Sinem Dedetaş'ın suçu ne?

30.07.2026 medyascope.tv

30 Temmuz 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Dün İstanbul'da Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş da gözaltına alındı. Yine yolsuzluk, usulsüzlük suçlamaları var ve biz buna şaşırmadık. Daha öncekilere de şaşırmıyoruz. Buna da şaşırmadık. Bundan sonrakilere de herhâlde şaşırmayacağız. Ne oluyor, ne bitiyor? Bunu anlamak için bir olay anlatmak istiyorum. Dün Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel'le röportaj yaptık Medyascope için, görmüşsünüzdür. Partisi ile ilgili bütün sorularımızı çok açık bir şekilde cevapladı ve orada belediyelere yönelik operasyonlar da tabii gündeme geldi. Kendisi şöyle bir şey anlattı. Karşılıklı oturuyorduk. Bana dedi ki, "Sizin olduğunuz yerde ben oturuyordum, benim olduğum yerde bir belediye başkanı arkadaşım geldi, beni görmek istedi," dedi. Ve şunu anlatmış: Bulunduğu bölgenin eski bir AK Parti milletvekili bu belediye başkanına demiş ki, "15 gün içerisinde sana operasyon yapılacak ama eğer AK Parti'ye geçersen bu olmayacak." Bunu açık açık söylemiş. Ve o da Özgür Özel'e bunu anlatıyor. Özgür Özel kendisine sormuş, "Peki ne yapacaksın?" diye. O da demiş ki, "Ben bir şey yapmayacağım. Hapisse hapis. Ben görevimin başındayım. AK Parti'ye falan da geçmiyorum." Bunun ismini vermedi. Eğer kısa bir süre içerisinde yeni bir operasyon olursa, ki hiç şaşırmayız, muhtemelen Özgür Özel'in bahsettiği kişidir diyelim.
Ki şu ana kadar birçok olay gördük. Ne oldu? Aydın'da, Afyon'da belediye başkanları AKP'ye katıldı. Başka yerlerde de, Gaziantep, Şehitkamil falan, İstanbul'da bazı yerler katıldı. Ve İstanbul'da yeni birtakım ilçelerin AK Parti'ye katılacağı söyleniyor. Bildiğim kadarıyla Tuzla var, Şile var. Bir ihtimal Çekmeköy de deniyor. Bunlar niye AK Parti'ye gidiyorlar? Baktığınız zaman meselâ bir Afyon, Aydın, bu belediye başkanları, özellikle kadın belediye başkanları, çekirdekten Cumhuriyet Halk Partili. Değişik kademelerde görevler yapmışlar, milletvekilliği yapmışlar ve partilerine aşağıdan gelmiş kişiler ama bir andan sonra saf değiştiriyorlar. Neden saf değiştiriyorlar? Siyasi çizgi değiştirdikleri için mi? Değil. Daha doğrusu şöyle söyleyeyim, çok da fazla siyasi çizgileri yokmuş. Particilik yapıyorlarmış. Ama zoru görünce, tabii ki suçlamaları görünce, haklarında soruşturmaları görünce ve tabii ki Ekrem İmamoğlu ve diğer belediye başkanlarının başına gelenleri görünce kendilerini kurtarmanın yolunu arıyorlar.
Sinem Dedetaş'ın adı da bir süredir bir şekilde ‘‘AK Parti'ye geçti geçecek’’ ya da ‘‘Yeni Parti’ye geçmeyecek, Cumhuriyet Halk Partisi'nde kalacak.’’ Bir de bu var biliyorsunuz, CHP'de kalanların başına bir şey gelme ihtimali daha az oluyor, onu da biliyoruz. Ama Sinem Dedetaş bu konuda kısa bir süre önce bir soru üzerine çok net bir şekilde böyle bir şey yapmayacağını, bir şey varsa, hani ne denir, siyasi iktidarın yargı yoluyla bir şeyi varsa bu yüzden geri adım atmayacağını söylemişti ve nitekim gözaltına alındı. Umarım tutuklanmaz, tutuksuz yargılanır. Ama daha önce benzer olaylarda, en son İzmit'te yine bir kadın belediye başkanı ve yine onun da adı ‘‘AK Parti'ye geçiyor’’ diye geçmişti, geçmedi, içeri atıldı ve tutuklandı. Burada da benzer bir olayla karşı karşıyayız. Görüyorsunuz, insanlara karşı kazanamadıkları yerleri AK Parti böyle cezalandırma yoluna gidiyor. Üsküdar'ın çok önemli bir özelliği var tabii ki. Üsküdar Erdoğan'ın ilçesi, Erdoğan'ın evi Üsküdar'da. Yıllarca Millî Görüşçü belediye başkanları orayı yönetti. Hilmi Türkmen, en son kaybeden Hilmi Türkmen bir türlü kaybı sindiremedi ve kaybettiği andan itibaren sürekli Sinem Dedetaş aleyhine elinden gelen her türlü kampanyayı şunu bunu yapmaya çalışıyor ve herhâlde çok mutlu olmuştur. Kendisine 7 puan fark atan Sinem Dedetaş'ı, Üsküdar'ın ilk kadın belediye başkanını siyasallaşmış yargı eliyle, kendisi öyle düşünüyordur, cezalandırmak. Yani bir tür intikamı, sandıkta alınamayan intikamı nerede alıyorlar? Yargı eliyle alıyorlar, almaya çalışıyorlar. Birçok yerde bunu gördük. Meselâ Afyon örneğinde de öyleydi. Afyon'da, orada AK Parti ve MHP'nin çok güçlü olduğu bir yerde CHP'nin kazanması çok büyük bir şaşkınlık yaratmıştı. Orada da ya içeri girecekti ya AK Parti'ye geçecekti. Sinem Dedetaş gibi ve diğer başkaları gibi yürekli çıkmadı ve teslim oldu. Yani insanları, belediye başkanlarını teslimiyete ya da mahkûmiyete, yani mağduriyete; önlerine bu iki seçeneği koyuyorlar. Böyle acı bir olayla karşı karşıyayız.
Bu ülkede insanların seçtikleri belediye başkanları, bu aslında sadece son 2024 seçiminden sonra olan bir şey değil. Bu Güneydoğu'da yıllardır olan bir şey. Kayyum atamaları; orada yıllardır halkın ezici bir çoğunlukla seçtiği belediye başkanlarının yerine devlet görevlileri, kaymakam, vali vesaire atandı. Hâlâ öyle birçok yerde var. Bu ilk defa bu sefer 2024'ten sonra CHP üzerinden merkez partilere de yapılır oldu ve burada insanlar sınanıyor. Şimdi meselâ bir örnek var önümüzde, bekliyoruz. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, ne yaptı? CHP'den istifa etti, butlan kararından sonra ve dedik ki herhâlde bu yeni kurulacak olan partiye geçecek. Yeni kurulan partiye de geçmedi ve şimdi de tekrar, aslında uzun zamandır hep arada gündeme gelirdi, AK Parti'ye geçeceği yolunda dedikodular var. En son yaptığı açıklamada bağımsız olarak yola devam edeceğini söylemişti. Orada şunu özellikle vurgulamak lâzım. Benim bildiğim Cumhuriyet Halk Partisi yerel seçim öncesinde İzmir için yaptığı kamuoyu araştırmalarında bu kişi 3. sırada çıkmıştı. Ama kurultayda İzmir'deki belediye başkanları içinde değişimcileri, yani Özgür Özel'i destekleyen tek başkan olduğu için onu tercih ettiler ve normalde CHP'nin aldığı oyun daha altında bir oyla kazandı ama zaten garanti bir şeydi. Kim olsa kazanılacak bir seçimi kazandı ve kazandığı andan itibaren de sürekli bir şikâyet; hem partililer hem de vatandaş, sıradan İzmirliler tarafından.
Bu arada eski belediye başkanı, kendisinden bir önceki belediye başkanı Tunç Soyer'in hapse girmesinde bir şekilde dâhli olduğu yolunda çok güçlü iddialar var ki Tunç Soyer bizzat bunu dile getiriyor ve şimdi onun ne olacağını bekliyoruz. Aslında her şey olabilir ama ortada şöyle bir durum var: İzmirliler onu seçmedi; İzmirliler onu değil, o partiyi seçti. Ve o parti normalde aldığından daha az oy aldı. Üsküdar'da başka bir şey oldu. Üsküdar'da Sinem Dedetaş seçildi. Çünkü CHP orada çok büyük bir hamle yaptı. Kadın aday, başarılı kadın aday. Neydi? Gemi mühendisi ve Şehir Hatları'nın genel müdürüydü bir önceki büyükşehirde. Öyle deneyimli bir isimdi, parlak bir isimdi, genç bir isimdi ve tırnaklarıyla geldi, aldı. Ve şimdi boyun eğmediği için gözaltına alınıyor. Öte yandan kolaylıkla alınan seçimleri, belediye başkanlıklarını kendi gelecekleri için pazarlık konusu yapanlar var.
Bitirmeden şunu söylemek istiyorum. 19 Mart sürecinden bu yana Cumhuriyet Halk Partililer, şimdi mutlak butlan yeni bir olay olduğu için genel olarak CHP'li belediyelere baktığımızda bir yanda boyun eğmeyen, bir yanda da teslim olanlar görüyoruz. Meselâ Uşak, meselâ Antalya. Bunları görüyoruz. Ya da işte AK Parti'ye teslim olanlar... Kimisi cezaevinde teslim oldu, kimisi girmeden teslim oldu. Bir de seçilemeyip ondan sonra CHP'ye karşı, değişimci, seçilmiş CHP'ye karşı bayrak açan, mahkemeler açan, Hatay'da Lütfü Savaş diye bir deneyim var. Şimdi Yeni Parti ekibi herhâlde bunları önlerine kötü örnekler olarak koyuyorlardır. Niye bu kişileri aday yaptıklarını... Özellikle Lütfü Savaş'a o kadar büyük bir direnç vardı, ona rağmen yapıldı Lütfü Savaş. Muhittin Böcek'e çok ciddi itirazlar vardı, ona rağmen yapıldı. Afyon'daki, şimdi adını unuttum kusura bakmasın, bir daha da hatırlayacağımı sanmıyorum, onun özellikle Kürt düşmanı söylemlerinin yarattığı rahatsızlıklara rağmen kazanır diye aday yaptılar. Evet, kazandı ama gitti AK Parti'ye. O ırkçı şoven perspektifini alıp AK Parti'ye gitti vesaire. CHP'nin bir de bunları değerlendirmesi gerekiyor.
Tekrar Sinem Hanım'a dönecek olursak, kendisini 19 Mart sonrası yapılan İstanbul'daki mitinglerde görüyorduk. Hep eşiyle beraber geliyordu. Hatta İstanbul dışında birtakım mitinglerde de gördüm. Üsküdar'a yakın bir yerde oturuyorum. Üsküdar'da değilim ama kendisi hakkında şu ana kadar belediye başkanı olarak genellikle olumlu şeyler duydum. Ve tabii ülkenin klasik kuralı, iyi olan her şey bu ülkede cezalandırılıyor ya da cezalandırılmak isteniyor. Umarım Sinem Dedetaş özgürlüğüne kavuşur, tekrar görevinin başına döner. Ama şu hâliyle teslim olmaması nedeniyle kendisine buradan saygılarımı iletmek istiyorum.
Bugün bir eski dost, benden yaşça çok büyük, Ersin Nazif Gürdoğan. Ben hep Nazif Bey derdim. Nazif Bey benim gazeteciliğe başladığım yıllarda, İslamcılık çalışmaya başladığımda muhafazakâr camiada tanıdığım ilk isimlerden birisidir. Bir diğeri Nurculardan Mehmet Kutlular, ondan da daha önce bahsetmiştim. Nazif Bey o sırada faizsiz finans kurumunda üst düzey yöneticiydi. Albaraka'ydı galiba, çok emin değilim, o tarihlerde yeni yeni kurulan yerlerdi. Orada, özellikle onun iş yerinde diyelim, çok sohbetlerimiz olmuştur. Başka yerlerde de sohbetlerimiz olmuştur. Kendisi mühendisti, aynı zamanda işletme de okumuş ve doktoralı ve profesör, yanılmıyorsam 90'lı yıllarda ben onu tanıdıktan bir süre sonra profesör oldu. Bu gençlik hâlleri, hiç böyle tabii görmedim kendisini. Onun en büyük özelliği çok sakin, kibar, açık birisi olmasıydı ve çok ciddi bir teknoloji eleştirisi, modernizm eleştirisi yapardı. Hep bu konuları konuşurduk. Anti-modernist bir perspektifi vardı ve İslami harekete de böyle bir şeyin damgasını vurmasını istiyordu, umuyordu. Kendisi Nakşibendi idi. Mehmed Zahid Kotku, İskenderpaşa Dergâhı'nın şeyhi, ona bağlıydı. Ve bir kitabı vardır, ‘‘Görünmeyen Üniversite’’ diye, Zahid Kotku için yazdığı. Başka kitaplarını da görüyorsunuz, ‘‘Teknolojinin Ötesi’’, hep böyle bir teknoloji sorgulaması ama ‘‘Görünmeyen Üniversite’’, orada kastettiği Zahid Kotku’ydu üniversite olarak.
Nazif Gürdoğan’ın en büyük özelliklerinden birisi de İstanbul'da daha çok üniversitelerde okuyan dindar çocukları, öğrencileri etrafında toplamış bir isim olarak biliniyor. Nazif Bey teknoloji karşıtıydı ama teknolojiyi ya da işte moderniteyi yenemeyeceğinin de farkındaydı diyelim, öyle bir direnişi vardı. Ve yıllar sonra bir baktım AK Parti'nin ilk kuruluşunda Nazif Bey'in de adı var. Şaşırdım çünkü siyasetle ilgisi hep mesafeliydi, hep tutuktu. Ama belli ki orada kuruluş aşamasında değişik isimlere ihtiyaç olmuş ve ona da teklif edilmiş. Kurucu oldu ama sonra AK Parti'de herhangi bir faaliyetini görmedim. Ve sonra 2 yıl önce, evet ağustos, tam 2 yıl oluyor neredeyse, 79 yaşında hayatını kaybetti. Uzun zamandır kendisiyle görüşemiyordum ve ölüm haberini alınca çok üzüldüm. Çünkü ben o zamanlar, yani 23-24 yaşlarında bir genç solcu gazeteci olarak, İslamcılık araştıran birisi olarak genellikle ilk dönemlerde insanlar bana çok şüpheyle yaklaşırdı, ters davranırdı. Beni ilk sıcak karşılayan isimlerden birisidir. Nur içinde yatsın diyorum. Kendisine bir kere daha buradan sevgilerimi, saygılarımı ve minnetlerimi iletiyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
01.08.2026 Demirtaş olmadan olmaz
31.07.2026 Hoca'nın parti siyasetine vedası |
30.07.2026 Sinem Dedetaş'ın suçu ne?
29.07.2026 Öcalan Kürtlere ihanet mi ediyor?
28.07.2026 Transatlantik: Çözüm süreci bölgeyi nasıl etkiler? | ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşması
28.07.2026 Örgüt, Öcalan'ın devletle vardığı mutabakata uyacak mı?
27.07.2026 YENİ Parti’nin yol haritası: Genel Sekreter Yunus Emre anlattı
27.07.2026 CHP'nin tükenişi
26.07.2026 Süreç karşıtlarına acı haber: Engeller teker teker aşılıyor
26.07.2026 Remzi Kartal anlatıyor: Sürgündeki Kürt siyasetçiler dönüş hazırlığında
01.08.2026 Demirtaş olmadan olmaz
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı