Zübeyir Aydar ile söyleşi: Sürgündeki Kürt siyasetçiler çözüm sürecine nasıl bakıyor?

27.12.2025 medyascope.tv

27 Aralık 2025’te medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Sürgündeki Kürt siyasetçilerin sürece nasıl baktığını tartışmaya devam ediyoruz. Şimdi 30 yılı aşkın süredir yurt dışında olan eski milletvekili Zübeyir Aydar'la birlikteyiz. Zübeyir Bey, merhaba.
Zübeyir Aydar: Merhaba.

Ruşen Çakır: 30 yılı aşkın dedim, galiba 31 yıldır mı yurt dışındasınız?
Zübeyir Aydar: 31,5 diyelim.

Ruşen Çakır: Peki, size hemen şeyi sorayım. Geçen Abdullah Öcalan Almanya'da bir toplantıya yolladığı mesajda yurt dışındaki siyasetçilerin, aydınların, sürgündekilerin dönmesi çağrısı yaptı. Sizin için de bu çağrının bir anlamı var mı? Siz de yasal koşullar el verirse dönmeyi düşünüyor musunuz? Hazırlık yapıyor musunuz?
Zübeyir Aydar: Şimdi yasal koşullar el verirse döneceğiz. Bu konuda kendimizi hep buralarda misafir olarak gördük. Hâlâ misafiriz. Koşullar oluştuğunda döneceğiz.

Ruşen Çakır: Peki o zaman hemen sorayım. Koşullar oluşacağa benziyor mu? Nasıl görüyorsunuz? Bir yılı aşkın süredir devam eden, sizin de çok yakından takip ettiğinizi bildiğim bir süreç yaşanıyor. İnişli çıkışlı gidiyor ve detaylara siz eminim benden daha fazla hâkimsinizdir. Bu mümkün olacağa benziyor mu?
Zübeyir Aydar: Yani mümkün olması için çalışıyoruz. 15 aydır süren bir süreç var. Bugüne kadar gelmiş olması iyidir. Ama yani bize göre çok yavaş gidiyor. Fakat bu şu anlama gelmiyor; yani biz bu süreçten memnun değiliz veya buna karşı farklı bir tutumdayız. Hayır. Biz sürecin hızlanarak devam etmesini istiyoruz. Bunun için de bu çabanın içindeyiz. Kuşkusuz o sürecin bir parçasında dönüşler de olacak ve kendimizi de ona göre hazırlıyoruz.

Ruşen Çakır: Peki burada şimdi başa saralım. Devlet Bahçeli başlattı bu süreci. Siz milletvekiliyken Devlet Bahçeli Meclis’te miydi şu anda emin olamadım ama şahsen de tanıyor olabilirsiniz o anlamda söyleyeyim ama hareketini, partisini biliyorsunuz. Geçen çözüm sürecinin de en sert muhalifi olan parti ve lideriydi. Bu sizde nasıl bir duygu yarattı, Devlet Bahçeli'nin bu olayın başlatıcısı ve taşıyıcısı olması?
Zübeyir Aydar: Bu bizim açımızdan önemlidir. MHP gibi bir partinin bu soruna güvenlikçi değil de diyalog yoluyla bir çözüme gelmesi, gelmiş olması, bunun çağrısını yapıyor olması bizim açımızdan değerlidir. Ki MHP'yi biliyoruz, tanıyoruz. Umarım ciddi bir paradigma değişikliğidir ve temennimiz ortak yerde buluşmadır.

Ruşen Çakır: Peki şunu da sorayım o zaman, MHP demişken CHP'ye de geçeyim. Siz, yanlışım varsa düzeltin, yıllar önce Sosyal Demokrat Halkçı Parti'nin il başkanlığını da yaptınız Siirt'te. Yanılıyor muyum?
Zübeyir Aydar: Yok, yaptım. Evet.

Ruşen Çakır: Evet yaptınız ve milletvekili ilk oradan mı seçilmiştiniz? Ona emin olamadım.
Zübeyir Aydar: Evet. Oradan HEP’le bir ittifak var ya, ittifak çerçevesinde seçildik.

Ruşen Çakır: Sizin bildiğiniz bir hareket, tabii zamanla çok değişti, dönüştü. Cumhuriyet Halk Partisi en son İmralı Heyeti’ne karşı çıkması ve temsilci vermemesiyle sizin çevreler tarafından çokça da eleştirildi. Onu biliyoruz son olayı ama komisyona girdi. Nasıl görüyorsunuz, Cumhuriyet Halk Partisi bu süreçte sizin beklentilerinizi karşılıyor mu?
Zübeyir Aydar: Karşılıyor diyemeyiz ama Cumhuriyet Halk Partisi'nin komisyonda olması ve sürece destek vermesini önemli buluyoruz. Özgür Özel'in konuşmaları da bu anlamda aslında Cumhuriyet Halk Partisi'nin tavrından daha ileridir. Yani o işte 22 Ekim 2024'te Bahçeli'nin çağrı yaptığı sabah, ‘‘Abdullah Öcalan gelsin Meclis’te konuşsun’’ dediği gün öğleden sonra Özgür Özel ‘‘Ben el yükseltiyorum, Kürtlere devlet vadediyorum, gelin bu devleti sizin de devletiniz yapalım.’’ dedi. Tam da orası önemli. Yani Özgür Özel onun gereklerini yerine getirmeli. O çerçevede durmalı. Biz de tabii ki o devlete ortak olmak istiyoruz. Yani o devletin ‘‘bizim devletimizdir’’ diyebileceğimiz duruma gelmesini istiyoruz.

Ruşen Çakır: Bu bağlamda o zaman Öcalan'ın 27 Şubat açıklaması, orada dile getirdiği hususlar, ki biliyorum özellikle diasporadaki Kürtlerin bazıları çok kızdı buna. ‘‘Her türlü kültüralist talepten vazgeçiyoruz, böyle bir şeyimiz yoktur’’ demesi, yani tek devlet çatısı altında Türkiye'de Kürtlerin olması meselesi bayağı bir tepki de yarattı. Yanılıyor muyum? Siz daha iyi görüyorsunuzdur orada.
Zübeyir Aydar: Başkan Abdullah Öcalan milliyetçi yaklaşımları doğru bulmuyor ama demokratik bir çözümde ve bunu demokratik bir ulus çerçevesinde çözümde meseleyi görüyor. Burada tabii Kürtlerin dil ve kültürel hakları var. Kürtlerin kimlik ve kendi kendini yönetme hakları var. Demokratik entegrasyondan bahsediyor. Yanlış anlaşılmasın. Milliyetçi yaklaşımlar reddediliyor. Yoksa diğer haklar ve temel haklar reddedilmiyor. Meseleye daha geniş çerçevede bakarsan mesele daha rahat görünür.

Ruşen Çakır: Bu bağlamda şimdi geçen konuştuğum yurt dışındaki arkadaşlarınız özellikle komisyona sunulan raporlardan dolayı bayağı bir hayal kırıklığına uğramışlar. Özellikle MHP'nin raporu, ki MHP başlatan ama MHP net bir şekilde Kürt sorunu olmadığını söylüyor raporda. Siz de bakmışsınızdır diye tahmin ediyorum. Bunlar önemli şeyler mi yoksa bir şekilde Meclis’te, komisyonda herkesin mutabık kalacağı bir rapor hazırlanır ve süreç yola devam eder diye mi düşünüyorsunuz?
Zübeyir Aydar: Şimdi ben bütün partilerin raporlarına baktım. MHP raporu gerçekten yani bu konuda kabul edilebilir bir rapor değil. Sürecin ruhuna uygun bir rapor olarak görmüyoruz. Tamamıyla işte bizlerin, yani en sonunda tamam, yani hiçbir biçimde bir Kürt sorununun adını koymuyor ve "Kürt sorunu yok" diyor. Buradan hareket ettiğin zaman bir çözüme varmak o zihniyetle mümkün olmuyor. Bu anlamda bu değişmeli diyoruz. Yine çok da üstenci bir dil kullanılmış. Yine AKP raporu, hakeza orada da "Kürt sorunu var" diyor, evet. Erdoğan'ın Diyarbakır konuşması ve bazı konuşmalardan örnekler var ama meseleye kapsamlı bir çözüm yok. Her iki raporda da güvenlikçi yaklaşım var. Yani tek başına işte bir kanunla bir güvenlikçi yaklaşım. O yaklaşımı doğru bulmadığımızı söyleyebilirim. Yani o raporlar temelinde sorunu çözmek mümkün değil. Mümkün değil. Yani istersen diğerlerininkinden de bahsedebilirim. Yani CHP'nin raporu da yüzeysel bir seçim bildirgesi biçiminde; bu demokratikleşme arayışı çerçevesinde ortaya konulan taleplere karşı değiliz, CHP'nin orada "Şu düzelsin, şu düzelsin" dediği şeyde. Ama Kürt sorununun adını koyuyor, "Var" diyor ama sorunun çözümünü koymuyor. Palyatif bazı tedbirler, işte önermeler yapıyor. Bir de yani hükümete bırakıyor diğer şeyleri. "Hazırlıklarımız var" diyor ama ne tür hazırlıklar var oradan bahsetmemiş. Oysa CHP şu anda 1. parti, bir gölge hükümeti var. Bu hükümetin Türkiye'nin bütün sorunlarında olduğu gibi Kürt sorununda da kapsamlı bir çözüm ortaya koyması gerektiğine inanıyoruz.

Ruşen Çakır: Peki DEM Parti'ye ne diyeceksiniz? Raporun dışında, şimdi 15 aylık süreçte çok beklenmedik ama çok önemli bir süreç yaşanıyor ve esas olarak burada DEM Parti, onun kadroları, yöneticileri bunu taşıyorlar. Şu ana kadar performanslarını nasıl buluyorsunuz? Ben eleştirdiğim zaman bana çok kızıyorlar ama bilemiyorum. Yani hakikaten başarılı bir performans sergiliyorlar mı? Özellikle şu husus önemli biliyorsunuz: Kendilerinden olmayan kesimlere, kendilerine şüpheyle bakan kesimlere karşı bir güven duygusu yaratabiliyorlar mı?
Zübeyir Aydar: Şimdi DEM Parti tabii sürecin içinde, bence eleştirilere açık olmalılar. Eksikleri de var. Senin değindiğin konu önemli. Yani kendilerinden olmayan özellikle diğer kesimlerle çok daha sıkı anlatabilmeleri, bir araya gelebilmeleri, Türkiye'de kamuoyunu oluşturabilmeleri; yani kendi cenahlarında, hepsi onlara düşmüyor. Burada hükümete düşen çok büyük görev var ama DEM Parti bu konuda kendi tabanı dışında diğer kesimlere çok daha fazla çaba sarf ederek kendisini anlatabilmeli, süreci anlatabilmeli. Kendi doğrusunu onlara da taşırabilmeli ve sürece destek sağlayabilmelidir.
Ruşen Çakır: Burada şöyle bir husus var biliyorsunuz. Sürekli tekrarlanan; Bahçeli tekrarlıyor, Kandil'de örgütün üst düzey isimleri tekrarlıyor. "Geri dönüş yok" diyorlar. Birbirinden farklı kesimler artık bu gidilen yoldan geri dönüş yok diyorlar. Ama ilerisi konusunda da hepsinin birtakım kaygıları, şüpheleri vesaire var. Şimdi geri dönüş yoksa ama sorunlar da varsa bu iş nasıl olacak? Çünkü geri dönüş olursa herkes için felaket olacağı yolunda bence de doğru olan bir tespit var. Ama "geri dönüş yok" dediğiniz zaman iş bitmiyor. Yani bir de ilerleyebilmesi lazım.
Zübeyir Aydar: 15 aydır bir yürüyüş var. Biz çok yavaş buluyoruz. Şimdi Bahçeli işte diyor ki "Gemileri yaktık. Geri dönüş yok." Temennimiz öyle olmasıdır. Bir daha geri dönüş olmaması için elimizden geleni yapacağız. Çabalayacağız. Bu hepimize düşüyor ama bu tek taraflı değil. Bu anlamda herkes kendi cenahında katkısını sunarak süreci ilerletmeli. Bu şu anda işte kanunlar, yani hukuki düzenlemeler düzeyine gelmiş. Bu Meclis’in komisyonu bir rapor yazacak ama ortaklaşabilirler mi onu da bilmiyorum. Ortaklaşırlarsa iyi olur ama çözüm temelinde ortaklaşmalarını istiyoruz. Fakat çok şey tartışmamız gerektiğine inanıyorum. Benim önerim şu: Her şeyi tartışalım, birbirimizi zorlayalım da ama devam ettirelim. Yani devam etmesi, geri dönüşün olmaması hepimizin yararınadır.

Ruşen Çakır: Peki Suriye meselesi... Dönüp dolaşıp Suriye konuşuyoruz. Sizin çok daha yakından takip ettiğinizi düşünüyorum Suriye meselesini. Hep çelişkili haberler geliyor. Mesela en son bugün Mazlum Abdi'nin söyledikleri, dün bilmem kimin söyledikleri; ‘‘işler iyi gidiyor’’ diyenler var, ‘‘askıya alındı’’ diyenler var. ‘‘Amerika Birleşik Devletleri muhakkak bu sorun çözülsün diye bastırıyor’’ diyenler var. Ankara'nın politikası hakkında resmî açıklamalar genellikle sert tondan yapılıyor. Öcalan'ın bir şekilde devrede olduğunu tahmin ediyoruz ama nasıl devrede olduğu konusunda çok fazla bilgimiz yok. Suriye meselesi Türkiye'deki olayla çok iç içe. Yani birbirinden ayrılması da galiba mümkün değil. İkisi birbirini kolaylaştırır mı yoksa özellikle Suriye'deki birtakım sorunlar Türkiye'deki süreci de riske atar mı?
Zübeyir Aydar: Şimdi evet, birbiriyle iç içe. Burada bütün çabamız Suriye'de bu işin merkezle yani Şam'la Haseke arasında doğru bir diyalogla ve Suriye'nin bütünlüğü çerçevesinde ama herkesin haklarının gözetildiği, bütün etnik ve dini grupların haklarının gözetildiği, herkesin söz ve karar sahibi olduğu bir temelde çözülmesidir. Amerikalılar da, Avrupalılar da, arabulucu olanlar da bu çerçevede yaklaşıyor. Yalnız Türkiye'nin buradaki tutumunu anlayabilmek biraz zor, yani biliyoruz fakat doğru bir tutum olmadığını biliyoruz. Türkiye yöneticileri ikide bir Şam'a gidiyorlar. Üsttenci bir dille, tehditlerle bu meseleye yaklaşıyorlar. Bu doğru değil. Şimdi her gün Şam'a gidenler bir gün de Haseke'ye, Kamışlı'ya uğrasalardı ne olacaktı? Aslında Türkiye burada sorun çözen taraf olmalıydı, sorun çıkaran taraf değil. Türkiye tarafları Ankara'da bir araya getirmeliydi. Kürtler bu konuda çok net ve hazırlar. Bu böyle olmalı diye düşünüyorum. Sorun birbirini ilgilendiriyor. Olumlu anlamda olumlu yansır; olumsuz anlamda da olumsuz yansır. Burada bir Türkiye vatandaşı olarak şöyle bir şey olabilir. Şimdi Türkiye'de vatandaşların Kıbrıs Türkleri için belli bir duyguları var. Kıbrıs'taki Türklerin hak sahibi olmasını istiyorlar. Türkiye'nin büyük bir kısım vatandaşı da Suriye'de Kürtlerin de hak sahibi olmasını istiyorlar. Biz Türkiye'den, dışarıdaki Türklere nasıl yaklaşıyorsa hükümetin dışarıdaki Kürtlere de aynı yaklaşımı göstermesini, Kıbrıs benzeri bir yaklaşımı da Kürtlere göstermesini istiyoruz, temenni ediyoruz. Böyle olması gerektiğini söylüyoruz. Bir hususu daha burada şöyle anlatmak istiyorum. Şimdi bakın, 1916 yılında bir Fransız diplomat işte François Georges-Picot ve bir İngiliz diplomat Mark Sykes bir araya geldiler. Haritalar üzerinde Osmanlı İmparatorluğu'nu bölüştürdüler. Şu anki mevcut sınırlar büyük ölçüde Sykes-Picot sınırlarıdır. 100 yıl önce bu sınırlar yoktu. Şimdi Sykes-Picot anlaşmasının sınırlarının Türkiye hükümeti tarafından kutsal görünmesini, o sınırların korunmasını anlamış değiliz. Bu anlaşmaya niye bu kadar sahip çıkıyorlar? Kürt korkusundan olduğunu biliyoruz. O korku yerinde değil. Onu yenmeleri lazım. Kürtler tercihlerini Türkiye ile birlikte ortaya koyuyorlar. Türkiye ile birlikte beraber eşit haklar temelinde birlikte yaşayalım diyoruz. Bu korkuyu da aşalım ve Sykes-Picot anlaşmasına da saygılı olmayalım. O anlaşma bütün bölgeyi bozdu. Bugüne kadarki bütün o sınırları, o zorlukları, o savaşları bu anlaşma getirdi. Buna da saygı duymuyoruz. Duymamamız gerektiğine inanıyorum.

Ruşen Çakır: Peki nasıl bitirelim Zübeyir Bey? Sizi şu ana kadar konuştuğum sürgündekiler içerisinde en iyimser olanlardan birisi olarak gördüm. Bunun kötü bir şey olduğunu söyleyecek halim yok. Benim de adım burada iyimsere çıktı. Hatta benimle bu yüzden dalga geçiyorlar. Nasıl bitirmek istersiniz?
Zübeyir Aydar: Şimdi iyimserlik yoksa da görevimiz iyimserliği yaratmaktır. Yani uygun ortam yaratmaktır. Şurada Türkiye yöneticilerine ve herkese şunu söylüyoruz: Kürt tarafı olarak biz bu süreçte samimiyiz. Bu süreci bir ortak çözümle, barışçıl, demokratik bir çözümle sonlandırmak istiyoruz. Bir daha kimse kimseyi acıtmasın. Her şeyi tartışalım ama çatışmayalım. Ve ‘‘bin yıllık kardeşlik hukuku’’ deniyor. Gerçekten o kardeşlik hukukunu oluşturalım. Yani birbirimizi kandırmayalım. Yani "alavere dalavere Kürt Memet nöbete" o kandırmadan vazgeçelim. Her şeyi gerçeklikle ortaya koyalım. Biz buna varız. Burada hükümetin, karşımızdakilerin de ellerini çabuk tutmalarını istiyoruz. Bölge kaynıyor. Türkiye'nin kuzeyinde ve Karadeniz'de farklı şeyler oluyor. Ta Ankara'ya kadar böyle dronelar geliyor. Türkiye gemileri hedef alınıyor. Bölgede Gazze'den başlayıp İran'a kadar yayılan savaş bitmiş değil. Hepimiz bunun ortasındayız. Cumhurbaşkanı ve diğer yöneticiler çağrı yapıyor. Diyorlar ki "İç cepheyi güçlü tutalım, örelim." Bu tamam, buna varız. İşte diğer taraftan da dün Meclis Başkanı diyor ki "Elimizi çabuk tutalım, bu fırsatı kaçırmayalım." Katılıyoruz ama bu fırsat tek taraflı yaratılan çabalarla gitmez. Burada bir an önce karşı tarafın daha hızlanması lazım. Her şeyden önce bu işi başlatan Kürt tarafında bu işin başı Başkan Abdullah Öcalan'dır. Onun şartlarının siyaset yapabilir, serbest siyaset yapabilir duruma getirilmesi lazım. Bir an önce adımlar atılsın ve hukuki adımların da atılmasını bekliyoruz. Biz bu konuda varız. Devam etmek istiyoruz. Bu işi sonlandırmak istiyoruz. Herkesin çıkarı temelinde, kimseye zarar temelinde değil. Böyle bir büyük barış yapmak istiyoruz. Bu yüzyılın barışı olsun. Öyle düşünüyoruz. Türkiye yöneticileri de gitsin Nobel ödülleri alsınlar. Bu barışı yapanlar kimse iki taraf da gitsin bu Nobel ödüllerini alsın. Hak ediyorlar, eğer yaparlarsa.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Zübeyir Bey yayınımıza katıldığınız için. Sağ olun. Bakalım eğer Türkiye'ye dönerseniz stüdyoda bir yayın yaparız artık. Öyle diyelim.
Zübeyir Aydar: Ben teşekkür ederim. Selamlar.

Ruşen Çakır: Sağ olun. Sağ olun. Evet, sürgündeki Kürt siyasetçilerin sürece bakışını Zübeyir Aydar'la konuştuk. 31,5 yıldır yurt dışında olan Zübeyir Aydar çok iyimser. Karşılıklı olarak atılacak adımlarla bunun yüzyılın barışı olabileceğini ve tarafların hatta bunun sonucunda Nobel alabileceğini söylüyor. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
04.01.2026 Venezuela dersleri: “İç cepheyi tahkim”in ciddiyeti ve aciliyeti
04.01.2026 Erdoğan’ın uçağına hangi gazeteciler binebilir?
03.01.2026 Nedir şu ucuz kahramanlardan çektiğimiz!
02.01.2026 Devlet eliyle “sivil” eylem: Galata Köprüsü’nde Gazze buluşması
01.01.2026 2026’da sürprizlere hazır olalım
31.12.2025 2025: Ayakta kalmanın çok zor olduğu bir yıldı
30.12.2025 Yalova’da yaşananlara şaşıran var mı?
29.12.2025 Hafta Başı (63): Yalova'da yaşananların anlamı | 2025'ten geriye ne kaldı? | 2026'da neler olabilir?
29.12.2025 Yargı vesayetinde son perde
28.12.2025 2025’in ardından: “Beni sürecim senin sürecini döver!”
04.01.2026 Venezuela dersleri: “İç cepheyi tahkim”in ciddiyeti ve aciliyeti
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı