Mahir Sayın ile söyleşi: Sosyalist soldan çözüm sürecine eleştirel bir bakış

02.09.2026 medyascope.tv

2 Eylül 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Devletin tabiriyle terörsüz Türkiye, benim tabirimle çözüm süreci; buna yönelik tartışmalar sürüyor. Süreç de sürüyor bu arada. Bu tartışmalarda sürece yönelik eleştirilere sosyalist soldan önemli bir örnek bugün bu yayında karşınızda olacak. Türkiye'de sosyalist sol hareketin, Kurtuluş Hareketi olarak bilinen hareketin önde gelen isimlerinden Mahir Sayın'la süreci konuşacağız. Merhaba, hoş geldiniz yayınımıza.
Mahir Sayın: Merhabalar, iyi günler.

Ruşen Çakır: Evet siz Türkiye'de, yanlış söylemedim, Kurtuluş Hareketi’nin önde gelen isimlerindensiniz. Sosyalist harekete 70'li yıllarda, 60 sonları 70 başlarında katılmış ve o günden bugüne...
Mahir Sayın: 66.

Ruşen Çakır: 66, evet. 66'da katılmış bir isimsiniz. Yurt dışındasınız şimdi ama Türkiye'yi çok yakından takip ediyorsunuz. Sizin 21 Ağustos'ta bir yazınız çıktı: ‘‘AKP, MHP kendi görüşlerini yasa haline getirdi. Kürtlere ve tüm topluma dayatıyor.’’ Bu çerçeve yasa çıktıktan sonra kaleme alınmış uzun, kapsamlı bir yazı ve bu yasaya itiraz ediyorsunuz, beğenmiyorsunuz.
Mahir Sayın: Yasayı tabii şu noktasıyla beğeniyorum, yani 4.000'e yakın devrimci hapishaneden çıkacak. İşte hapishanenin tadını bilen birisi olarak bunun ne kadar önemli bir şey olduğunu biliyorum. Bunun hatırına tabii ‘‘iyi ki çıktı’’ diyorum ama yasanın kendi içinde özgürlük mücadelesine, demokrasiye karşı bir dinamik taşıdığını düşünüyorum. Yani iktidar bu yasayı yaparken bunu bizim için bir patlayıcı madde haline de getirdi. Kastım da şu; yasa öyle bir çıktı ki ne hukuk anlayışına uyuyor, efendim ne eşitlik anlayışına uyuyor ne anayasaya uyuyor. Yani mesela şöyle bir tarih tespit ediyor: 2005'ten önce işlenmiş suçlar bu yasa kapsamında değildir. Şimdi hani eskiden de böyle infaz yasaları çıkmıştı. Kapsam dahilinde olmayacak olanlar yakın yıllara ait olanlar oluyordu. Çünkü suçu teşvik etmemek için işte ‘‘bu yasanın söz konusu olduğu 2020 yılından bir yıl önce işlenmiş suçlar bunun kapsamı dahilinde değildir’’ gibi suçu engelleyici olması düşünülen bir kayıt konuluyor. Şimdi tam tersi oldu: 2005'e kadar bu suçları işlemiş olanlar bu yasanın kapsamı dışındadırlar. Bu yani bana otomatik olarak şunu düşündürüyor: belli insanlar bu yasadan yararlanmasın istiyorlar. Kimler bunlar? Kürt Özgürlük Hareketi’nin kurucuları, önderleri; bu yolda çilenin en büyük kısmını belki de çekmiş olan insanlar var olan bir yasadan, birilerinin yararlanacağı bir yasadan aynı suçlarla suçlanmak durumunda olmalarına rağmen yararlanamayacaklar. Şimdi bunun gibi daha başka birçok yanı var. Bunlara baktığım zaman o zaman hükümetin bu işi yaparken bir hesabının olduğunu, bu hesabın da bence Türkiye toplumuna ve Kürtlere bir dayatmayı arkasında taşıyacağını hesaplıyorum.

Ruşen Çakır: Burada tam da bu noktada onu söyleyecektim; yasaya teknik eleştiri dışında esas olarak siyaseten diyorsunuz ki, bu örgütü tasfiyedir ama esas olarak da Erdoğan'ın lehine yeni anayasayı yapmak için Kürtleri ve Kürt hareketini yanına çekme faaliyetidir. Doğru özetledim mi bilmiyorum.
Mahir Sayın: Şimdi yani özetlemenize gerek yok. Ben söylüyorum zaten. Ama yani bu yanlış bir özetleme değil. Hani bu içine yerleştirdiği dinamit dediğim tam da budur. Bu yasayı o kadar esnek yaptılar ki yürürlüğe girmesi bile... Yani normalde yasama yasayı yapar ve yargı da bunu uygular. Şimdi yasanın uygulanma şartı yürütmenin vereceği karara bağlı. Yani ne? ‘‘Bunun şartlarını yerine getirmediniz. O zaman biraz daha bu işlemeyecek’’ ya da ‘‘Bunun şu şartı daha vardı. Bunu da yerine getirmediniz.’’ Bu işlemeyecek gibi şartlar bunun arkasından gelebilecek diye düşünüyorum. Dolayısıyla bu yasayla bir yandan bizi heveslendirirken... Ben de şahsen heveslendim, belki memlekete dönebilirim diye. Onun için böyle bir yasaya otomatik her yanıyla karşı olmam mümkün değil. 15 yıldır memlekete gelemiyorum ben gene. Ama sonuçta bu yasanın, birçok arkadaş da çıktı konuştular, kapsamı dışında kalıyoruz zaten otomatik olarak. Neden dolayı? Çünkü bu yasa benim kanaatime göre daha sonra başta Öcalan olmak üzere sıkıştıracaklar. Yani işte ‘‘Şuna da imza atarsan yasa çıkacak. Anayasaya da evet dersen, seçim yasasına da evet dersen, bu yasa uygulanacak’’ gibi vebalini Öcalan'ın üzerine yıkacak olan bir kurgusu var bana göre.

Ruşen Çakır: Peki şunu sormak istiyorum. Siz bu tarihe baktığımız zaman, özellikle 80 sonlarından itibaren Türkiye'de sosyalist sol hareketin önemli bir kısmı örgüte karşı mesafeli oldu, kimileri de yakın durdu. Siz benim bildiğim kadarıyla Öcalan'la da tanışıyorsunuz. Ve baktığım zaman da birçok konuda birlikte durduğunuzu da biliyorum ve yakın döneme kadar da sizin Türkiye'de benzer çizgide olan arkadaşlarınız da burada Kürt hareketinin siyasi partileriyle ortaklık kurdular diye biliyorum. Yanlışım varsa düzeltin. Yani siz böyle hani hep zaten uzaktaydığınız da şimdi de kaldığınız yerden eleştiriyorsunuz değil; sanki bir anlamda sizde ve sizinle beraber hareket eden, benzer düşüncede olan insanlarda bir tür hayal kırıklığı görüyorum. Yanlış mı söylüyorum?
Mahir Sayın: Tamamen yanlış. Benim yazdığım yazı iki gün içerisinde 30.000 tıklama aldı. Bunun yarısının yani PKK'ye gönül vermiş olan Kürtlerden olduğunu biliyorum. Yani bunları takip etme imkanlarım var benim. Ve yazı konusunda aldığım değerlendirmeler de şöyle; ‘‘Söyleyemediğimizi dile getirdin. Formüle edemediğimizi anlatmış oldun.’’ Yani şunların laflarına ben tabii hiç kulak asmam; yani PKK düşmanı olanlar, Kürt halkına nefret kusanlar ya da örgütsel olarak PKK ile rekabet içerisinde olan insanların söyleyecekleri laflar benim için buradan girmez bile. Hani buradan girer buradan çıkar derler. Buradan girmez bile. Çünkü ben kulak asmam bunların söylediklerine. Ben 1972'den beri ‘‘Kürdistan sömürgedir ve kendi kaderini ayrılarak tayin etmelidir’’ diye savunuyorum. Bugün de hâlâ benim görüşüm böyledir. Öcalan'ın projesine yani demokratik konfederalizm projesine de katılıyorum. Pratik bir şey olarak. Yani günümüzün realitesinde pratik bir çözüm önerisi olması itibarıyla katılıyorum ben buna. Ama ben bunun da tam bir çözüm getirmeyeceğini, kavgayı bitirmeyeceğini, tam eşitlik durumu yaratılmadan bir araya gelmelerin kimseyi yani egemen ulusu da sömürge ulusu da tatmin etmeyeceğini biliyorum. Onun için önce terazi tam bir dengeye gelmeli, ondan sonra bu mesele...

Ruşen Çakır: Peki şunu sormak istiyorum. Şimdi burada süreci esas olarak Öcalan yürütüyor. Öcalan'la yapılan birtakım tartışmalar, müzakereler vesaire. Siz Öcalan'ı tanıyan birisi olarak bu kadar eleştirdiğiniz bir şeye onay vermesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani o anlamda bir hayal kırıklığı söyledim. Yani demin sizin tarif ettiğiniz gibi siz örgüte hep eleştirel bakan, onunla mesafeli olan birisi değilsiniz ama şu anda en kritik noktada yollar bir şekilde ayrılıyor sanki. Yanlış mı söylüyorum?
Mahir Sayın: Yollar ayrılmaz. Yollar ayrılmaz. Daha önceden de benim PKK hareketinin almış olduğu kararlarla ters düştüğüm durumlar olmuştur. Mesela onlar ‘‘seçimleri boykot edelim’’ dedikleri zaman, biz ‘‘katılmamız gerekir’’ dedik. Anayasa oylamasında ‘‘boykot’’ dedikleri zaman, ‘‘hayır demek gerekir’’ dedim. Ama bundan dolayı hiçbir zaman bizim ilişkilerimiz bozulmadı. Hani Türkiye'de olabildiğim 3 yıl içerisinde yani 2007 ile 2010 arasında Öcalan'ın önerisi olan çatı partisinin gerçekleşmesi için en önde koşturanlardan biri bendim ve zaten yani başıma bu belanın gelmesinin nedeni de orada sahnenin çok önünde bulunuyor olmamdır. Şöyle görüyorum bir kere, tabii şunu belirteyim ben; ben Kürt hareketinin, Türkiye Sosyalist Hareketi’nin hem demokratik devrimde hem de sosyalist devrimde stratejik müttefiki olduğunu düşünüyorum. Kürt halkı var olmak için demokrasiye muhtaçtır. Demokrasi olmadan Kürdün Kürt olarak var olması mümkün değildir. Onun için Kürt burjuvasıyla birlikte, sadece alt sınıflarıyla değil burjuvasıyla birlikte Kürtleri de kapsayacak bir Türkiye demokrasisinin yanında durmayı kendi varoluş nedenleri olarak görürler. Sosyalist devrimde ise yani müttefik filan değil, yani eğer aynı ülke içerisinde kalmaya devam eder isek doğrudan bu işin temel gücünü oluşturacak olan kuvvetlerden birini de yine Kürt proletaryası oluşturur. Çünkü Kürt proletaryası Türkiye'nin en alt proletaryasını oluşturuyor ve dolayısıyla en alt proletaryanın olmadığı bir sosyalist devrim benim için düşünülebilir bir şey değil. Dolayısıyla bu perspektiften baktığımda ben belli bir politik durumda farklılık ortaya çıkmış olsa bile bu ittifakın bozulmaması, bu ittifakın bir ortak kanala yönelmesi için bir çabanın içerisinde olmak gerektiğini düşünüyorum. Zaten bu benim söylediklerim... Öcalan'ın ne düşündüğünü bilmiyorum. Çünkü yani düşündüklerinin bir kısmını yazdı ama bunların taktikleri, uğrakları neler olacaktır; benim bazı sorularım karşısında cevaplarının ne olduğunu bilmiyorum. Ama Kandil sözcülerinin yazdıklarını okuduğum zaman... Mesela bundan 3 ay kadar önce bir arkadaşın yazdığı şöyle bir makale vardı, diyordu ki: ‘‘Bu demokrasi meselesi AKP ve MHP ile olacak gibi değil. Bunları iktidardan düşürüp bir demokratik cumhuriyet ittifakıyla bizim demokratik cumhuriyet yolunda ilerlememiz gerekir.’’ Zaten Kandil'den bu tür açıklamalar geldi, bir türlü çıkmayan yasa en sonunda 10 Ağustos'ta çıktı. Bu yazının söylendiği tarih bundan tabii ki hemen hemen 3 ay önceydi ve bu iktidar için de bir kulağı çekme oldu. Yani açıkçası iktidara şu söylenmiş oldu, her zaman da bunu söylüyorlar: ‘‘Biz barış istiyoruz. Biz barışmak istiyoruz. Kardeşlik istiyoruz ama çaresiz olduğumuz için değil. Bizim seçeneğimiz var. Ama biz bu seçenekler içerisinde Türklerle kardeşleşmeyi seçiyoruz. Bunun peşinde koşuyoruz. Ama bunu siz yapmadığınız takdirde biz başka türlü de yaparız’’ diyorlar. Bu konuda da çok açık biçimde aynı yazının içerisinde şu zikrediliyordu: ‘‘Bir musibet bin nasihatten evladır dedikleri çok doğru’’ diyordu. ‘‘Çünkü,’’ diyordu, ‘‘CHP'nin başına gelmiş olan, Özgür Özel'in başına gelmiş olan iş şimdi onların demokratik cumhuriyet ittifakında olabilmeleri için bir zemin yaratmış durumdadır’’ diyordu. Bu, iktidara çok açık şunu demektir, ‘‘Siz bu söylediğiniz işleri yerine getirmezseniz biz o zaman bir başka yolu deneriz.’’ Ve bu lafların edilmesinden sonra... Hani buna benzer lafları Mustafa Karasu da etti, Karayılan da etti, Sabri Ok da etti. Yani daha başka keskin laflar da ettiler. Dolayısıyla ben bunları duyduğum zaman şunu görüyorum ki, bizim devrimcilik temelindeki bir ortaklığımız yerinde duruyor. Bugünkü kullandığımız taktikteki farklılık bizi öyle ters kutuplara itecek olan şey değil. Zaten benim söylediğim nedir? Söylediğim şudur. ‘‘Bu iktidarla görüşme yapılmasın’’ diye bir şey söylemiyorum ben hiç. Tam tersine bu iktidarla başlatılan bu görüşmeler devam etmelidir. Çünkü çatışmanın durmuş olması, kimsenin ölmüyor olması, silahın sesinin yerine siyasetin sesinin duyuluyor olması hepimiz için, halklar için de, siyasetçiler için de, tek tek benim gibi sürgünde olanlar için de son derece iyi bir durumdur. Bunu devam ettirmek gerekir. Bunu bozacak işlere girmemek gerekir. Ama iktidar bu yolda yürümeyecekse seçenek yok değil. Türkiye'de iktidarın karşısında olan %60 gibi bir muhalefet var. Bu muhalefetin hepsi tabii bizim ahbaplarımız değiller. Kimileri belki iktidardaki faşizmden daha şiddetli faşistler. Dolayısıyla yani onlardan bir şey bekleyemeyiz ama yani bu %60'ın içerisinde diyebiliriz ki %50, iktidarın kesin karşısında durmaktadır. Dolayısıyla da bunların bir araya gelmesi, bunların antifaşist bir cephede bir araya gelerek bir iktidar değişikliğine yol açabilmeleri ihtimali vardır. ‘‘İhtimali vardır’’ dememin nedeni de eğer bu iktidar seçimlerin yapılmasına imkan tanır ise, seçimler yapılır ise. İsterse hileli yapsınlar, bu sefer bence iktidardan düşmeden edemeyecekler ama dediğim türden bir muhalefet cephesi, bir antifaşist demokrasi cephesi gerçekleştirilebilirse. Benim söylediğim budur.

Ruşen Çakır: Peki şunu sormak istiyorum. Şimdi, yasadan sonra bir süreç başladı ve örgütün silah bıraktığının ve kendini feshettiğinin Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından tespit edilip MGK'ya sunulup MGK'da da bu raporun kabul edilmesi halinde yasa yürürlüğe girecek ve Kandil'den, Avrupa'dan, cezaevlerinden çok sayıda kişi toplum entegre olacaklar. Siz bunun gerçekleşeceğini düşünüyor musunuz? Yani sorunsuz bir şekilde bu aşamaya varabilecek miyiz sizce?
Mahir Sayın: Eğer iktidar bu biçimde hiç sıkıştırılmadan devam ederse gerçekleşmeyecek. Ama eğer iktidar sıkıştırılabilir ise yani demin söylediğim gibi ciddi bir muhalefetle yüz yüze olduğunu bilerek iktidardan düşmemek için varlık koşullarını yeniden üretebilmek için nasıl bu yasayı çıkardıysa başka yasaları da çıkarmak zorunda kalabilir. İlla yapar demiyorum ama zaten mücadele budur. Hiçbir şey mücadelenin sonucunu bize garanti etmez. Sadece kendi çabalarımız belli bir şeyi gerçekleştirmeye yönelir. Biz de öyle yaparız. Yani önümüze koyduğumuz hedefi gerçekleştirmek için belli planlar yaparız. O plan belki düşman tarafından boşa çıkarılabilir ama biz kazanmaya çalışırız. Hani Gramsci bize çok güzel bir laf bırakıp gitti ya: ‘‘Aklın kötümserliğinin yanında biz iradenin iyimserliğiyle mücadele etmeliyiz.’’ Yani yapmak istediğimiz şeyi biz gerçekleştiririz diye kararlılıkla davranmayı bilmeliyiz. Şu durumda, yani hem Kandil'den gelen açıklamaları hem Avrupa’daki sürgünde olan Kürt arkadaşlarımın açıklamalarını dinlediğim zaman şu net olarak söylenmektedir: Bu yasa bizi kapsamamaktadır. Yani Kandil'dekileri kapsamamaktadır. Zaten o 2005 sınırı Kandil'deki yönetici, komutan düzeyinde olanların hemen hemen hepsini dışlamaktadır. Bu konuda Zübeyir Aydar'ın konuşmasını dinlemiştim bir televizyon programında. Kendisi hukukçudur. Böyle şeyleri benden daha iyi bilecek bir formasyona sahiptir. Çok net olarak şunu söylemişti: ‘‘Ben bu yasanın içinde yokum.’’ ‘‘Ama başkan derse ki ‘gel’ gelirim. Ama nereye gelirim? Geleceğim yer hapishanedir benim’’ diye ima etti. Bu kısmını ima etti. Söylemedi.

Ruşen Çakır: Peki şunu sormak istiyorum. Şimdi yaklaşık 50 yılı bulan bir dönem kapanıyor, kapanmak üzere. Silah devre dışı kalıyor. Buna değindiniz, evet. Ama burada şöyle bir soru da ortaya çıkıyor; statüko olduğu gibi değişecek. Kürt hareketi de değişecek. Buna bağlı olarak tüm Türkiye de değişecek. Buralardan yani silahın bırakılmasının ardından yaşanacak sürece gerçekten bu hareket uyum sağlayabilecek mi? Şu anlamda soruyorum. Siz hem Avrupa'dakileri biliyorsunuz, cezaevlerindekileri biliyorsunuz. Hatta Kandil'dekileri de biliyorsunuz. Şimdi bambaşka bir ortama girecekler, Türkiye'de yasal siyaset ortamına, değil mi? Yani öyle gözüküyor. Sizler ne kadar deseniz de bazılarını kapsamıyor, benim bildiğim kadarıyla aşama aşama herkesi kapsayacak bir düzenlemeden bahsediliyor. Yani sonuçta Kandil'deki üst düzey yöneticilerin de bir iki yıl içerisinde Türkiye'ye gelme ihtimali ciddi bir şekilde varmış. Ama onlar olmasa bile buna uyum sağlayabilecek mi bu hareket ve onlarla beraber hareket edenler? Çünkü yepyeni bir atmosfer olacak. Daha mı önleri açık olur?
Mahir Sayın: Şimdi yasanın ne olacağı konusunda yani ben bu iktidara hiçbir şekilde güvenmem. Yani çok miktarda yalan söylüyorlar. Ama bazı şeyleri de çok açık söylüyorlar. Erdoğan çok açık sözlü. Bu bir Uçum diye de bir danışmanı var. O da maşallah yani daha önceden komünizm tedrisatı görmüş. O da açık sözlü. Aslında olacak şeyleri ben ikisinden öğreniyorum. Erdoğan'dan ve Uçum’dan öğreniyorum. Erdoğan demişti ki, ‘‘Demokrasi dediğin bir tramvaydır. Seni götüreceği yere kadar gider.’’ Yani bu apaçık faydacılığın bir tramvayla izah edilen biçimidir. Onun için de Erdoğan yaptığı her işten ‘‘Benim faydam nedir?’’ sorusunu sorarak cevap verir. Şimdi bu nasıl olacak? Erdoğan bundan ne fayda görecek? Nasıl bunu kendisi için faydalı kılacak? Bir başka tartışma konusu ama senin sorunun esasına geleyim. Avrupa'dakilerin Türkiye'ye gelip de uyum gösterememesi diye bir şey hiç düşünmüyorum. Yani, Avrupa'da da siyasetle uğraşıyorlar. Legal siyaset alanındalar. Türkiye'dekinden çok daha geniş bir demokratik ortam içerisinde hem yerel siyasetin içerisindeler hem de Kürdistan'a dönük bir siyaset sürdürüyorlar. Dolayısıyla onların geldiklerinde en ufak bir yabancılık çekeceklerini hiç düşünmüyorum. Kandil'dekiler daha askeri insanlar oldukları için disiplin denilen meselede Türkiye'nin bugün son derece liberal görünen ortamında yabancılık çekebilirler. Ama yani o kadar tecrübe biriktirmiş insanlar ki onlar da. Bunlar kendileri için o kadar çok da söyleniyor ki ve kulakları da açık insanlar. Yani hepsini kişi olarak tek tek tanıyorum. Arkadaşlığım olmuştur. Sohbetimiz olmuştur. Yani mantık yapılarını tanıyorum arkadaşların. Yani disiplin konusunun dışında politikaya uyum gösterme konusunda ben bir sıkıntı çekeceklerini düşünmüyorum. Yani bunca zamandır silaha komuta etmişler ve şimdi acaba ellerinde silah olmadan nasıl siyaset yapacaklar? Yani bu arkadaşların aklı şöyle çalışıyor, gençliğimizden beri tanışıyoruz birçoklarıyla; ‘‘silaha her zaman siyaset kumanda etmelidir’’ diye çalışmıştır. Tabii ki askerdirler, tabii ki komutandırlar ama kendilerini daha çok daha önce siyasetçi olarak görürler. Ve ben de gelsem benim de çekeceğim yabancılık vardır. Yani ben de burada demokratik bir ortamda yaşıyorum ama 15 yıldır Türkiye'de değilim. Yani dolayısıyla bunun yaratacağı bir yabancılık herkes için vardır ama bunlar minör şeylerdir. Yani uygulanacak olan makro politikalarda ben etkisi olacağını hiç zannetmiyorum.

Ruşen Çakır: Peki şunu soracağım. Şimdi sol dedik, sosyalist sol dedik. Siz 68 kuşağındansınız. O zamandan beri bu hareketin içindesiniz. Ben de 78 kuşağındanım, biliyorsunuz ama 68 ve 78'lerin yaşadığı o sosyalist solun çok çok uzağında bir yerde Türkiye şu an itibarıyla. Ve bakıyorum sosyalist sol içerisinde yer aldığını düşündüğümüz yapıların içerisinde çok net bir şekilde sürece karşı çıkanlar var. Yani hiçbir şekilde olumlamayanlar var. İçlerinde tartışmalar var, kopuşlar yaşandığı söyleniyor. Ama şunu merak ediyorum; gerçekten solun, yani sosyalist solun bugün Türkiye'de böyle kritik bir konuda gidişatı etkileyebilme, belirleme demiyorum bakın, etkileyebilme ihtimali, olanağı var mı?
Mahir Sayın: Şimdi tabii ki hani Türkiye Sosyalist Hareketi ifade ettiğin gibi yani 60'lı 70'li yıllarda değil, dünya da orada değil. Yani benim gençliğimde sosyalist olmamak bizim mahallede ayıp bir şeydi. Yani ben ODTÜ'lüyüm, ODTÜ'de sosyal demokratlar bile kendilerine sosyalist filan diyorlardı. Böyle bir o zamanın, bir zamanın ruhu vardı. 70'li yıllar da onun devamı oldu. Yani o ateşi söndüremediler. Ama bu neoliberal dönem dünyayı altüst etti. Bütünüyle dünya değişti. Aslında bildiğimiz o yıllara ait dünyanın bütün parametreleri değişikliğe uğradı. Yani o devrim rüzgarları söndü gitti. Sovyetler Birliği'nden eser kalmadı. Yani Ekim devriminin son kalıntıları da temizlendi. Çin kapitalist dünyaya katıldı. Neoliberalizm kırları boşaltıp kentleri köy haline getirdi ve o dönemin dijitalleşmesi, o dönemin otomasyonunun gelişmesi 90'lı yıllarda dünyayı küçük bir köye çevirmeye başladı. Yani dünya bir elektronik ağ toplumuna dönüştü. Şimdi biz bir yeni çağda yaşıyoruz aslında. 21. yüzyıl bizim aslında yaşadığımız çağlardan çok farklı bir çağ. Bu çağa daha biz alışamadık. Bu çağın bize verdiği mesajları biz daha alabilmiş değiliz. Hani şunu da söyleyeyim, mevzudan fazla ayrılmamak için, insanlık Homo Sapiens'ten başka bir insan türüne doğru gitmenin eşiğine geldi. Böyle bir zamandayız. Gelecek, günümüze böyle bir yansımayla müdahale ediyor. Dolayısıyla bugünün dünyasını artık 20. yüzyılın parametreleriyle hiç düşünmememiz gerekiyor. Bugünkü dünyayı bambaşka düşünmemiz gerekiyor. Mesela Ulusal Kurtuluş Mücadelesi; bu iş bambaşka bir biçime büründü. Yani 20. yüzyılın belki son çeyreğine kadar bu ulusal kurtuluş mücadeleleri dünya sosyalist devriminin, işçi sınıfı mücadelesinin bir parçası, onun sürekli desteğini alan ve başarıya ulaşan mücadelelerdi. Ama Öcalan 93'te ateşkes ilan ettiği zaman ben Öcalan'ı 10 kat destekledim. 91'de örgüt kararıyla Öcalan'ı desteklemeye karar verdik. Çünkü, ‘‘Bu ulusal kurtuluşun önünü hakkıyla çekmektedir. Bizim de desteğimizi ona vermemiz gerekir’’ dedik. 93'te Öcalan bizi yanıltmadı. 93'te dedi ki Özal'a, ‘‘Ateşkes yapıyorum. Gel bu işi konuşalım.’’ Yani eski birleşik bağımsız demokratik Kürdistan bu defa masa başında meselenin nasıl çözüleceği noktasına getirildi. Neden? Çünkü Öcalan dünyanın değiştiğini o zaman gördü. O zaman gördü ve dedi, ‘‘Şimdi biz artık aynı yoldan hiçbir yere gidemeyiz. Bu meseleyi herkes kendi bulunduğu sömürgeci ülkede çözmek zorundadır.’’ Zaten onu daha sonra yani 2000'li yıllarda işte bu demokratik konfederalizm diye formüle etti. Yani 93'te bu formülasyon yoktu. Ama ben onun bu söylediklerinde bu gerçekliği gördüm ve desteğimi de o zaman sonuna kadar artırdım. Çünkü ya batağa gitmek vardı, ya tümden tükenmek vardı ya da yeni bir yol açmak vardı. Öcalan'ın yeni bir yol açmaya giriştiğini gördüğüm için de ondan sonraki bütün süreçlerde kendisini destekledim. Yani bu ‘‘destekledim’’ dediğim bugün bu desteğim ortadan kalkmış değildir ama bu taktikle gitmemek gerekiyor. Bunu anlatmaya çalışıyorum ben.

Ruşen Çakır: Evet, son olarak şunu sorayım: Öcalan'ın geliştirdiği demokratik entegrasyon önermesi. Söylediğiniz şeylerin hepsinin ötesinde ne dedi 27 Şubat bildirgesinde? ‘‘Her türlü kültüralist talepten vazgeçilmesi’’ dedi.
Mahir Sayın: Bunu nasıl anlıyorsunuz bilmiyorum. Yani şimdi bazıları şöyle anlıyor; ‘‘Vallahi Kürt kültürünü de istemiyormuş.’’ Hayır, öyle bir şey demedi. Kültüralist çözüm mesela nedir? Lübnan çözümüdür. Yani her mezhebe belli kotalar ayırarak çözmek filan. Öcalan buna itiraz ediyor. Benim o konuda ona diyeceğim hiçbir şey yok. Ama şuna da ben katılıyorum ayrıca; bundan sonra çözüm sınıfsal çerçeveyi içererek olacaktır. Zaten dikkat edin, ulusal söylemin içindeki sosyalist vurgu artmaya başladı. Neden dolayı? Benim biraz önce söylediğim, dün Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri sosyalist devrimlerin bir parçasıydı. Ama bugün artık sosyalist devrim yok ortada. Ancak ve ancak Ulusal Kurtuluş Mücadelesi dinamikleriyle sınıf mücadelesinin birleşmesiyle bir ortak çözüm olabilecektir. Ben Öcalan'ın söylediği yani demokratik entegrasyon tarifini böyle anlıyorum ya da belki kendime göre anlamak istiyorum diyebilirim. Ama bu düşüncemi doğrulayan bir şey, Öcalan'ın sosyalizm vurgusunu — sosyalizm konusunda anlaşıp anlaşmıyor olmamız önemli değil — artırıyor olması, sosyalizm vurgusunu ulusal vurgunun önüne geçiriyor olması benim bu kanaatimi güçlendiriyor. Sosyalist devrimde de bizim stratejik ittifakımız devam edecek kanaatindeyim ben.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Mahir Sayın yayınımıza katıldığınız için. Evet, Türkiye sosyalist solundan çözüm sürecine eleştirel bir bakış örneği olarak Kurtuluş Hareketi’nin önde gelen isimlerinden Mahir Sayın’la konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
13.09.2026 ‘‘Kesintisiz direniş hareketi’’: YENİ Parti’nin Üsküdar mitinginden izlenimler
12.09.2026 Mansur Yavaş'ın seçimi
11.09.2026 25 yıl sonra Usame bin Ladin ve El Kaide'den geriye ne kaldı?
09.09.2026 Üsküdar dersleri: Yoksa seçimleri boşuna mı yapıyoruz?
08.09.2026 Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor? (3): Ali Kenanoğlu ile söyleşi
06.09.2026 DEM Parti'nin veda kongresi
05.09.2026 Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor (1): Turgut Öker ile söyleşi
04.09.2026 Silivri izlenimleri: Hukuk devletinden çok uzaklarda
03.09.2026 Süreci kim, nasıl enfekte edebilir?
02.09.2026 YENİ Parti ve "Dip dalga"
13.09.2026 ‘‘Kesintisiz direniş hareketi’’: YENİ Parti’nin Üsküdar mitinginden izlenimler
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı