Demirtaş olmadan olmaz

01.08.2026 medyascope.tv

1 Ağustos 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları.
Dün "Haftaya Bakış"ta Kemal Can'la da tartıştığımız bir konuyu, Selahattin Demirtaş meselesini ele almak istiyorum. Bugün de Roj Girasun'la yaptığımız kayıtta da bu konu önemli bir yer tutuyor. Şöyle ki Selahattin Demirtaş, önümüzdeki hafta Meclis'e gelmesi ve oylanması beklenen çerçeve yasa kapsamında yer almıyor, almıyormuş. Daha öncesinde, herhâlde o da bu kapsamdadır diye düşünüyordum. Fakat onun yargılanma gerekçesi çerçeve yasanın kapsamında değil. Çerçeve yasa esas olarak doğrudan PKK ile ilişkili, PKK üyesi ya da ona yataklık yapan vesaire kişileri kapsayacak. Selahattin Demirtaş'ın yargılandığı kanunlar daha başka olduğu için kapsam alanına girmiyormuş. Ama şurası da bir gerçek; zaten Demirtaş hakkında çok sayıda karar var, onun cezaevinde kalmaması gerekiyor. Cezaevinde kalması tamamen siyasi irade. Siyasi irade derken de Cumhurbaşkanı Erdoğan. Cumhurbaşkanı Erdoğan istese Selahattin Demirtaş çoktan tahliye olurdu. Şimdi yine onun durumu siyasi iradeye, yani yine Erdoğan'ın kararına kalmış durumda.
Peki nasıl olacak? Diyelim ki çerçeve yasa geçti. Ondan sonra o beklenen tespit ve tescil yapıldı. MİT bir rapor hazırladı. O raporu Millî Güvenlik Kurulu'na verdi. Millî Güvenlik Kurulu raporu onayladı ve PKK'nın feshini resmen ilan etti ve binlerce kişi bundan yararlanacak. Kim bunlar? Cezaevinde örgütle ilgili yatan 5.000'e yakın kişinin önemli bir kısmı, çoğu Avrupa'da olan; eski değişik partilerde siyaset yapmış belediye başkanı, milletvekili, parti yöneticisi gibi isimler ve de çoğu Kandil'de olan PKK militanları... Bunlar yararlanabilecekler. Üst düzey yöneticiler kapsama dışında. Bunlar yararlanabilecekler ve binlerce kişiyi bir şekilde kapsayacağı söyleniyor. Ama Selahattin Demirtaş yine içeride duracak. Bu akıl alır gibi bir şey değil. Yani şimdi tabii ki şu var: PKK'ya özel bir yasa çıkıyor, diğer kişiler bundan yararlanamıyor ve burada daha şimdiden başlar gibi olan bir anayasada eşitlik ilkesi tartışması var. Ama bunun ötesinde diyelim ki Osman Baydemir ve diğer yurt dışındaki partililer Türkiye'ye gelebilecekler ama Selahattin Demirtaş dışarı çıkamayacak. Bu, her şeyden önce yasanın ve bu sürecin inandırıcılığına çok büyük bir darbe indirir. Ama onun ötesinde şu da var: Türkiye'nin ve bu sürecin Selahattin Demirtaş'a ihtiyacı var.
Bakın ne oldu? Kabaiş ailesi gitti, Selahattin Demirtaş'la görüştü. Sonra Güran ailesi gitti, Selahattin Demirtaş'la bakanlık izniyle görüştü. Selahattin Demirtaş oralardan, cezaevinden yaptığı açıklamalarla bu davaları sahiplendi. İnsanlar, mağdurlar sorunlarının çözümü için Selahattin Demirtaş'a gidiyor. Selahattin Demirtaş onları dinliyor ve yaptığı açıklamalar çok geniş bir kesim tarafından ciddiye alınıyor, önemseniyor. Çünkü Selahattin Demirtaş gerçekten Türkiye'de bir hareketin, en azından sivil kanadının diyelim, lideri pozisyonunda. Bunu görmek lâzım, kabul etmek lâzım. Tabii ki bu Kürt hareketinin lideri ya da Devlet Bahçeli'nin tabiriyle kurucu önderi Abdullah Öcalan, doğru. Ama Abdullah Öcalan'ın liderliği esas olarak bu hareketin silah yönüyleydi ve şimdi tamamen bu hareket sivil siyasete angaje olmak istiyor. Bütün bu süreç de bunun üzerine inşa ediliyor. ‘‘Demokratik siyaset’’ deniyor, ‘‘silah artık bitti’’ deniyor. Çok güzel, ülke için çok önemli bir gelişme. İşte demokratik siyaset konusunda kendisini defalarca kanıtlamış bir ismin, yani Selahattin Demirtaş'ın, burada bu sürecin başarılı bir şekilde ilerlemesine katkıda bulunmasına izin verilmiyor. Yani verilmiyor demeyeceğim. Tahminim o ki yasa geçtikten sonra geri dönüşler başlayınca Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğerleri de tahliye edilecektir diye düşünüyorum. Ve tabii ki umuyorum ama emin değilim.
Çünkü ortada bir tür, hani nasıl söyleyeyim, ‘‘kan davası’’ gibi bir şey var; "Seni başkan yaptırmayacağız" sözüyle sembolize olan. Ama Demirtaş'a kesinlikle ve kesinlikle ihtiyaç var. Özellikle şundan ihtiyaç var: Kürt hareketinin kendi kitlesi, tabanı dışındaki kesimlere hitap edebilmesinde ya da şöyle söyleyelim kabaca, Türk kamuoyu ve Kürt kamuoyu varsa, Türk kamuoyuna Kürtler adına konuşabilecek, onlarla tartışabilecek, onları ikna edebilecek ya da en azından onların ilgisini ve merakını çekebilecek ilk isim, tek isim demiyorum, o kadar abartmayalım ama ilk isim Selahattin Demirtaş. 2015 Haziran seçimleri ortada. Rekor kırdı HDP kendi tarihinde ve o, Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarının HDP'yi Türkiye partisi yapma çabalarının bir sonucuydu. Bunları akılda tutmak gerekiyor ve dolayısıyla aslında sözü de çok fazla uzatmamak lâzım.
Artık onca zaman geçti. Selahattin Demirtaş'ın bir an önce özgürlüğüne kavuşması ve kaldığı yerden kolları sıvayıp bu barış sürecine, barış için atılan adımlara aktif bir şekilde, öncü bir şekilde dâhil olması gerekiyor. Aksi takdirde daha baştan sakat bir süreç doğmuş olur. Çok uzatmak istemiyorum. Bu söylediklerimi daha önce de değişik şekillerde söyledim, yine tekrarlamak istiyorum. Burada bir husus var tabii ki: ‘‘Öcalan onu istemiyor’’ diye düşünenler de var. Yani olayı sadece Erdoğan'la ilişkilendirmeyip Öcalan'ın da onu istemediğini düşünenler var. Bundan çok emin değilim. Şu olabilir: çok güçlü, sivil alanda tek başına liderlik yapan bir Demirtaş'ı belki istemiyor olabilir Öcalan; ama zaten Avrupa'dan gelecek olan deneyimli siyasetçilerle birlikte orada büyük bir deneyimli kadro oluşacak ve Selahattin Demirtaş bir anlamda onların içerisinde bir adım, iki adım daha öne çıkmış birisi olacak. Bu hâliyle Öcalan'ın da Selahattin Demirtaş'a çok fazla itiraz edeceğini sanmıyorum.
Bugün çok değişik birisine ithaf etmek istiyorum. Dün hayatını kaybetti. Ben onu tanıdığımda Öykü Didem Aydın'dı adı. Yaklaşık 3-4 yıl önce bir şekilde tanıştık. Hukukçu, doçent, Hacettepe Üniversitesi'ndeydi ama okuldan uzaklaştırıldı. Kendisi insan hakları konusunda çok çaba sarf eden, özellikle LGBTİ+ konusunda çok çaba sarf eden bir hukukçuydu. Çok zeki birisiydi, çok donanımlı birisiydi. Bizde bir müddet "Hukuk Okulu" diye bir program yaptı, videolar yaptı ama çok sürdürmedi. Daha sonra bizim "Gökkuşağı Bülteni"nde, LGBTİ haklarını ele aldığımız bültenlere defalarca konuk oldu kendisi. Sonra bir müddet kendisini unuttum ama şunu biliyorum; videoları daha fazla yapmak istemediği zaman kendisine telefonda epey dil döktüğümü hatırlıyorum. Ama bir şekilde daha fazla yapmak istemediğini söyledi, kişisel nedenlerle herhâlde. Sonra adını Alexey Rûyan Aydın olarak kullanmaya başladı. Kadın olarak doğup erkek olmayı tercih eden birisi ve LGBTİ haklarını da onun için, özellikle içeriden birisi olarak savunan birisi. Ama bildiğim kadarıyla — yanlışım varsa tanıyanlar düzeltir — ameliyatları olamadan hastalığa kapılıp yaşam mücadelesini maalesef dün sonlandırmak zorunda kaldı, kaybettik. Çok farklı birisiydi; çok zeki, yaratıcı ve ülke için, insanlar için çalışan birisiydi. Her türlü ayrımcılığa karşı mücadele eden bir hukukçuydu. Kendisini saygıyla ve rahmetle anıyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
01.08.2026 Demirtaş olmadan olmaz
31.07.2026 Hoca'nın parti siyasetine vedası |
28.07.2026 Transatlantik: Çözüm süreci bölgeyi nasıl etkiler? | ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşması
26.07.2026 Süreç karşıtlarına acı haber: Engeller teker teker aşılıyor
25.07.2026 YENİ Parti üzerine ilk gözlem ve düşünceler
25.07.2026 Feyza Akınerdem ile söyleşi: “YENİ Parti otoriter rejime karşı demokratik bir koalisyonu örgütleyebilir”
24.07.2026 Yeni Parti'nin "Türkiye İttifakı"nı gerçekleştirmesi mümkün mü? |
23.07.2026 Önce sürgündeki Kürt siyasetçiler dönecek
22.07.2026 Yeni ana muhalefet partisini beklerken
21.07.2026 “Çerçeve yasa”nın eli kulağında
01.08.2026 Demirtaş olmadan olmaz
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı