Mustafa Sarıkaya ile söyleşi: Sürgündeki Kürt siyasetçiler çözüm sürecine nasıl bakıyor?

26.12.2025 medyascope.tv

26 Aralık 2025’te medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Sürgündeki Kürt siyasetçiler çözüm sürecine nasıl bakıyor? Bu soruyu günlerdir soruyoruz farklı farklı isimlere. Ve şimdi de Mustafa Sarıkaya ile birlikteyiz. Mustafa Bey 15 yıldır yurt dışında yaşıyor. Şimdi partinin adını da yine yanlış söylemeyeyim. DTP miydi sizinki?
Mustafa Sarıkaya: DTP.

Ruşen Çakır: Evet.
Mustafa Sarıkaya: Demokratik Toplum Partisi.

Ruşen Çakır: Siz onun kuruluşunda yer aldınız, yönetiminde yer aldınız. Sonra hakkınızdaki davalar nedeniyle ülkeyi terk ettiniz. Doğru mu?
Mustafa Sarıkaya: Evet. 2009 14 Nisan KCK operasyonundan dolayı terk etmek zorunda kaldık.

Ruşen Çakır: Evet. O günden bugüne ama hareketle, bu siyasi hareketle ilişkinizi koparmadınız ve yurt dışında siyasi faaliyetlerinizi yürütüyorsunuz diye biliyorum. Mustafa Bey, siz önceki çözüm girişimlerinin hepsini yakından ve kimisini de içeriden izlemiş birisisiniz. Şu anda yeni bir şey deneniyor, bir yılı aşkın bir süredir. Ne dersiniz? Bu süreç, yeni süreç; çözüm sürecinin — adı böyle konmuyor ama ben öyle tercih ediyorum — diğerlerine kıyasla başarı şansı ve ihtimali daha mı yüksek? Ne dersiniz?
Mustafa Sarıkaya: Yani tabii biraz farklı bir konjonktürde bu süreç başladı. Dediğim gibi diğerleriyle benzer yönleri var ama farklı boyutları da var. Yani şansı ne kadar? Doğrusu insan bütünlüklü olarak meselenin ciddiyeti ve büyüklüğü bağlamında baktığında ve buna karşılık olarak tabii ki devletin, bu işle ilgili olan kurumların genel yaklaşımını da gözettiğinde sıkıntılı olduğunu düşünüyorum açıkçası. Yani çünkü sorun çok köklü ve ciddi, büyük, 100 yıllık bir sorun. 40 yılı aşkın süre çatışmaya neden olmuş bir sorun. Buradan bakıldığında Kürt sorununun en azından genel çerçevede kabulü ile başlamayan bir çözüm girişiminin ciddi sıkıntılarla yüz yüze kalacağını öngörmek çok zor olmuyor. Kuşkusuz belki de konjonktürel gelişmeler, çatışmaların artık yol açtığı yıkımlar, sonuçlar ve artık buradan hiç kimsenin istediği sonucu alamayacağı gerçekliğinin de biraz netleşmesiyle belki çözüme zorlayıcı faktörler çoğalmış olabilir ama hâlâ ciddi riskler altında olduğunu düşünüyorum. Çok öyle yani büyük bir umutvarlık içinde olduğumu söyleyemem.

Ruşen Çakır: Burada tabii en son yaşanan süreci hatırladığımızda buradaki en temel farklardan birisi olayın başlatıcısının ya da görünüşteki başlatıcısının Devlet Bahçeli olması. Çünkü bir önceki sürecin en açık karşı çıkanıydı kendisi biliyorsunuz. Ve Devlet Bahçeli'nin başlatıp ısrarla pozisyonunu koruması olayı sizleri, Kürt siyasetçileri süreç konusunda daha umutlu mu kılıyor yoksa bir tür burada bir çapanoğlu arıyor musunuz?
Mustafa Sarıkaya: Yani tartışılan bir konu haklı olarak bu konu. Doğru, daha önceki süreçlerde MHP'nin ve dolayısıyla o çizginin genelde Kürt sorunu bağlamındaki pozisyonu hep ciddi bir karşıtlık temelindeydi. Bu sefer inisiyatif Bahçeli'den ve MHP'den gelince farklılıkların olduğunu öngörmek ya da düşünmek haklı bir şey. Ama yani bu konuda elbette Bahçeli herhangi bir insan değil. Temsil ettiği parti de herhangi bir çizgi ve bir parti değil. Oradan böyle bir şeyin gelmiş olmasının Türkiye'de etkili olan bazı çevre ve güç odaklarının da devrede olduğunu bir anlamda ifade etmiş oluyor. Buradan bakıldığında inisiyatifin daha merkezi, daha işin çekirdeğinden yola çıkarak geliştiği anlaşılıyor. Ama söylem ve meseleyi ele alış biçimi üzerinden yaklaştığımızda hâlâ en azından farklı bir varlığın, farklı bir kimliğin genel olarak da olsa kabulü üzerinden bir yola çıkış olmadığı için çok ciddi risklerle iç içe yürüyor. Yani Kürtlerin sorunları var. Sonuçta tüm bu çatışma, kavga, gürültü, kayıplar, yıkımlar tarihsel bir sorundan, toplumsal ve ulusal bir sorundan kaynaklı gelişti. Ve şimdi bu sorunun eğer çözümüne gerçek anlamda yelteniyorsanız en azından bu sorunun kaynağına ilişkin de söz kurmanız, asgari düzeyde olsa bir kabul sınırı çizmeniz gerekiyor. Henüz buraya giriş yok. Sadece daha çok konuşulan, onun silahlı boyutunun devre dışı bırakılması. Kürtlerin bu konuda bir yaklaşımı var. Onlar da en azından silahlı mücadeleyle gelinen yere gelindiğini, bundan ötesinin de kendisini tekrar eden yıkımlara yol açacağını, her iki tarafta da büyük kayıplara yol açacağını; eğer mümkünse farklı bir yolun denenmesi ve devreye konması noktasında Önder Öcalan, onun hareketi, Kürtler çoğunlukla da sahip çıktılar. Böyle bir stratejik yaklaşıma sahiplik ettikleri gözüküyor. Ama tabii dediğim gibi bölgesel gelişmeler, Türkiye'nin kendi iç dinamiğinde yaşadığı çok ciddi krizler var. Belki bunların toplamı diğerlerine kıyasla mesafe almaya daha da büyük katkılar sunabilir. Biraz yol da alınabilir. Bu olasılık da var tabii.

Ruşen Çakır: Şimdi burada tabii ki görüşmeleri yapan kişi Abdullah Öcalan ve biz burada sızan birtakım bilgileri, yani görüşme notlarını okuduğumuzda, ki siz oralarda daha fazlasına hâkim oluyorsunuzdur diye tahmin ediyorum, Öcalan'ın çok net bir şekilde bu sürece angaje olduğunu görüyoruz ve buradan bir şey çıkma ihtimaline çok ciddi bir şekilde inandığını görüyoruz, ben öyle algıladım. Şimdi Öcalan'ın bu söylediklerine baktığınız zaman ne diyorsunuz? Bir de sadece anladığımız kadarıyla İmralı Heyeti’yle de görüşmüyor. Bazı doğrudan aktörlerle de görüştüğü yolunda çok inandırıcı haberler de var. Ve en önemlisi de en azından Devlet Bahçeli tarafından, en son Meclis komisyonu tarafından da kendisine bir meşruiyet verildi. Bu işin rengini değiştirmiyor mu?
Mustafa Sarıkaya: Yani Önder Öcalan'ın bu konuda aldığı inisiyatif, geliştirmeye çalıştığı ya da iteklemeye çalıştığı süreç noktasında ciddi olduğu açık. Yani bu sizin de ifade ettiğiniz notlara da yansıyor zaten. Yani genel bir bölgesel küresel okuması var. Türk-Kürt ilişkilerine ilişkin ciddi bir okuması var. Bundan hareketle artık bu işin en azından silahlı çatışmalı boyuttan çıkarılıp Türkiye zemininde siyasal ve demokratik boyuta evrilmesi gerektiği konusunda net. Bu konuda yoğun bir çaba sarf ettiğini biliyoruz. Doğru, birçok görüşmeler yapıyor. En son Meclis’in de görüşmesi oldu. Meclis komisyonunun da görüşmeleri oldu. Bu konuda Kürt tarafı ve Sayın Abdullah Öcalan'ın özellikle bu başlayan sürecin başarıyla sonuçlanması açısından büyük bir irade ortaya koyduğunu biliyoruz. Sadece size yansıyan, kamuoyuna yansıyanın ötesinden de biliyoruz. Yani artık bir doyuma ulaştığını, bundan sonrasının hem Türkiye hem Kürtler açısından çok daha büyük felaketlere ve yıkımlara yol açabileceğini öngörüyor ve buna artık bir noktada bir çözüm üretmek gerektiğini düşünüyor ve bu konuda da çok ciddi bir inisiyatif almış durumda. Burada bir sorun yok açıkçası. Yani genel olarak özgürlük hareketi de Rêber Apo’yu takip ettiğini zaten ortaya koydu. Büyük oranda Kürtlerin de buna destek sunduğu da anlaşıldı. Ufak tefek farklı şeyler olsa da, farklı gruplar çevrelerinden itirazlar yükselse de ama ezici olarak Kürtlerin de bu sürecin bir doyuma ulaştığı, bir çözüme doğru ilerletilmesi gerektiği noktasında hemfikir oldukları, en azından ciddi destek verdikleri de anlaşılıyor. Dolayısıyla Kürt cephesi, Rêber Öcalan bu konuda kesin kararlı. O doğru, o yansıyor. Bu konuda çok yoğun çaba sarf ettiğini de biliyoruz. Yaşanan birçok tıkanıklığı geliştirdiği inisiyatiflerle açtığını da biliyoruz. Bu ara dönemde bir sürü kriz ve tıkanıklık süreçlerine de tanıklık ettik. Bunların tümü de bir anlamda İmralı'nın müdahaleleriyle aşıldı. Böyle bir irade var. Ama benim esas dikkat çektiğim nokta diğer cephenin tartışmaları, dili, yaklaşımı, yine hükümetin ortaklarının parçalı yaklaşımları dikkate alındığında süreç çok istenen düzeyde umutvar kılmıyor ve aynı zamanda tabii kendi içinde büyük riskler de barındırmaya başlıyor.

Ruşen Çakır: Burada Öcalan'dan bahsedilmişken, siz de yıllardır Batı'da yaşayan birisisiniz. Herkese soruyorum bunu. Size de sorayım. Bir dönem Öcalan'la birlikte belki de yer almış ama sonra kopmuş bazı kişiler ve gruplar, özellikle Avrupa'da diaspora diye tabir edilen ortamda bu sürece başından itibaren ve Öcalan'a çok sert eleştiri yöneltiyorlar. Siz de herhalde tanık oluyorsunuzdur bunlara yurt dışında. Buradaki argümanlar bir Öcalan karşıtlığı argümanı mı, yoksa daha ciddi bir sorgulama mı söz konusu?
Mustafa Sarıkaya: Yani tabii her ikisi de var sanırım işin içinde. Yani bazı kaygıları yaşayanlar var. Bunun üzerinden kaygılarını değerlendirme biçimine de büründürüp öyle sunan, o kaygılarını ifade etmeye çalışan çevreler de var. Ama bir kesimi de yani yıllardan beri bir anlamda sıkı Öcalan karşıtlığı üzerinden hep işi algıladılar ve onun siyaseti ya da dili olmaya çalıştılar. Yani var, izliyoruz tabii ki biz de bunları. Ama şunu söyleyebilirim rahatlıkla. Yani biz burada Kürtlerin içindeyiz ve eminim siz de orada daha yakından hem Bakur Kürdistan'da Türkiye'deki Kürtlerin nabzını tutuyorsunuzdur. Rojava'dan tutun diğer parça Kürdistan'a kadar Kürtlerin büyük çoğunluğu çok bunlarla alakalı değil ve özellikle geliştirilen süreci destekliyorlar. Sadece kaygıları var. Yani devletin özellikle yaklaşımlarından kaynaklı kaygıları var. Ama bütünlüklü olarak Kült halkının büyük çoğunluğu diyelim en azından, Rêber Apo’nun ve dolayısıyla Kürt Özgürlük Hareketi'nin bu sürece dair geliştirmiş oldukları hem stratejik yaklaşımlar hem taktik adımlar destek buluyor. Bu her süreçte oldu aslında. Yani özellikle tabii ki başlatılan süreç çok stratejik yeni veriler içeriyor, yeni yaklaşımlar içeriyor. Buradan hareketle birçok çevrede hem kaygıların tetiklediği farklı görüşler ya da ifadeler ortaya çıkabiliyor. Ama bir de dediğim gibi baştan beri her süreçte karşıtlık üzerine kendisini konumlandıran ve bunun sözcülüğünü yapan çevreler de var. Çok etkili olduklarını söyleyemeyiz.

Ruşen Çakır: Peki, burada şimdi Mustafa Bey hep konuştuğum sürgündeki siyasetçilerle, aslında sürgünde olmayanlarla da konuştuğumuzda ortadaki temel sorun şu: Karşılıklı bir güvensizlik var. Tarihi bir güvensizlik. Yani sonuçta bir çatışma söz konusu ve taraflar birbirine güvenmiyor ve siz de sıkıntılardan bahsederken hep karşı tarafın ya da devletin atmadığı adımlara referans veriyorsunuz. Ama onlar da size böyle bakmıyor mu? Onlar da size güvenmiyor. Onlar da sizden adımlar bekliyor. Yani ne demek istediğimi anlıyorsunuz. Yani sizin birtakım beklentileriniz var. Onların da birtakım beklentileri ve kaygıları var. Ve bu sonuçta birbirine doğru gitmesi gereken iki taraf sanki. Bu anlamda Kürt hareketi, görüştüğü, kendisine güvenmeyen kesimlerde güven artırıcı hareketler yaptı mı bugüne kadar?
Mustafa Sarıkaya: Yani doğru tabii. Yani herhangi bir sorundan söz etmiyoruz. Haklısınız. Yani nasıl ki Kürtlerin ve genelde o cephenin devlete ciddi bir güvensizliği varsa; kuşkusuz o da bir savaş tarafı, bir 40 yıllık çatışmanın tarafı olarak hatta aynı zamanda 100 yıllık Kürt politikasını neredeyse kılı kırk yararcasına oluşturmuş, uygulamış, sonuç almak istemiş bir akla sahip. Onların da tabii ki bu 40 yıllık çatışma zemininden hareketle bir güvensizlikleri var. Ama şöyle bir durum var sanırım. Ben yani devletin İmralı'da yaptığı görüşmelerde ardı sıra yaşanan gelişmeler, pratik gelişmelerden şu okumayı yaptığını açıkçası düşünüyorum. Yani Kürt hareketi silahlı mücadeleyi bitirme noktasında stratejik bir tercihte bulundu. Bu okumayı yaptıklarını düşünüyorum. Yani çünkü bu dediğim gibi sadece Türkiye ve Türkiye'de yaşanan çatışmaların tıkanmasıyla alakalı bir şey değil. Ne kadar farkında bilmiyorum. İşte giderek neredeyse daha da alevleniyor. Yarını bile okumanın zor olduğu bir bölgede yaşıyoruz. Doğu Akdeniz'den tutun tüm Orta Doğu'ya, İsrail denkleminden işte farklı küresel güçlerin bölgedeki farklı farklı hesapları neredeyse günübirlik çok yeni farklı gelişmelere yol açıyor. Yani Kürt Özgürlük Hareketi bunun içinde, bu tablonun içinde silahlı mücadelenin çok daha büyük yıkımlara ve yine başka başka elleri güçlendirmeye yol açacağını düşünüyor. Bu hareketle stratejik bir tercihte bulundu. Yani bizim ‘‘Karşıdan neden adım gelmiyor?’’ rahatlığımız belki de biraz bundan kaynaklanıyor. Bir karar var, bir irade var. Gerçekten de artık silahlı mücadelenin devre dışı bırakılması yönlü bir fikir var. Bu bir karara dönüşmüş durumda ve buna ilişkin bazı adımlar da atıldı. Onlar sembolik belki algılandı ama o sembolizmin ötesinde bir şey var. Yani işte silahların yakılması, PKK'nin feshi. Yine bu iç tartışmalardan hareketle konuşuyorum. Sadece yaşananların genel yorumu üzerinden söylemiyorum. Genel olarak bu konuda bir karar verme hali var. Şimdi böyle olunca bölgenin de karışıklığı dikkate alındığında, tehlikenin büyüklüğü dikkate alındığında devletin çok daha ciddi ve çok daha hızlı en azından — adım atmayı kastetmiyorum, şu veya bu pratik adım demiyorum — güven arttırıcı yaklaşımları geliştirmesi gerekirdi. Bu konuda yapılacak şey çok öyle... Biliyoruz, Kürt sorunu bugünden yarına çözülecek bir sorun değil. Yani bu süreç kendi içinde bir başarı dediğimiz noktayla noktalansa bile hemen çözülmüş olmayacak. Yani biz herhangi bir sorundan bahsetmiyoruz. İçinde taşıdığı bir sürü farklı sıkıntılar var. Ama genel niyet beyanı üzerinden devletin yaklaşımlarının yetersiz kaldığını söylüyorum. Bizim cephemize dönük ise onların Orta Doğu gerçekliğine, biraz da hayatın gerçekliğine çok da fazla uymayan öne çıkardıkları talepler var. Özellikle biliyorsunuz işte Suriye, Rojava üzerinden ciddi bir sıkıntı ile karşı karşıya kalıyoruz. Yani buradan hareketle bakıldığı zaman Kürt tarafı irade olarak bu konuda netliği yaşıyor. Sanırım devlet bu konuda bayağı bir parçalı. En azından ben öyle değerlendiriyorum. Özellikle de yürütmenin başında bulunan, yürütmeyi elinde bulunduran el, çok sürecin aktif öznesi konumunda gözükmüyor. MHP ya da o çevre etrafından hamle yapan ya da süreci bir noktaya doğru itekleyen güçlerle farklı pozisyonda olduğunu da insan düşünüyor. Bu dolayısıyla bazı en azından çok temel, dilden tutun belli pratik yaklaşımlarda küçük de olsa adımların atılmamasıyla biraz ortaya çıkıyor. Dediğim daha çok bu. Yoksa kocaman kocaman imzalar atılacak, Kürt sorunu işte anayasal değişiklik yok şu, bunu demiyorum. Yani kısa, küçük, temel, dilin değişiminden, yaklaşım değişiminden; topluma, farklı farklı çevrelere, sadece Kürtler için de söylemiyorum hem batıya hem doğuya güven veren, öz güven aşılayan, sorunun çözümüne dönük iradeyi daha keskin ifade eden yaklaşım zayıflıklarından bahsediyorum.

Ruşen Çakır: Bu bağlamda şunu da sormak isterim. Hemen hemen herkese bunu soruyorum. Taraflar karşılıklı olarak buradan geri dönüş olmadığını söylüyor. Yani hem Bahçeli söylüyor hem Kandil'den yapılan açıklamalar. Öcalan'ın söyledikleri de bu şekilde yorumlanabilir. Yani ‘‘artık gemiler yakıldı’’ deniyor. Şimdi gemiler yakıldı ama yani gemiyi açık denizde mi yaktılar yoksa bir karaya varıp mı yaktılar? Ne olacak, gerçekten geri dönüş yoksa nasıl bir süreç bizi bekliyor?
Mustafa Sarıkaya: Yani doğrusu ben Orta Doğu gibi bir yerde, Kürt sorunu gibi çok çetrefilli ve çok boyutlu bir meselede ve dolayısıyla kendisi içinde 42 yıllık çatışmayı barındıran bir sorunda, genel yaklaşımlar ve Orta Doğu gerçekliği dikkate alındığında bir taraf gemiyi yaksa bile gemi yanmayabiliyor. Yani yanmamış olabilir. Çünkü bu sadece bir tarafın ya da iki tarafın verdiği kararla ya da aldığı kararla da sınırlı bir şeyi ifade etmiyor. Doğru, yani herkes tehlikenin farkında. Bundan kaynaklı yeni bir çatışmanın hem bölgesel etkileri hem her iki toplum açısından yol açacağı sonuçlar açısından biraz daha olgunlaşmış bakışlar var. Ama burası dediğim gibi Orta Doğu. Biz 2013-15 sürecinde de bunu gördük. O zaman da aslında benzer yaklaşımlar vardı. Her ne kadar farklı itirazlar olsa da Erdoğan ve AKP'nin en güçlü dönemlerinden biriydi. Ve bayağı da bir mesafe de alınır gibi gözüküyordu. Ama bir günde işte Dolmabahçe Mutabakatı'nın tanınmaması, ardından gelişen ufak ufak parçalı olaylar ve bir anda biz hepimiz son 10 yılın neredeyse tüm topluma yayılmış çatışmalarıyla ve yıkımlarıyla karşı karşıya kaldık. Öyle bulduk kendimizi. Dolayısıyla şimdiki bölgede yaşanan gelişmeler, yaşanan sıkıntılar, bunun içindeki dinamikler dikkate alındığında yani gemiyi yaksan bile sadece senin yakmanla bitmiyor iş. Farklı farklı gemiler getirilir, önüne bırakılır.

Ruşen Çakır: Peki son olarak şunu sorayım. Abdullah Öcalan geçen Almanya'da bir toplantıya sizlere çağrı yaptı. "Dönün" çağrısı yaptı. Şu anda yasal düzenleme yapılmadı ama sürekli ertelenen bir beklenti var. Birtakım yasal düzenlemelerin olması ve sizlerin dönmesinin hukuki zemini büyük bir ihtimalle oluşabilir diyeyim. Hadi yine temkinli davranayım. Dönecek misiniz? Hazır mısınız?
Mustafa Sarıkaya: Yani tabii biz sonuçta o toprakların insanlarıyız. Orada bu mücadeleye başladık. Sorunumuzun da kaynağı orada. Ne yaptıysak orada gerçekten halkların kardeşliği, özgür, demokratik bir ortamda yeni bir yaşam kurma mücadelesi için yola çıktık. Bunun önü açılırsa, gerçekten de yasal demokratik zeminde kendimizi ifade edebileceğimiz ve güvence altına alınmış bir ortam oluşursa tabii ki Rêber Apo’nun çağrısına çoğunlukla icabet edip döneceğiz. Sonuçta dediğim gibi o toprakların çocuklarıyız. Oranın, o kültürün insanlarıyız. Her şeyiyle de oraya aitiz. Burada dediğiniz gibi işte diasporada ve mülteciyiz sonuçta. Yani ne yaparsak yapalım sonuçta farklı bir coğrafyada, farklı bir kültür ortamında yaşamak zorunda kalıyorsunuz. Kuşkusuz eğer yasal güvenceler, süreç öngörülen şekilde asgari birtakım garantilere bağlanır ve ilerlerse kuşkusuz gelmeyi istiyoruz, düşünüyoruz. Tercihimiz bu yönde olacaktır.

Ruşen Çakır: Peki son olarak ne söylemek istersiniz? Nasıl kapatalım yayını?
Mustafa Sarıkaya: Yani son olarak, gerçekten de süreç ilerlesin isteniyor. Doğru. Ama eğer bu konuda böyle ağır davranılırsa giderek provokasyon ve komploların zemini hep canlı kalıyor. Hatta büyüyor, tehlike, risk artıyor. Böyle devam ederse küçük bir dokunuş büyük yangınlara ya da büyük altüst oluşlara yol açabilecek tehlikeler içeriyor. Bu konuda herkesin, bunu sadece devlet açısından da söylemiyorum, herkesin, tüm ilgili çevrelerin daha sıkı, daha hızlı davranması gerekiyor. Çünkü çok kırılgan bir zeminde ilerliyor, farkındasınız eminim siz de. Her gün oradan buradan yeni yeni bozucu, etkin faaliyetler devreye girebilecek bir zemin var. Bunun önlenmesinin tek yolu da güven arttırıcı, hızlı, basit de olsa adımların atılması ve bu tür provokatif zeminin ortadan kaldırılması, en azından azaltılmasıdır. Bunu bekliyoruz. Yani eğer olmazsa giderek bu işi bozmaya dönük bir şeyler çok daha hızlı rol oynayabilir.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Mustafa Bey. Sağ olun yayınımıza katıldığınız için.
Mustafa Sarıkaya: Ben teşekkür ediyorum. İyi yayınlar.

Ruşen Çakır: Evet, yaklaşık 15 yıldır Avrupa'da sürgünde olan Demokratik Toplum Partisi eski genel başkan yardımcısı Mustafa Sarıkaya’yla çözüm sürecini konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
04.01.2026 Venezuela dersleri: “İç cepheyi tahkim”in ciddiyeti ve aciliyeti
04.01.2026 Erdoğan’ın uçağına hangi gazeteciler binebilir?
03.01.2026 Nedir şu ucuz kahramanlardan çektiğimiz!
02.01.2026 Devlet eliyle “sivil” eylem: Galata Köprüsü’nde Gazze buluşması
01.01.2026 2026’da sürprizlere hazır olalım
31.12.2025 2025: Ayakta kalmanın çok zor olduğu bir yıldı
30.12.2025 Yalova’da yaşananlara şaşıran var mı?
29.12.2025 Hafta Başı (63): Yalova'da yaşananların anlamı | 2025'ten geriye ne kaldı? | 2026'da neler olabilir?
29.12.2025 Yargı vesayetinde son perde
28.12.2025 2025’in ardından: “Beni sürecim senin sürecini döver!”
04.01.2026 Venezuela dersleri: “İç cepheyi tahkim”in ciddiyeti ve aciliyeti
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı