. Bu süreçler biraz zaman alabilir. Bu zaaf süreçleri, iktidarın kan kaybetmesi, tükenişi nihai noktaya nasıl ve ne zaman varacak, bunu kestirmek zor. Bazıları uzun sürer, bazıları kısa sürer. Bu, biraz rejimin, mevcut siyasal yapının, iktidarın rıza imalatı kudretiyle, gücüyle rıza imal edebilme, üretebilme gücüyle ve tabanı konsolide edebilme yeteneğiyle yakından alâkalı. Bunları başarırsa biraz daha uzun sürebilir. Ama bu ilânihaye gidemez. AK Parti'nin, AKP'nin oy oranına baktığımızda %30'un altına düştüğünü görüyoruz. Erdoğan'ın kendi kişisel oyu biraz daha yukarılarda, ama sürekli aşınan ve sürekli tükenmekte olan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bu sürecin yeniden tekrar toparlanıp demokratik bir sürece evrilmesi imkânsız görünüyor. Çünkü onu yaparsa, bu da iktidarın sonu demektir. Daha da otoriterleşmesi de iktidarın sonu olur. Otoriter rejimlerle ilgili yapılan akademik çalışmalar otoriter zihniyeti masaya yatırıyorlar. Yani otoriter zihniyetin bir düşünme biçimi var. O düşünce biçimi de kendisini giderek daha da fazla otoriterleşmeye zorluyor. O yüzden kısır bir döngüye girdiğimizi ve Türkiye'nin bundan sonra çok daha sert, çok daha tahammül sınırlarını zorlayan bir siyasi ve ekonomik süreçle, ekonomi-politik bir süreçle karşı karşıya kalacağını söyleyebiliriz.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler İslam yayınımıza katıldığın için.
İslam Özkan: Ben teşekkür ederim, iyi yayınlar.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
28.05.2026 Özgür Özel yeni parti kuracak mı?
28.05.2026 Kılıçdaroğlu aradığı adaleti dokuz yıl sonra buldu
27.05.2026 “Bay Kemal”in “Kemal Bey”e dönüşmesinin derin anlamı
26.05.2026 Hani Kürt hareketi CHP'ye karşı Erdoğan'ın yanında saf tutacaktı!
25.05.2026 Özgür Özel kendisini aşıyor
25.05.2026 İslam Özkan yorumladı: Süreç AK Parti’nin aleyhine işliyor
25.05.2026 Seren Selvin Korkmaz değerlendirdi: CHP bugün millete dönüyor
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı