Süreç karşıtlarına acı haber: Engeller teker teker aşılıyor

26.07.2026 medyascope.tv

26 Temmuz 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Çözüm süreci — "Terörsüz Türkiye" diyor iktidar, "Barış ve Demokratik Toplum Süreci" diyor Kürt hareketi, ben çözüm süreci diyeyim — bayağı iyi gidiyor. Başlıkta da dediğim gibi, sürece inanmayanlar, süreci istemeyenler, "buradan bir şey çıkmaz" diyenler biraz hayal kırıklığına uğrayacaklar, uğruyorlar. Adım adım engeller aşılıyor. Bunu bir süredir görüyordum. Değişik kanallardan, kaynaklardan birtakım sorunların çözülmekte olduğunu duyuyordum. Ama şunu biliyoruz ki, Mayıs ayındaki son görüşme, bir önceki son görüşmeden sonra Abdullah Öcalan uzun bir süre görüştürülmedi, ta ki pazartesi gününe kadar. Ama bu arada pazartesi gününden önce Öcalan'la devlet adına görüşenlerin bir mutabakata vardıklarını bir şekilde duymuştum ama doğrulatamamıştım. Çünkü çok hassas olduğu için insanlar bir şekilde bazı şeylerin kamuoyuna açıklanmasını istemiyorlardı. Ama Kandil'e gitmeden önce — Kandil'de biliyorsunuz önceki perşembe günü yaptık Duran Kalkan'la röportaj — sorunların büyük ölçüde aşıldığını duymuştum. Kandil'de Duran Kalkan'la yaptığımız yayında ve sonra yaptığımız sohbetlerde bunu doğrulamadı ama yalanlamadı da. Ve röportajı izlediyseniz görmüşsünüzdür, artık işlerin yolunda olduğunu düşünen bir Duran Kalkan, bir PKK yöneticisi vardı karşımda. Şikâyet pek yoktu, hele tehdit hiç yoktu.
Burada çok ilginç bir temel sorun, bir güven meselesi. Yıllardır çatışan iki tarafın birbirine güvenmesi öyle kolay bir şey değil. Ama bu güvenin inşası da pekâlâ mümkün. İki taraf da bunu istiyorsa bu güvenin inşası mümkün. Bunun yolu nasıl olur? Bunun yolu karşılıklı birtakım tavizlerden ve karşılıklı birtakım güvencelerden olur. Mesela PKK ne yaptı, Öcalan önce? O 27 Şubat deklarasyonuyla çok ciddi bir çıkış yaptı ve örgütü feshe çağırdı ve örgüt ‘‘evet’’ dedi. Fesih kararı aldı, silah bırakma kararı aldı ve sonra silahlar yakıldı sembolik olarak. Ülkedeki güçlerini çektiler, Irak'ın kuzeyindeki bazı yerleri terk ettiler. Bu bir tür o güveni tesis etmek için atılmış birtakım adımlardı, verilen güvencelerdi. Ama devletten uzun bir süre bir şey görmedik. Meclis komisyonunu gördük ve zamana yayılan bir şey oldu. Fakat sonra özellikle Devlet Bahçeli'nin ısrarıyla, bence bunun altını çizmek lâzım, bir şeyler hızlandı ve yasa, çerçeve yasa meselesi Türkiye'nin gündemine geldi. Artık bu hafta çerçeve yasanın Meclis’te olması, komisyonlardan geçmesi, hatta hafta bitmeden Genel Kurula gelmesi ihtimali çok yüksek.
Bu çerçeve yasa — şu ana kadar çıkan haberlerde görüyoruz, bayağı bir haber çıktı — sorunu kökten çözecek, bir anda bitirecek bir olay değil, o çok açık. Sorun derken Kürt sorununu kastetmiyorum, PKK sorununu kastediyorum. Ama bitirme konusunda çok ciddi bir kapı açılıyor. Şimdi söz konusu olan neler var? Bir, cezaevlerindekiler var. İki, Avrupa'dakiler var. Üç, Kandil'dekiler var. Bir anlamda Suriye'dekiler, ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan militanların büyük bir kısmının Kandil'e aktarıldığı söylenmişti. Esas olarak cezaevi, Avrupa ve Kandil. Buralarda binlerce kişiden bahsediyoruz. Binlerce kişinin hepsinin birden gelmesi ilk aşamada çok kolay olmayacak, orası muhakkak. Özellikle kamuoyunda bir tür tepkiye, infiale yol açabileceği düşüncesi anlaşılan devleti, iktidarı en çok tedirgin eden husustu ve görüldüğü kadarıyla kademe kademe bu olay aşılmak isteniyor ve ilk aşamada — hep öyle çıkıyor haberler, görüyorsunuz — doğrudan birisini öldürmemiş, silahlı eyleme katılmamış gibi birtakım kişiler ki bunların sayısı hiç az değil, binlerce kişi söz konusu, onların ülkeye dönüşü. Özellikle Avrupa'daki siyasetçilerin; eski belediye başkanları, milletvekilleri, parti yöneticileri meselâ, onlar çünkü örgüt adına propaganda yapmak vesaire çoğu bununla suçlanıyorlar. Örgüt feshedilince bu suçlamalar otomatik olarak düşecek. Cezaevlerinde çok sayıda insan var, yıllardır yatanlar var. Yakın dönemde girenler var. Hatta bazıları cezalarını yatıp infazları bitip tahliye de oldular. Biliyorsunuz, ‘‘30 yıllıklar’’ deniyor. Başkaları da olacak. Tabii ki yasal düzenleme ile birlikte cezaevlerinde de belli bir boşalma olacak.
Burada tabii sorun şu: Bir genel af söz konusu değil, PKK'ya özgü istisnai bir olay olacak. Ve burada şu haliyle bakıldığı zaman Meclis’te İYİ Parti dışında sanki bir konsensüs var gibi. Kılıçdaroğlu'nun CHP'si de herhalde itiraz etmeyecektir, Yeni Parti de itiraz etmeyecektir, ana muhalefet konumuna gelen Yeni Parti. Ve zaten DEM Parti ve ne kalıyor geriye? Cumhur İttifakı kalıyor. Büyük ölçüde bu olay hayata geçecek ama çok engeller aşılıyor ama birileri yine engeller çıkartmaya çalışacak. Bu birileri kimler olabilir? Bir, tarafların içinden bazı unsurlar olabilir, devletin ve örgütün içinden. Ama daha önemlisi dışarıdan bazı unsurlar olabilir. Aslında bölgesel konjonktür şu anda buna sanki daha elverişli gibi. Özellikle Amerika, Trump yönetimi ile Erdoğan arasındaki uyum işleri kolaylaştırıyor. Orada Erdoğan'la sorunu olan bir Amerikan başkanı olsaydı işler biraz daha karışabilirdi. Fakat özellikle İsrail ve İran'ın bu konuda hep birtakım niyetleri pekâlâ olacaktır. Bunu akılda tutmak lâzım.
Ama burada esas sorun şu: Taraflar hakikaten bunu istiyor mu? Çok zor ama bu noktaya gelindiğini görüyorum ben. Kandil'de bunu gördüm. Ve orada tabii çok önemli bir husus var, o da şu: Öcalan. Öcalan faktörü çok belirleyici. Öcalan'ın kabul ettiği bir mutabakata Kürt hareketi içerisinden itiraz edecek çok fazla kişi çıkamaz. Çıkmaz ve çıkamaz. Diyelim ki çıktı, etkili olma şansı yok ya da hemen hemen hiç yok diyelim. Ve anladığım kadarıyla da Öcalan'la devlet arasında bir mutabakat olmuş. Burada en temel sorulardan birisi, biliyorsunuz, Öcalan'ın statüsü meselesi. Bunu Devlet Bahçeli de çok dile getirmişti ve görüldüğü kadarıyla ilk aşamada bu söz konusu olmayacak, o anlaşılıyor. Yasal düzenlemenin Öcalan'ı kapsamayacağı konusunda çok işaret var, onu biliyoruz. Ama bu, ileride olmayacağı anlamına gelmiyor. Eğer bu süreç başarılı bir şekilde ilerlerse; önce eyleme katılmamışlar, Avrupa'daki Kürt siyasetçiler, Mahmur Kampı'ndaki vatandaşlar gibi, bunlar Türkiye'ye döner ve o toplumsal entegrasyon denen olay hayata geçirilirse, DEM Parti – ki Eylül ayında yeni bir kongre yapacak – bu sürece daha uygun bir şekilde kendini yeniden yapılandırırsa... Tekrar söylüyorum: Süreç karşıtları için üzgünüm, Türkiye için seviniyorum. Bu iş sanki oluyor.
Bu iş derken tekrar söylüyorum, Kürt sorununun çözümü değil, bu PKK sorununun çözümü ama bu sorunun çözümü Türkiye'de birçok şeyin önünü açacak. Şunu diyenler var biliyorsunuz; ‘‘Erdoğan bunu yaparak ülkedeki otoriterliğini, şunu, bunu daha da güçlendirmek istiyor.’’ Türkiye'de eğer siz PKK sorununu bir şekilde çözerseniz otoriter iddialı liderlerin, partilerin elindeki en büyük silahı da almış olursunuz. Ne üzerine inşa ediliyor otoriterlik? Devletin bekası üzerine inşa ediliyor. Devletin bekası denince de ilk akla gelen PKK, terörizm. Bu devreden çıktığı zaman Türkiye gerçekten yepyeni bir döneme girecek ve evet, bu olay gerçekleşiyor gibi. Ben açıkçası bundan bir vatandaş olarak mutluyum. Şunu da tekrar söyleyeyim, Duran Kalkan röportajının ardından bana lâf eden insanlar oldu. Büyük bir çoğunluk çok olumlu tepki verdi ama bir kısım kişiler çözümü istemedikleri için ve Duran Kalkan da çözüm lehine pozisyon aldığı için çok kızdılar. Bir yığın lâf ettiler. Kusura bakmasınlar. Bu Duran Kalkan röportajının, bu çözümün toplumsallaşmasında bir rol oynadığını düşünüyorum ve bundan sonra da yine aynı şekilde bu sürecin toplumsallaşmasına katkı sunabilecek birtakım gazetecilik faaliyetlerini şahsen ve kurum olarak, Medyascope olarak aynen sürdürmeye devam edeceğiz. Çünkü bu iş Türkiye'nin, hepimizin hayrına.
Bugün çok sevdiğim bir entelektüelden bahsetmek istiyorum. Kendisini 4 yıl önce kaybettik. Yıl dönümünü birkaç gün kaçırdım, 23 Temmuz'da hayatını kaybetmişti. Rasim Özdenören. Rasim Bey benim gazeteciliğe başladığımda, 85 yılında, kısa bir süre sonra röportaj yaptığım, hani İslami kesimin aydınlarından, ilklerinden birisiydi. Kitaplarını okumuştum, öykülerini, denemelerini. Ve dindar birisi, biliyorum, İslami kesimden birisi ama hep öyle bir varoluşçu gibi gelmişti. Kendisiyle Nokta dergisi için çok güzel bir röportaj yapmıştık ve ondan sonra da sürekli, hatta başkalarına da, İslami kesimin gazetecilerine falan da o röportajı örnek verdi, eksik olmasın. Rasim Bey'in bir çevresi vardı. Bir kere kardeşi Alâeddin Özdenören, hemşehrisi Erdem Bayazıt meselâ, onların hepsiyle tanıştım. Akif Bey'le, Akif İnan'la da tanıştım. Bir tek tanışamadığım Cahit Zarifoğlu oldu. Cahit Zarifoğlu zaten apayrı birisiymiş. Okuduğum birisi, evet sakallı olan kişi, hakkında hep çok iyi şeyler duyduğum birisi ama tanışma imkânım olmadı. İşte burada görüyorsunuz Erdem Bey, Akif Bey ve Rasim Özdenören. İki ayrı dünyanın insanıyız ama aynı dünyanın insanıyız ve o duyguyu bana veren kişilerden birisidir Rasim Bey ve arkadaşları, öyle söyleyeyim. Ama esas olarak Rasim Bey. Sonra ne oldu? Pek görüşemez olduk. Ama ben onu hep takip ediyordum uzaktan da olsa. Bürokrattı aynı zamanda kendisi, yazarlığının dışında. Ama hep iyi bir insan olarak hatırladım, hatırlıyorum. Ve kendisini sevgiyle ve saygıyla anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
26.07.2026 Süreç karşıtlarına acı haber: Engeller teker teker aşılıyor
25.07.2026 YENİ Parti üzerine ilk gözlem ve düşünceler
24.07.2026 Yeni Parti'nin "Türkiye İttifakı"nı gerçekleştirmesi mümkün mü? |
23.07.2026 Önce sürgündeki Kürt siyasetçiler dönecek
22.07.2026 Yeni ana muhalefet partisini beklerken
21.07.2026 “Çerçeve yasa”nın eli kulağında
20.07.2026 Dr. Edgar Şar ile söyleşi: CHP’den “yeni parti”ye süreklilik ve değişim
20.07.2026 Kandil izlenimleri (3): Yarım yüzyıllık bir sayfa kapanmak üzere
19.07.2026 Kandil izlenimleri (2): Üniformalar ne zaman çıkarılacak?
18.07.2026 Kandil izlenimleri (1): Cümleler Öcalan ile başlıyor Öcalan ile bitiyor
26.07.2026 Süreç karşıtlarına acı haber: Engeller teker teker aşılıyor
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı