Vahap Coşkun: “Öcalan’ın statüsü konusunda Erdoğan ile Bahçeli arasında asgari mutabakat olmalı”

06.05.2026 medyascope.tv

6 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Evet, Vahap merhaba. Vahap, sana da onu söyleyeyim, tam onu diyordum; Öcalan'ın statüsü meselesi çok kritik bir konuydu. Hâlâ öyle. Çünkü Öcalan'ın kendisi, İmralı'dan yapılan açıklamalar ve DEM Parti adına yapılan açıklamalarda en çok dile getirilen husus buydu. Devlet Bahçeli daha önce de bunu dile getirmişti ama bir karşılık alamamıştı. Dün bunu çok daha vurgulu bir şekilde anlattı. Dünkü konuşmanın neredeyse tamamı bu konuya hasredilmişti. Sen de gördün. Ne diyorsun? Hakikaten bu kritik eşik aşılıyor mu?
Vahap Coşkun: Önemli bir konuşma. Kimisi tıkanma olarak ifade ediyor, kimisi gecikme olarak ifade ediyor ama sürecin bir sorunla karşı karşıya olduğu açık. Tam bu noktada Bahçeli önemli bir konuşma yaptı. Bu konuşmada üç önemli hususu vurguladı. Birincisi Öcalan'ın statüsü. Bu hem DEM Parti hem PKK tarafından sürekli gündeme getirilen bir konu. Öcalan'ın kendisi tarafından da sürekli altı çizilen bir mesele. Diğeri yasal düzenleme ve üçüncü olarak da Orta Doğu'nun gerginleşen ortamında bu süreci başarıya ulaştırma mecburiyeti. Aslında bir bütün olarak baktığımızda Bahçeli'nin istikrarlı bir şekilde süreçte söylemini devam ettirdiğini görebiliriz. Yani süreci Orta Doğu bağlamında okuması, süreç içerisinde adım atılması gerektiğini söylemesi ve aynı zamanda Öcalan'a bir statü tanınması ifadesi. Dünkü konuşmanın belki bir önemli özelliği; ‘‘Öcalan'ın statüsü önemlidir, bu statü sorunu çözülmeden süreç sağlıklı bir şekilde ilerleyemez’’ diye bunu çok keskin bir şekilde belirtmesi ve bir de bir öneri getirmesi; ‘‘barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü’’ diye. Çoğu kişi bunu Öcalan'a bir koordinatörlük vermek gibi algıladı. Öyle tanımladı. Ama ben konuşmanın bütününe baktığımda ‘‘Öcalan koordinatör olsun’’ gibi bir teklif görmedim burada. Aslında benim görebildiğim, Bahçeli bir tür kurumsallaşma istiyor ve bu sürecin bütünlüklü bir biçimde ele alınması gerektiğini ifade ediyor. Konuşma metninden bakıyorum. Mesela bu sürecin toplumsal onarım, siyasal normalleşme, demokratik katılım, kardeşlik hukuku, kamu düzeni, milli güvenlik ve huzurlu gelecek... Yani oldukça kapsamlı bir tarif yapıyor. Bütün bu başlıklar altında süreci yürütecek bir kurumsallaşmadan bahsediyor. Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü dediği koordinatörlük... Tabii ki farklı isimler konulabilir. Öcalan'ın da bu koordinatörlüğün altında yasal bir statü ile bir görev yapması gerektiğini ifade ediyor. Yoksa koordinatörlüğün sahibi elbette ki devlet olacak. Koordinatörlüğü yürütecek olan devlet olacak. Öcalan burada hukuki bir pozisyonla yer alacak. Bahçeli'nin bence tarif ettiği kurumsallaşma ve Öcalan'a biçtiği misyon bu. Bu, Öcalan'ın şubat ayında yaptığı açıklamayla da paralel. Sen onun haberini yaptın, bugün sabahki yorumda da onu ifade ettin. Öcalan orada çok dikkat çekici bir cümle kullanıyordu. "Ben bu süreç belirlenen sınırlar dahilinde ilerlerse devletin demokratik kanadı olmaya hazırım" minvalinde bir cümle kurmuştu. Toplumun demokratik kanadı değil veya işte halkın demokratik kanadı değil, doğrudan devletin demokratik kanadını ifade eden bir yaklaşımda bulunuyordu. Bu anlamda bir paralellik olduğu kanaatindeyim. Aslında dün çok ilginç bir şey oldu. PKK bir açıklama yaptı silah bırakmanın yıl dönümü vesilesiyle. Orada iki hususu dile getirdi: Öcalan'ın statüsü ve yasal düzenleme. Bahçeli, Öcalan'ın statüsü ve yasal düzenleme açıklaması yaptı. Sonra DEM Parti de Bahçeli'nin yapmış olduğu bu çerçevenin altına imza attığını ifade etti. Dolayısıyla üç önemli aktör; DEM Parti, Öcalan ve Bahçeli neredeyse aynı çerçeve üzerinden konuştular. Bu anlamda ciddi bir benzerliğin olduğunu ifade etmek gerekiyor.

Ruşen Çakır: Şimdi burada çok önemli bir bölüm var. Bunu Burak Bilgehan'la da konuştuk, sabahki yaptığım yayında da vurguladım. Devlet içerisinde uyum talep ediyor Bahçeli. Diyor ki: "Kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı unsurları aynı hedefe bakmalı, aynı istikamete yürümeli, aynı tarihi sorumluluğun ağırlığını taşımalıdır." Belli ki bir sorun var.
Vahap Coşkun: Evet. Yani eğer Bahçeli'nin istediği düzeyde bir bütünlük olsaydı bu üç yapı arasında, yani kabine, ortaklar ve bürokrasi arasında Bahçeli'nin istediği bir kıvam olsaydı bu tür bir uyarıyı yapma gereği duymazdı. Demek ki süreç içerisinde devletin içerisindeki farklı odaklar, farklı bürokratik yapılar süreç konusunda aynı kanaati taşıyor değiller. Bu anlaşılabilir bir şey ama daha da önemli bir husus bence oradaki kabine vurgusu. Yani kabinedeki bakanlardan demek ki bazılarının yapmış olduğu açıklamalardan veya Cumhur İttifakı'nın ortaklarının yapmış olduğu açıklamalardan bir rahatsızlık söz konusu. O nedenle, ‘‘bunu gündelik bir siyasete alet etmeyelim, bu tarihi bir sorunu çözme iradesidir, o nedenle birlikte ve aynı hedefe doğru hareket edelim’’ şeklinde bir açıklama var. Dolayısıyla burada evet, bir sorun var. Bu soruna yönelik kendi duruşunu ortaya koyan bir yaklaşım olduğunu söylemek mümkün.

Ruşen Çakır: Tabii burada en kritik husus Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın pozisyonu. Şimdi perşembe günü bir araya geldiler. Perşembe gününden bir gün önce Erdoğan konuşmasında bayağı bir sürece sahip çıkmıştı. Daha önce olmadığı kadar sahip çıkmıştı. Perşembe bir araya geldiler, salı bu yapıldı. Herkese bunu soruyorum, bir anket gibi oldu ama Bahçeli, Erdoğan'la mutabık kaldığı için mi bu konuşmayı yaptı yoksa Erdoğan'la sorunlar, mesela statü konusu en kritik konu, sorunlar hâlâ sürüyor da ona bir tür mesaj mı yolluyor? Sen ne düşünüyorsun?
Vahap Coşkun: Yani bu kadar kritik bir konuda iktidar ortakları arasında en azından asgari bir mutabakat olmadan bir açıklama yapması bana biraz zor geliyor. Muhtemelen nüanslar vardır iki siyasal parti ve iki siyasal lider arasında ama en azından bu konu konuşulmuştur. Bu statü konusu da konuşulmuştur ve orada bir asgari mutabakata varıldıktan sonra bu tür bir açıklama yapmayı gerekli görmüştür Bahçeli. Tabii bu statü meselesi de oldukça tartışmalı bir mesele. Yani Öcalan'ın statüsü derken ne kastediliyor? Burada çok farklı tarifler var bildiğiniz gibi. Örneğin DEM Parti'den Pervin Buldan bunu bir ‘‘başmüzakerecilik’’ olarak nitelendirmişti. Yine PKK'den dün yapılan açıklamada "Öcalan bizim başmüzakerecimizdir" denildi. Yani bir başmüzakerecilik konumunun verilmesi gerektiği ifade ediliyor. Ama diğer taraftan statünün farklı bir şekilde ele alınması da mümkün. Yani Öcalan'la ilgili örneğin bir umut hakkı düzenlemesi yapılarak hukuk içerisinde farklı bir statü tanınabilir veya fiili olarak Öcalan'ın çalışma koşullarının düzeltilmesinden müteşekkil bir statüden de bahsedilebilir. Dolayısıyla evet, bir statü tanınsın deniliyor, bir statü belirlensin deniliyor ama bu statünün ne olacağı, bu statünün hukuki olarak neye tekabül edeceği, bu statünün hukuki mi daha ziyade fiili bir statü mü olacağı şeklinde henüz bir netlik yok burada. Yani bu netlik bence iktidarda da yok. O nedenle Bahçeli de zaten fikrini dile getirirken "Bu benim önerim, başka öneriler de dile getirilebilir ama bu meselenin açıklığa kavuşturulması gerekiyor, asıl önemli olan budur" diyor. Dolayısıyla ben bu konunun iktidar ortakları arasında konuşulduğunu, belirli bir noktada ortaklaşıldığını, her konuda olmasa bile belirli bir noktada ortaklaşıldığını ve ondan sonra bu tür bir açıklama yapıldığını düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Burada tabii şöyle bir husus var, sen de demin bahsettin. Öcalan'a görev tanımı yapıyor. "PKK kurucu önderinin bu çerçevede görev yapması" diyor. Bu devlet, yani Öcalan'ın devletin bir parçası haline gelmesi ki sen bahsettin, o benim yaptığım haberde de vardı; Öcalan da zaten "Ben devletin demokratik kanadı olayım" diyor. Şimdi sen orada yaşıyorsun, biz burada yaşıyoruz. Bunca bir tarihi yaşadık. Neler yaşadık, neler gördük yani bütün bu süreçte. Bu nokta Türkiye için çok acayip bir nokta değil mi? Yani Öcalan'ın bir şekilde şu ya da bu şekilde, şu ya da bu nedenle yıllar sonra devletin bir parçası olması...
Vahap Coşkun: Evet. Aslında Bahçeli'nin yaptığı konuşmada da bu görev tanımının neye tekabül ettiği net bir şekilde ifade ediliyor. Yani "Öcalan'ın bir statü açığı varsa bu Türk devletinin menfaatlerini gözeterek ve çözüm sürecinin başarıya ulaşmasını sağlayacak şekilde düzenlenmelidir" deniliyor. Yani niçin bir statü vereceğini açık bir şekilde ifade ediyor ve dolayısıyla bunun devletle bağlantılı bir statü olacağını da o satır aralarından çıkartmak mümkün. Tabii bunun Bahçeli'nin ağzından dile getirilmesi, Öcalan'ın da işte devletle, devletin amaçları doğrultusundaki bir yapının içerisinde görevlendirileceğinin veya statülendirileceğinin ifade edilmesi oldukça ilginç. Ama Ruşen abi şunu söyleyeyim; Bahçeli'nin söyledikleri sözlerin normalleştirici bir etkisi var. Yani Bahçeli mesela "kurucu önder" dedi ve daha önce başka birileri bunu söyleseydi muhtemelen onlar için bir cezai müeyyide gerekçesi olurdu. Ama bu son derece normalleşti. Artık Bahçeli hemen her konuşmasında Öcalan için "PKK'nin kurucu önderi" ifadesini kullanıyor ve artık buna toplumda da çok büyük bir reaksiyon gelmiyor. Yine dün mesela bir koordinatörlükten bahsetti. Öcalan için bir statü talep etti. Bu da çok büyük bir tepki görmedi. Elbette ki milliyetçi kanatta, özellikle işte Zafer Partisi'nde, İYİ Parti'de tepkiler var ama onlar zaten sürecin başından beri buna tepki gösteriyorlar. Fakat toplumda bunun çok büyük bir yankısı olmuyor. Dolayısıyla burada Bahçeli'nin bu sözlerinin bir normalleştirici etkisi var. Bu toplumda nasıl karşılanacaktır? Bence bunu belirleyecek olan sürecin gidişatı olacaktır. Eğer Öcalan'a bir şekilde fiili veya hukuki bir statü tarif edilir, bu statü üzerinden de süreç ilerlerse, PKK'nin tamamıyla silahsızlandırılması gerçekleşirse, silah bütünüyle tasfiye olunursa bu toplum buna büyük tepki göstermez. Toplum bunu kabul eder. Kabul edeceğinin emarelerini de veriyor zaten.

Ruşen Çakır: Vahap çok teşekkürler. Bu arada gözünüz aydın, Süper Lig'e çıktınız.
Vahap Coşkun: Evet.

Ruşen Çakır: Bayağı bir heyecan oldu. O zaman son olarak onu da söyleyeyim. Şimdi bizim Ferit, Amedspor Başkanı'na ‘‘Amedspor'un çıkmasında sürecin etkisi oldu mu?’’ diye sordu. Ben sana tersten sorayım; tıkandı ya da tıkanmadı, açık ya da değil, sürecin gelişiminde Amedspor'un Süper Lig'e çıkmış olması pozitif bir rol oynar mı? Yoksa...
Vahap Coşkun: Elbette bu spor da futbol da iki yönlü bir şekilde kullanılabilecek bir araç. Yani siz futbolu birleşmeye, bütünleşmeye yönelik bir araç olarak da kullanabilirsiniz, ayrışmaya yönelik bir araç olarak da kullanabilirsiniz. Amed'in varlığı bir kere son derece önemli bir fırsatı ifade ediyor. Yani Amedspor ile ilişkiler iyi bir şekilde kurulursa, Amedspor ile diğer kulüpler arasındaki ilişkiler sağlıklı bir şekilde kurulursa bu Türkiye'de birçok şeyin olduğu gibi bu alanın da normalleşmesine, hatta siyasal tansiyonun düşmesine de katkıda bulunabilir. İşte büyük kulüpler, 17 kulüp buraya gelecek; Amed 17 kulübe gidecek. Burada ilişkilerin daha insani bir düzeyde kurulması, sporun ruhuna uygun bir şekilde kurulması bu anlamda bir katkı sağlar hiç kuşkusuz. Ama şunu da söyleyelim, bu bir tehlike de barındırıyor. Yani Amedspor üzerinden de birtakım provokasyonlar yapılmak istenebilir. Bu anlamda herkesin tetikte olması lazım. Öncelikli olarak siyasi aktörlerin tetikte olması lazım, aynı zamanda kulüplerin de tetikte olması lazım. Kulüp yöneticilerinin de bu hassasiyetle bu süreci yürütmeleri gerekiyor. Ben iyi yönetildiği takdirde bunun ciddi manada bir fırsat olduğunu düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Vahap, yayınımıza katıldığın için.
Vahap Coşkun: Ben teşekkür ederim.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
09.05.2026 Burcu Köksal'ın AKP'ye katılacak olmasının düşündürdükleri
06.05.2026 Vahap Coşkun: “Öcalan’ın statüsü konusunda Erdoğan ile Bahçeli arasında asgari mutabakat olmalı”
06.05.2026 Burak Bilgehan Özpek: “Bahçeli kurucu devlet aklının sözcüsü olma iddiasında”
03.05.2026 Soylu mu siyaseti bırakıyor, siyaset mi Soylu’yu?
26.04.2026 Demirtaş Öcalan’ın rakibi mi?
26.04.2026 Muhtemel CHP iktidarı kimleri korkutuyor?
25.04.2026 Gülistan Doku cinayetinin aydınlatılmasını kimler nasıl engelledi?
24.04.2026 Çözüm sürecini Erdoğan mı tıkıyor?
24.04.2026 Haftaya Bakış (313): Erdoğan sürece mührünü vuracak mı? | CHP'nin yeni yol haritası
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı