Türkiye normalleşebilecek mi?

12.04.2026 medyascope.tv

12 Nisan 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler. İzmir'den iyi pazarlar. Dün İzmir'e geldik. Bugün dönüyoruz. İzmir'de çok ilginç bir toplantıya davetliydik. Müge, yani eşim Müge İplikçi bir konuşma yaptı. Olay nedir? 8. İzmir Psikodrama Günleri. Bu yılki konusu, başlığı aidiyetmiş. Çok ilginçti, çok kalabalıktı. Çoğunluğunu kadınlar oluşturuyordu. Daha çok psikodrama deyince tabii ki psikologlar, psikiyatrlar ağırlıklı olmak üzere öğrenciler de vardı. İlginç bir deneyimdi benim için de ve şu anda gördüğünüz, benim kedilerin yerine onların o toplantı için hazırladıkları rozetle karşınızdayım ve aidiyet konuşuldu. Tabii ki çok boyutlu bir konu bu. Herkes ayrı açılardan ele aldı. Müge en son yaptığı "Sahte Cennetten Kaçış" romanından hareketle bir şeyler söyledi, anlattı. Çok güzel sorular geldi vesaire ve aidiyet üzerinden ben de bugün size bir şeyler söylemek istiyorum ama bunun ötesinde tabii ki kimlik meselesi, herkesin kimlikleri meselesi ama bir de bu ülkede, Türkiye'de hep beraber yaşıyor olma meselesi. O yaşıyor olma meselesini sürdürüp sürdürememe meselesi.
Türkiye çok ciddi bir şekilde kutuplaşma içerisinde, çok kritik dönemler yaşıyor ve İzmir benim için bu anlamda şöyle anlamlı. Şimdi tekrar baktım bu yayından önce; şu anda size bu kaydı yaptığım, kaldığım otele çok yakın bir yerde — o tarihte Periscope uygulaması vardı biliyorsunuz, zaten Medyascope'un temelini de Periscope üzerinden yapmıştık — ben tek başıma HDP'nin Haziran seçimleri mitingini izlemeye gelmiştim ve o miting çok çarpıcı gelmişti bana. İzmir'de HDP, Selahattin Demirtaş, ki dün onu ele almıştım biliyorsunuz. Ondan sonra hemen ileride bir yerde miting bittikten sonra bir palmiyenin altına oturup, çöküp daha doğrusu, çok yorulmuştum, Periscope’ta canlı yayın yapmıştım ve miting değerlendirmesi, Mayıs'ın 20'si olsa gerek. 2015, benim ilk Periscope yayınlarımdan birisi. Artık Periscope yok. O tarihte vardı ve yeni yeni gelişiyordu. Acayip sayıda insan izliyordu. Bir pazar günüydü diye hatırlıyorum. Deli gibi insanlar izliyor, yorumlar yazıyor vesaire. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Çok büyük bir ilgi vardı. HDP'nin yükselişi, HDP'nin Türkiye partisi olma iddiası ve %10'un çok üzerinde bir oyla zaten bunu gösterdi.
O dönem Türkiye'de çok önemli, kritik bir dönemdi. Türkiye'nin normalleşmesi dönemiydi aslında o. AKP iktidarının, ki o tarihte 13. yılındaydı AKP iktidarında, artık onun bitmesi ve Türkiye'de bir koalisyonun doğması dönemiydi 2015 Haziran seçimleri. AKP tek başına kazanamadı ilk kez ve Erdoğan ülkeyi oyaladı. Ve bu arada ülke tam bir kaosa sürüklendi. Her yerde, özellikle büyükşehirlerde çok sert terör eylemleri, katliamlar yaşandı peş peşe ve Erdoğan öylece ülkeyi yeni bir seçime götürdü. Şimdi biliyorsunuz bugünlerde ara seçim tartışmaları açmaya çalışıyor CHP. Erdoğan orada ülkeyi hızlıca birkaç ay sonra tekrar seçime götürdü ve o yarattığı anormal ortam sayesinde, güvenlik endişesine düşen seçmenin yeniden desteğiyle yeniden tek başına iktidara geldi Erdoğan ve ülkeyi normal yolundan çıkarttı. Ondan sonra da yaklaşık bir yıl sonra darbe girişimine tanık olduk. Fethullahçıların darbe girişimi. Onun ardından da olağanüstü hal vesaire diyerek Türkiye normal gidişatının çok dışına çıktı; ülke olağanüstü halle, baskıyla, otoriterliğin pekişmesiyle yol aldı ve bunu yaparken siyasi iktidar bir yandan da kutuplaşmayı teşvik etti.
Kutuplaşmanın değişik yolları var. Mesela kısa süre önce çözüm süreci yaptığı Kürtlerle, Kürt hareketiyle bir savaşa girdi ve terör üzerinden şeytanileştirdi. Bir kutuplaşma yarattı. Daha sonra birlikte yıllarca ittifak yaptığı Fethullahçıları düşman ilan etti. Oradan başka bir kutuplaşma yarattı. Böyle böyle kutuplaşmalarla Erdoğan Türkiye'yi yönetmeye devam ediyor ama tek başına yönetmiyor aslında. MHP ile kurduğu bir ittifak var ve iki taraf da birbirine mecbur. Ve burada son olarak başka bir şeyi gördük. CHP'yi kriminalize ederek kutuplaşmayı sürdürmek isteyen bir Erdoğan var. 19 Mart süreci bunun örneğiydi ve bu hâlâ sürüyor ve sürekli olarak insanları bir şekilde birbirleriyle çatışan taraflar haline getirmeye çalışıyor. Ya da CHP'ye diyor ki: "Gelin Ankara'da kalın, başka bir şey yapmayın." Türkiye bunu hak etmiyor. Türkiye normalleşmek zorunda, normalleşmeye mahkûm. Aksi takdirde bu ülke hiçbirimizin işine yaramayan bir yer haline gelebilir. Bunu özellikle vurgulamak lazım. Erdoğan Türkiye'de kutuplaşmanın bütün unsurlarını teker teker, mümkün olan tüm kutuplaşma yöntemlerini teker teker kullandı ve bunları tüketti. Bunları tüketirken aslında Türkiye'yi de tüketti.
Şu anda Türkiye'nin çok ciddi bir şekilde normalleşmeye ihtiyacı var. Kutuplaşmadan arınmaya ihtiyacı var. Siyasi duruşu, etnik kimliği, mezhebi, dini inanışı ne olursa olsun herkesin onlara sahip çıkarak ama birlikte Türkiye'ye sahip çıkan bir perspektifte buluşması gerekiyor. Bunun olabilmesi için Türkiye'nin her şeyden önce hukuka ve özgürlüklere ihtiyacı var. Ve bunlar yok. Bunlar olmadığı için de Türkiye'nin normalleşmesi mümkün gözükmüyor. Türkiye'nin tekrar 2015 Haziran seçimi öncesini yaşayabilmesi ve ondan sonra 2015 Haziran seçimlerinden sonraki o kaotik dönemi bir daha yaşamaması gerekiyor. Şu haliyle bakıldığı zaman siyasi iktidarın böyle bir niyeti yok. Ülkeyi olabildiğince normallikten uzak, kutuplaşma temelinde yürütmeye çalışıyor ve buna karşı 19 Mart'ta — bir yılı geçti artık — tepkisini koyan toplumun, CHP'nin etrafında en azından yapmışlardı, buradan bir çıkış yolu bulabilmesi gerekiyor. Evet, bugün biraz iç dökme gibi oldu ama İzmir, İzmir'deki o palmiye ağacı, izlediğim toplantı bana bunları düşündürttü. Onun için tekrar söylüyorum: Umarım Türkiye en kısa zamanda yeniden normal bir ülke olur.
Peki, bugünün ithafı... İstanbul doğumlu ama çok erken yaşta göç etmiş, sinemanın çok büyük bir ismi Elia Kazan. Aslen Kayserili bir Rum ailenin çocuğu olarak İstanbul'da doğuyor ama küçük yaşta Amerika Birleşik Devletleri'ne gidiyor ve orada tiyatro, sinema derken sinemanın en büyük isimlerinden biri oluyor Elia Kazan. Şurada gördüğünüz filmlerin her biri bir başka şaheser. Öyle diyelim. ‘‘İhtiras Tramvayı’’, ‘‘Rıhtımlar Üzerinde’’, ‘‘Cennetin Doğusu’’, ‘‘Amerika, Amerika’’... Bütün bunların her biri oyuncularıyla da çok kıymetli. James Dean ya da Marlon Brando, birçok isimle birlikte çalışmış müthiş bir yönetmen Elia Kazan ve belli bir tarihten itibaren Türkiye'ye daha sık geldi. Türkiye'ye çok gelmiş 60'lı yıllarda. Ailesinin kökeni olan Kayseri'ye gitmiş. Oralarda gezmiş. Köyünü bulmuş. Daha sonra İstanbul'a gelmiş. İstanbul'da festivalde jüri başkanlığı yapmış ve hatta galiba Türkiye'deki bir filmde de oynamış diye hatırlıyorum. Hangi filmdi? Ona şimdi çok emin olamadım. Ha evet, şimdi baktım; Zülfü Livaneli'nin ‘‘Sis’’ filminde küçük bir rol almış. Sinema denince akla gelen bir isim Elia Kazan. Kolay kolay unutulacak bir isim değil ve tabii ki onun ülkemizin bir parçası olması bence apayrı bir gurur vesilesi. Öyle söyleyeyim. Elia Kazan 94 yaşında, 2003 yılında hayatını kaybediyor. Osmanlı'da doğmuş, yani 1909 yılında Osmanlı döneminde doğmuş. Daha sonra Amerika Birleşik Devletleri'nde, New York'ta – ki birçok filmi New York'u anlatır – hayatını kaybetmiş. Elia Kazan'a vatandaşımız diyelim bir şekilde. Elia Kazan'a saygılarımla. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
19.04.2026 Mansur Yavaş’ın “topluca bir karar almamız gerekiyor” çağrısının anlam ve önemi
18.04.2026 Gülistan, Rojin, Rabia, Nadira, Burak ve diğerleri
17.04.2026 Okul saldırıları: Tabii ki siyasi
16.04.2026 Kindar nesil
15.04.2026 Özgür Özel AKP’lilerin aklını çelebilir mi?
14.04.2026 Çözüm sürecini esas olarak Öcalan’ın statüsü sorunu tıkıyor
13.04.2026 Netanyahu ve diğer İsrail yöneticileri niçin Erdoğan’ı hedef alıyor?
12.04.2026 CHP muhalefette niçin yalnız kaldı?
12.04.2026 Türkiye normalleşebilecek mi?
11.04.2026 Sürecin ve Türkiye’nin Demirtaş’a ihtiyacı var
19.04.2026 Mansur Yavaş’ın “topluca bir karar almamız gerekiyor” çağrısının anlam ve önemi
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı